Liman sektörü, iş sağlığı ve güvenliği alanında yıllar içerisinde önemli dönüşümler geçirmiştir. Yük düşmesi, araç kazaları ve yüksekten düşme gibi iş kazalarına yönelik önlemler son yıllarda belirgin şekilde güçlenmiştir. Ancak mesleki maruziyetlerin sessiz ve uzun vadeli sonucu olan gürültü ve partikül kaynaklı meslek hastalıkları, sektör gündeminde kazaların gerisinde kalmaya devam etmektedir. Bu durumun fark edilmemesi, hem çalışan sağlığı hem de işletme maliyetleri açısından ciddi bir sorundur ve üzerine konuşulmaya değer görüyorum.
Maruziyetin Boyutu
Liman ortamı, yoğun makine işleyişi, trafiği nedeniyle yüksek gürültü seviyelerinin olağan kabul edildiği bir çalışma alanıdır. Konteyner vinçleri, saha araçları, römorkörler ve jeneratörler eş zamanlı çalıştığında, operasyon bölgesinde gürültü seviyelerinin sınır değerini aşabilmektedir. Sorun, yalnızca eşik aşımı değil; günlük sekiz saatlik maruziyet dozunun sistemli biçimde ölçülmemesi ve izlenmemesidir.
Partikül maruziyeti açısından durum benzer bir seyir izlemektedir. Dökme yük terminallerinde kömür, maden cevheri, krom ve cüruf gibi ürünlerin elleçlenmesi, havada askıda kalıcı toz konsantrasyonları oluşturmaktadır. Özellikle tozlara kronik maruziyet, geri dönüşü olmayan akciğer hastalıklarının bilinen nedenidir. Bu risk, liman sahalarında genellikle maden ocaklarına kıyasla düşük görülmektedir; oysa kapalı alanlarda silo boşaltma, bunker transferi ve konveyör aktarımı gibi işlemler, yüksek konsantrasyonlu maruziyet bölgesi oluşturabilmektedir.
Neden Bu Kadar Görünmez?
Meslek hastalıklarının iş kazalarına göre daha az dikkat çekmesinin yapısal nedenleri vardır. İş kazası anlık, gözlemlenebilir ve rapora bağlanabilir bir olaydır; meslek hastalığı ise aylar ve yıllar süren kademeli bir süreçtir. İşitme kaybı veya solunum fonksiyon bozukluğu, ortaya çıktığında hastalığın hangi dönemde ve hangi koşullarda başladığını geriye dönük olarak kanıtlamak güçleşmektedir. Bu durum, hem yasal sorumluluk hem de tazminat süreçlerinde belirsizlik yaratmakta ve önleme kültürünün gelişmesini geciktirmektedir.
Bir diğer faktör de ölçüm altyapısının yetersizliğidir. Birçok liman işletmesinde gürültü haritalaması tek seferlik bir ölçümle sınırlı kalmakta, vardiya bazlı ve görev bazlı maruziyet profilleri çıkarılmamaktadır. K.K.D kullanımı, sıkı takip edilmesi nedeniyle uygulanma da zafiyetler olabilmektedir.
Neler Yapılabilir?
İlk adım, maruziyetin profesyonel ölçüm ve izleme sistemine bağlanmasıdır. İşitme alanları için gürültü haritası, tozlu operasyonlar için partikül ölçüm programı, her ikisi için de görev bazlı maruziyet kaydı bu üçü bir arada olmadan, koruyucu önlemlerin önceliklendirilmesi bilimsel temele oturtulamaz.
İkinci adım, koruma hiyerarşisine sadık kalmaktır. Uluslararası kabul gören yaklaşımda kişisel koruyucu donanım (KKD) en son halkadır. Önce kaynakta gürültü ve toz azaltımı, sonra mühendislik kontrolü, ardından idari önlem gelmelidir. KKD dağıtımı, bu sistemin tamamlandığını değil, sistemin işleyişini gösterir.
Üçüncü adım, sağlık gözetimi verisinin operasyonel kararlara aktarılmasıdır. Düzenli odyogram ve solunum fonksiyon testleri, yalnızca yasal yükümlülük olarak değil, erken uyarı mekanizması olarak ele alınmalıdır. Bireysel sonuçlarda bozulma eğilimi tespit edildiğinde, işyeri hekimliği ile operasyon yönetiminin birlikte hareket edebileceği bir süreç kurulmalıdır.
Liman sektörü, lojistik zincirin en kritik halkalarından biri olarak teknolojik ve dijital dönüşümde hızla ilerlemektedir. Aynı hız, iş sağlığı ve güvenliğinde meslek hastalıklarına da yansıtılmalıdır. Görünmeyen riskler, görülmeyince bir kayıp sayılmaz; ancak meslek hastalıkları, bir gün faturası işletmeye, çalışanına ve topluma kesilen bedellerdir. Gürültü ve partikül maruziyetinin profesyonel düzeyde yönetimi, hem yasal uyum hem de sürdürülebilir bir işletme kültürü açısından artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Sağlıkla Kalın…