Deniz Ticaret Odası seçimlerinde gördük ki sektörün güçlü isimleri ve büyük firmaların desteği, adayların meclise girmesine yetmedi.

Deniz Ticaret Odası seçimlerinde gördük ki sektörün güçlü isimleri ve büyük firmaların desteği, adayların meclise girmesine yetmedi. Kazanmasına kesin gözüyle bakılan isimler sandıkta kaybetti; büyük destek açıklamaları beklenen sonucu getirmedi. DTO seçimleri, sahadaki sessiz tercihlerin ve değişim talebinin gücünü gösterdi. Tarafların açıkladığı 59-61’lik dağılım henüz resmiyet kazanmazken, olası itirazlar ve Cuma günü yapılacak başkanlık seçimi hala belirsizliği koruyor. Keza 3 oy farkla kazanmak başarı mıdır, o da ayrı…

Denizciler iyi bilir: Suyun yüzeyi sakin görünür ama aşağıda bambaşka bir hareket vardır. Deniz Ticaret Odası seçimlerinde de bunu gördük. Seçim öncesinde “Dip dalga geliyor” diyenlere bazıları inandı, bazıları ise pek ihtimal vermedi. Hatta “Tsunami mi geliyor?” diyerek işi tiye alanlar da oldu. Sandıklar açılınca, bu ihtimali küçümseyenlerin hesaplarının her yerde tutmadığı ortaya çıktı. Dip dalgayı tiye alanlar, kendilerini tsunaminin içinde buldu.

Demek ki dip dalga yukarıdan göründüğü kadar sakin değilmiş!

Dip dalganın etkisini özellikle meclis dışında kalan isimlerde gördük. Acenteler Komitesi’ni sarı liste kazandı. Sektörün dev römorkör şirketlerinin temsilcileri seçilemedi. Tamir ve Bakım Komitesi’nde yarışan Fuar Komitesi Başkanı Orhan Gülcek de kaybedenler arasındaydı. Meclis Başkanı Başaran Bayrak meclise giremezken, yönetim kurulu üyeleri Barış Türkmen ve TURSSA Başkanı Zihni Memişoğlu da seçilemedi. Kazanmasına kesin gözüyle bakılan bazı adaylar da sandıktan bekledikleri sonucu alamadı.

Sektörün büyük firmalarıyla verilen fotoğrafların tek başına seçim kazandırmadığını hep birlikte gördük. Şirketlerin büyüklüğü, mevcut görevler ve açıklanan destekler, sandıktan çıkmak için yeterli olmadı. Kimi rotasını korudu, kimi beklemediği bir akıntıya yakalandı.

Sahayı doğru okumak…

Kendimi övmeyi, hele yazının merkezine koymayı sevmem. Ancak yıllardır bu sektörün içinde olan bir gazeteci olarak, insanların benimle rahatça konuşmasının sahadaki havayı okumama önemli katkı sağladığını söyleyebilirim. Seçime ilişkin tahminlerimi paylaştığımda bana kızanlar da oldu, söylediklerimi pek ciddiye almayanlar da… Ben de “Hadi bakalım” deyip sandığı beklemeyi seçtim. Özellikle son üç günde sarı listeye toplu yönelişler olduğunu bazı yakın arkadaşlarımla paylaştım. Kendileri kim olduklarını bilir; seçim sonrasında da konuştuk.

Bir örnek vereyim: Yıldızlar Holding’den sevgili Şenol Kızıl kardeşime, “Mavi liste kazanırsa en fazla iki ya da üç meclis üyesi farkıyla kazanır. Bunun tam tersi de olabilir” demiştim. Dün akşam aradı ve “Senin dediğin çıktı” dedi. Ama mesele sonucu önceden bilmek değil. Mesele seçim sürecini doğru analiz etmek; kampanyaların sektörde bıraktığı izlenimi, aday profillerini ve açıkça dile getirilmeyen tercihleri okuyabilmek.

Bazı komitelerde, daha sandıklar açılmadan mavi listedeki arkadaşlara “Bu komitede kaybedeceksin” dedim. Çünkü yetki belgesini mavi listeye veren bazı isimlerin, sandıkta sarı listeyi tercih edeceğini biliyordum. Sektörün nabzını tutmak biraz da budur: Fotoğrafa gireni görmek kadar, fotoğrafa girmeyenin ne düşündüğünü anlayabilmek. Açıklanan desteği duymak kadar, sessiz itirazı da işitebilmek…

Hep söyledim: Yetki belgesi bir işaret olabilir; ancak kapalı sandıkta herkes kendi kararını verir. Asıl önemli olan, destek açıklamasını sandığa yansıtabilmek ve oy kullanmaya gelemeyecek üyeyi de sandığa getirebilmektir.

Bu açıdan baktığımda, Şadan Kaptanoğlu’nun kampanyasının karşılık bulduğunu düşünüyorum. Bence bu seçimin kazananı Şadan Kaptanoğlu’dur. Bunu başkanlığı kazandığı anlamında söylemiyorum. Başkanlık yarışı henüz sonuçlanmış değil. Ancak Kaptanoğlu’nun birebir temaslara ağırlık vermesi, değişim talebini öne çıkarması ve sahada daha somut bir iletişim kurması, sarı listeye önemli bir alan açtı. Ortaya çıkan yakın dağılım, bu çalışmanın küçümsenmeyecek bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Benim değerlendirmeme göre sarı tarafın başarısı, değişim isteyen üyeleri ortak bir beklenti etrafında buluşturabilmesiydi.

Recep Düzgit cephesinde ise sektörün büyük isimleriyle verilen fotoğrafların ve açıklanan desteklerin, sandıkta daha belirgin bir üstünlük yaratması bekleniyordu. Ancak görünen o ki bu destek, beklenen ölçüde oya dönüşmedi. Böylesine güçlü isimlerin ve firmaların desteğiyle yola çıkan bir kampanya açısından, açıklanan dar farkın üzerinde düşünmek gerekir. “Viya Böyle”, denizcinin kulağına hoş gelen, akılda kalıcı bir ifade. Fakat bana göre kampanya boyunca bu sloganın yanına yeterince güçlü ve somut bir hikâye konulamadı. Mavi listedeki arkadaşlarla konuştuğunuzda akılda kalan çoğu zaman aynı söz oluyordu: “Viya Böyle…” bence kaybetti …

Oysa üyenin duymak istediği, bu rotada hangi sorunun nasıl çözüleceğiydi

Slogan sosyal medyada görünürlük sağladı; ancak projelerin ve Düzgit’in yönetim anlayışının daha açık anlatılmasının önüne geçmiş görünüyor. Kampanyanın zayıf tarafı da bence burada ortaya çıktı: Güçlü destek fotoğrafları ve sık tekrarlanan bir sloganlar, üyeyle kurulması gereken birebir bağın yerini tam olarak dolduramadı. Bu nedenle mavi listenin açıkladığı sayısal üstünlüğü, kampanyanın her yönüyle başarılı olduğu şeklinde okumak güç. Sarı listenin bu kadar yaklaşması da yalnızca rakip tarafın eksikleriyle açıklanamaz; sahadaki çalışmasının hakkını teslim etmek gerekir.

Gelelim sandığın ortaya çıkardığı tabloya…

Tarafların açıkladığı dağılıma göre Şadan Kaptanoğlu liderliğindeki sarı liste 59, Recep Düzgit liderliğindeki mavi liste 61 meclis üyesi kazandı. Ancak bu rakamlar henüz resmî olarak doğrulanmış değil. Bazı komitelerde itirazlar bulunduğu da ifade ediliyor. Dolayısıyla başkanın adını şimdiden yazmak acelecilik olur. Cuma günü yapılacak seçimlerde 120 meclis üyesi, meclis başkanını ve yönetimi belirleyecek. Aradaki fark bu kadar azken, kapalı oylamada birkaç üyenin tercihini değiştirmesi bile hesabı tersine çevirebilir. Elbette bunun tersi de mümkün. Hatta adaylar daha açıklanmadan kapalı kapılar ardında konuşulan ortak yönetim ihtimali yeniden gündeme gelebilir. Ortak yönetim kurulur mu, kurulmaz mı, göreceğiz. Ama ortak akıl kurulması şart. Çünkü Deniz Ticaret Odası’nı neredeyse iki eşit parçaya ayrılmış bir meclis bekliyor. Bu tablo karar alınamayacağı anlamına gelmez; fakat uzlaşmayı, diyaloğu ve yönetim becerisini her zamankinden daha önemli hâle getirir.

Her öneriye hangi listeden geldiğine bakılarak yaklaşılırsa meclis yorulur, işler yavaşlar, sektör kaybeder. Ortak meselelerde buluşulabilirse bu denge, daha fazla tartışılan ve daha dikkatli alınan kararların önünü açabilir. Ya seçim rekabetini geride bırakıp güçlü bir Oda meclisi oluşturulacak ya da sarı-mavi ayrımı her tartışmanın önüne geçecek. Ortaya çıkan dağılım, birlikte çalışma ihtiyacını açıkça gösteriyor.

Tartışmaların yumruklu kavgaya dönüşmesi bize hiç yakışmadı

Seçim gününün tatsız tarafı ise Haliç Kongre Merkezi’nde yaşanan arbedeydi. Tartışmaların yumruklu kavgaya dönüşmesi denizcilere hiç yakışmadı. Tamer Kıran, Recep Düzgit ve Şadan Kaptanoğlu’nun üyeleri birlikte sakinleştirmeye çalışması yerindeydi. Çevik Kuvvet ekiplerinin de müdahalesiyle gerginlik yatıştırıldı. Ancak böyle bir görüntünün ortaya çıkmış olması bile üzücüydü. Rekabet olur, itiraz olur, sesler de yükselir. Ama sektörün geleceğini konuşacağımız bir yerde yumrukların konuşması kimseye bir şey kazandırmaz. Seçim biter; ertesi gün yine aynı limanda, aynı toplantıda, aynı masada karşılaşırız. Sandıkta yarıştığımız insanlarla sektörün sorunlarına birlikte çözüm aramak zorundayız.

Asıl soru artık yalnızca “Seçimi kim kazandı?” değil: Kazanan, bu meclisi nasıl yönetecek?

Çünkü üyeler yalnızca bir başkan seçmiyor; sorunlarının dinlenmesini, taleplerinin takip edilmesini ve Oda’nın kendilerine hizmet etmesini bekliyor. Sarı ya da mavi… O koltuklara oturan herkesin sorumluluğu bütün sektöre karşıdır. Her meclis üyesi, Türk denizciliğine hizmet etmek için orada bulunduğunun bilinciyle hareket etmelidir.

Sandıkta ayrı listelerde yarışıldı. Şimdi aynı sektör için birlikte çalışabilme zamanı.