TMMOB Gemi Mühendisleri Odası’nda seçim heyecanı sürerken gözler şimdiden Türk Loydu Vakfı’na çevrilmiş durumda. 29 Mart’ta gerçekleştirilecek olan Gemi Mühendisleri Odası’nın 50. Olağan Genel Kurulu’nda üç ayrı aday yarışacak. Bu seçimin sonucu ise Nisan ayında yapılacak Türk Loydu Vakfı seçimlerinin seyrini doğrudan etkileyecek.

İşte sektörün ve benim gündemimde şu soru var: Türk Loydu koltuk yarışına girip yine aynı isimlerle mi yoluna devam edecek, yoksa yeni bir vizyon koyma dirayeti gösterebilecek mi?

Bu konudaki fikrim çok net. O yüzden en son söyleyeceğimi en başta söylemek isterim: Türk Loydu’nun geleceğini şekillendirecek olan bu seçim, yalnızca bir koltuk yarışı değil; kurumun itibarı, yönetim anlayışı ve uluslararası alandaki konumu açısından değerlendirilmelidir.

Bu temennim, mevcut başkan hariç diğer iki aday için de geçerlidir. Çünkü mesele yalnızca bir koltuğun kime geçeceği değildir. Asıl mesele, Türk Loydu’nun önümüzdeki dönemde nasıl bir yönetim anlayışıyla yol alacağıdır.

Zira böylesine köklü ve “milli kurum” kimliği taşıyan bir yapının geleceği, kişisel hesaplarla değil; ortak akıl, liyakat ve güçlü bir vizyonla şekillenmelidir. Önümüzdeki süreçte delegelerin vereceği karar, yalnızca bir yönetim değişikliğini değil, aynı zamanda Türk Loydu’nun kurumsal yönünün hangi istikamete evrileceğini de belirleyecektir.

Sürekli aynı isimler ve daralan ufuk

Bu büyük camiada yıllar boyunca aynı isimlerin etrafında dönülmesi, STK’lar açısından gerçekten düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor. Lafı eğip bükmeden soruyorum: Camiada yöneticilik kabiliyeti olan başka kimse gerçekten yok mu? Eğer varsa, kulislerde neden hep aynı isimler konuşuluyor?

Bu durumun üyeler arasında rahatsızlık yarattığı ayan beyan ortadayken, hangi mantıklı gerekçeyle aynı isimler etrafında hareket edildiğini anlamakta zorlanıyorum.

Bu arada kendi inancımı da ifade etmek isterim: Bir şekilde ön plana çıkamayan pek çok üyenin kurumunu en iyi şekilde temsil edebilecek bilgiye ve yönetim becerisine sahip olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki bu potansiyelin dar bir çevre içinde dönen yönetim anlayışı nedeniyle görünmez hale geldiği de açıkça ortadadır. Hatta bazı meslek örgütlerinde adeta babadan oğula geçen bir hanedanlığa dönüştüğünü görmek de üzücüdür.

Bence kurumsal yenilenmenin önünü baştan kapatan bu anlayış sürdürülebilir değildir. Kurumların geleceği aynı yüzlerin tekrar tekrar sahneye çıkmasıyla değil; yeni fikirlerin, farklı vizyonların ve liyakat sahibi isimlerin öne çıkmasıyla şekillenir.

Türk Loydu’nda yönetim tartışması

“Milli kurum” kimliğiyle son derece kıymetli olan Türk Loydu’nun bu kimliğinin yalnızca söylemde kalmaması gerekir. Böylesi bir kurumda profesyonel yönetim anlayışı, liyakat ve şeffaflık gibi olmazsa olmazların eksik olduğunun dile getirilmesi kabul edilebilir bir tablo değildir.

Son dönemlerde kurumun imajının zedelendiği, çalışan memnuniyetinin düştüğü ve Türk Loydu A.Ş. ile vakıf başkanlığı arasında yönetim kaynaklı anlaşmazlıkların yaşandığı yönündeki eleştirilerin sesli olarak dile getiriliyor olması hayli düşündürücüdür.

Hele ki Türk Loydu’nun IACS üyeliği sürecinde görev alan uzman personelin tamamının istifaya zorlanarak kurumdan ayrıldığı yönündeki söylentilerin doğru olduğuna inanmak dahi istemiyorum.

Ayrıca denizcilik sektöründe otuz yılı aşkın deneyime sahip olan Türk Loydu Uygunluk Değerlendirme Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü Lütfü Savaşkan’ın görevinden istifa ettiği bilinmektedir. Daha sonra kendisinin minnet ve rica ile danışmanlık görevini kabul etmeye ikna edildiği de dillendirilmektedir.

Ortak akıl olmazsa olmaz

Türk Loydu’nun geleceğini kişisel hesaplara, tabiri caizse kurban etmek akıl kârı değildir. Türk Loydu yalnızca ulusal ölçekte değil, uluslararası alanda da güçlü bir marka olma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin ortaya çıkması ise ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve profesyonel yönetişim ilkeleriyle mümkündür.

Böylesi kıymetli bir kurumun akıl kârı olmayan bir anlayışla yönetiliyor olması, Türk denizcilik sektörü için gerçekten acı vericidir.

Şimdi gelelim Prof. Dr. Oral Erdoğan tartışmasına...

Üç yıl önce Cem Melikoğlu’nun karşısına Prof. Dr. Oral Erdoğan aday olarak çıktığında da şu eleştiriyi dile getirmiştim: Erdoğan iyi bir akademisyen ve başarılı bir ekonomist olabilir. Ancak iyi bir yönetici ve güçlü bir idareci olamayacaktır. Bu benim geçmişteki şahsi görüşümdü. Bugün de aynı görüşteyim.

Aradan geçen yıllar ve gelinen noktada bu eleştiriler daha da güçlenmiştir. Kurum performansının beklentilerin altında kaldığı ve hem kurumun hem de yönetimin imajının zedelendiği yönündeki değerlendirmeler artık daha açık şekilde dile getirilmektedir.

Özellikle IACS üyeliği sonrasında yurt dışında doğrudan Türk veya yabancı armatörlerle yeni inşa klaslama faaliyetlerinin gerçekleştirilememesi ve temsilciliklerin açılamamış olması, yönetim zafiyeti tartışmalarını daha da artırmıştır. Bu tablo, kurumun uluslararası alandaki büyüme potansiyelinin yeterince değerlendirilemediği yönünde güçlü bir kanaat oluşturmaktadır.

Bu nedenle yaklaşan seçimlerde Sayın Oral Erdoğan’ın adaylığının yeniden gündeme gelmemesinin hem kendisi hem de Türk Loydu açısından daha sağlıklı olacağı düşünülmektedir.

Bugün Türk Loydu Vakfı’nın başında olsa da Erdoğan’ın zihninin hâlâ Piri Reis Üniversitesi rektörlüğünde kaldığı yönünde bir algı bulunmaktadır. Bu durumun kurum içinde beklenen sinerjinin oluşmasını da zorlaştırdığı değerlendirilmektedir.

Ezcümle, Türk Loydu’nun yeni dönemde farklı bir enerjiye ve yeni bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğu açıktır.

Hararetli kulisler yönetim anlayışını masaya yatırmış durumda

Sektör kulislerinde Mustafa Zorlu’nun başını çektiği grupla mevcut Başkan Oral Erdoğan’ın yakın durduğu konuşuluyor. Zorlu ekibinin seçimi kazanması halinde mevcut başkanın görevine devam edip etmeyeceği de tartışma konusu.

İyi bir senaryo gibi görünse de genel kurul sonrasında başkanlık değişiminin gündeme gelebileceği ve Zorlu’nun yeniden başkanlık koltuğuna oturabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Sektörün açıkça dile getirdiği görüş ise Mustafa Zorlu’nun Türk Loydu Vakfı başkanlığına yeniden talip olduğu yönünde.

Aynı koltuk için Bülent Hüseyinoğlu’nun isminin de kulislerde konuşulması dikkat çekiyor. Eğer böyle bir tablo ortaya çıkarsa, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir durumla karşı karşıya kalınacak.

Çünkü mesele yalnızca isimlerin değişmesi değil; yönetim anlayışının değişip değişmeyeceği. En başta da söylediğim gibi aynı kişilerin tekrar tekrar Türk Loydu koltuklarına talip olmaları, kurumun geleceğinin kişisel hırslar ve koltuk sevdasıyla değil; kurumsal vizyon ve ortak akılla şekillenmesi gerektiği gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Takdir elbette delegelerin olacak. Ancak beklenti, bu seçimde yalnızca isimlerin değil, fikirlerin ve yönetim anlayışlarının yarışmasıdır. Türk Loydu’nun itibarı aynı yüzlerin tekrar sahneye çıkmasıyla değil, yeni vizyon ve liyakatle güçlenebilir.

Son söz

Önümüzdeki seçim yalnızca isimlerin değil, aynı zamanda yönetim anlayışlarının yarışına sahne olacak.

Dileğim; Türk Loydu’nun kurumsal kimliğini güçlendirecek, ortak akıl çerçevesinde ilerleyecek ve itibarı yeniden yükseltecek bir yönetim anlayışının hâkim olmasıdır.

Yeni seçilecek yönetim kurulu üyeleri, yalnızca unvanlarıyla değil fikirleriyle değer katmalı; kurumun geleceğini kişisel hesaplarla değil, profesyonel yaklaşım ve şeffaflıkla şekillendirmelidir. Bu nedenle seçim yarışında yer alan tüm adaylara başarılar diliyorum. Umuyorum ki, istişarenin ön planda olduğu dostça bir yarış olur.