Benzersiz Komutan Mustafa Kemal Paşa’yı, tarih sahnesinden silinmekte olan o koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’un işgal edilmeye başlandığı saatlerde Haydarpaşa’ya ulaştığı 13 Kasım 1918 günüyle anlatan makalem geçtiğimiz yıllarda yayınlanmıştı...
Benzersiz Komutan Mustafa Kemal Paşa’yı, tarih sahnesinden silinmekte olan o koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’un işgal edilmeye başlandığı saatlerde Haydarpaşa’ya ulaştığı 13 Kasım 1918 günüyle anlatan makalem geçtiğimiz yıllarda yayınlanmıştı. 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan ayrılarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a kadar belge çalışmam ise DTO Yayını olarak “Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul’dan Samsun’a 16-19 Mayıs 1919” başlığı ile yayınlanmıştı. Bu makalemi Türk milletini esir etmek isteyenlere karşı başlattığı Kurtuluş ve İstiklal Savaşı’nın o unutulmaz günü; 19 Mayıs 1919’u her sene tekrar tekrar anmamız adına hazırladım. Vatan uğruna mücadele eden, şehit düşen tüm kahramanlarımızı minnet ve rahmet ile anarak yazıma 13 Kasım 1918 sabahı ile başlıyorum;
Mustafa Kemal Paşa’nın 13 Kasım 1918 sabahı Adana’dan İstanbul’a gelmişti. Milli Mücadele’nin ilk adımlarının atılacağı o tarihi güne kadar Bahriye Nazırı Rauf Bey, Amiral Somers Arthur Gough-Calthorpe’e İtilaf Devletleri harp gemilerinin İstanbul’a ne zaman intikal edeceklerini bildirmesi konusunda bir mesaj göndermişti. Amacı İstanbul’da alınacak tedbirleri ve uygulamaları planlamaktı. Verilen cevap doğrultusunda Bahriye Nezareti’nden bir tamim yayınlandı. Bu tamime göre; İtilaf Devletleri harp gemileri için planda gösterildiği üzere Dolmabahçe ve daha ilerilere şamandıralar atılacaktı.
13 Kasım 1918 Çarşamba günü sabah saatlerinden itibaren Karaköy Rıhtımı’ndan, Tophane-i Amire Rıhtımı dahil olmak üzere tüm rıhtımlar boşaltılacak ve bu rıhtımlara yanaşmış hiçbir gemi olmayacaktı.
Sabah 07.00’den öğleden sonra saat 12.00’e kadar tüm deniz trafiği yasaklanmıştı. Bu saatler boyunca sandallar dahil Karaköy – Sarayburnu, Kızkulesi ve İstanbul Boğazı’na kadar denizde hiçbir deniz aracı sefer yapmayacaktı.
Bahriye Nezareti’nden yapılan tebligat şöyleydi; “Bugün limanımıza Düveli İtilafiye Donanması muvasalat ve avdet edeceğinden donanmanın azimet ve avdetinde manevrasına halel gelmemek ve müsademe ve saire gibi kazalara mahal kalmamak üzere, sabahleyin sekizden badezzeval saat ikiye kadar İstanbul Limanı’nda her nevi sefain ve merakib-i bahriyenin mürur-u uburu (Gelip geçmesi) menedildiği ilan olunur”
Mondros Mütarekesi’nin ardından İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan harp gemilerinin İstanbul seferleri için hazır olmaları emri verildi. Kömür gemileri harp gemilerine aborda olarak tüm bunkerlere ikmal yapıldı. Diğer ikmaller tamamlandı. 9 Kasım günü akşamı artık hareket
emrini beklemeye başladılar.
Limni Adası (Tin-i Mahtum Adası-Mühürlü toprak Adası) Mondros Koyu’ndan hareket etmiş olan İtilaf Devletleri harp gemileri İstanbul’un işgali için Çanakkale Boğazı’ndan geçmekteler. En baştaki sancak gemisi HMS Superb kruvazörüdür. Kaynak: Imperial War Museum Arşivi.
10 Kasım 1918 Pazar günü Çanakkale Boğazı’na doğru pruva nizamında harekete geçtiler.
Sancak gemisi HMS Superb idi. Diğerleri; HMS Temeraire, HMS Lord Nelson (Sancak gemisi), HMS Agamemnon; Kruvazörler: HMS Canterbury, HMS Skirmisher, HMS Liverpool, HMS Sentinel, HMS Forward, HMS Foresight ve on muhrip idi. Fransız skadronu muharebe gemisi Condorcet’in sancak gemisi olarak yeraldığı muhabere gemilerinden ve kruvazörlerden oluşuyordu. Üçüncü pruva hattı İtalyan harp gemilerinden ve en son Georgios Averof muharebe gemisinin sancak gemisi olarak yer aldığı Yunan Harp gemilerinden meydana gelmişti. Bu harp gemileri; Georgios Averof, Kılkıs, Aeotos, Ierax ve Panthir idi.
İtilaf Donanması harp gemileri 12 Kasım 1918 Salı günü öğleden sonra 12.30’da Çanakkale Boğazı’ndan girmeye başladılar. Saat 17.00 civarında ise Marmara Denizi’ne ulaşmışlardı.
Ertesi sabah saat 07.00’den itibaren İstanbul’un işgal edecek olan İtilaf Devletleri harp gemileri Boğaz’a giriyorlardı. Saat 08.00’den itibaren gemiler demirlemeye başladılar.
13 Kasım 1918 Çarşama tarihinde yerel saat sabah sekizde öncü 4 İngiliz torpidosunun ardından Donanma Komutanı Amiral Somerset Arthur Gough- Calthorpe’un içinde bulunduğu “Superb Dretnotu” ve onları takiben 61 parçadan oluşan büyük bir İtilaf Devletleri Donanması Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçerek İstanbul’a demir atmıştı. Kabataş, Beşiktaş, Ortaköy, Büyükdere, Haydarpaşa, Kadıköy, Moda Koyu (Penelope Kömür ikmal gemisi), Fenerbahçe açıkları bir anda düşman gemileri ile dolup taşmıştı. İstanbul’a gelen bu donanmayı İtilaf Devletleri’ne ait iki uçak havadan desteklemişti.
İtilaf Devletleri’ne ait İngiliz HMS Superb muharebe gemisi Karaköy Rıhtımlarına aborda olmuş halde. Kıç tarafında HMS Nelson ve Fransız Diderot rıhtıma aborda olmuş haldedir. Kaynak: IWM- Imparial War Museum. Fotoğraf: W.J.Brunell.
İşgal Kuvvetlerine ait harp gemileri İstanbul önlerinde.
İşgalcilerin harp gemileri İstanbul Boğazında demirlerken, askerî birlikler de Galata rıhtımlarına yanaşan gemilerden karaya çıkmaktadırlar. Donanmanın İstanbul’a intikali Çanakkale Boğazı’ndan başlayarak Marmara’daki mayınların temizlenmesi amacıyla,
güvenlik sağlanıncaya kadar on beş gün gecikmiştir. Mayın temizleme görevini tamamlayan mayın tarama gemileri de İstanbul’a intikal etmiştir. Filonun bir kısmı Haydarpaşa’dan Adalar’a doğru Adaların önlerinde ve bazı yardımcı gemiler Yeşilköy önlerinde demir atmışlardır.
13 Kasım 1918’den itibaren tüm semtlerin işgali başlamıştır.
Askeri posta haberleşme
Mustafa Kemal Paşa’nin Adana’dan İstanbul’a trenle gelmesi sürecinde askeri posta merkezleri vasıtasıyla Menzil Müfettiş-i Umumiliği’nden, 1. ve 2. Ordu Kumandanlıkları’na ve bu kumandanlıklara bağlı Menzil müfettişliği, Kolordu komutanlığı, fırka, alay ve taburlara hitaben yazılan yazıyla, mıntıka komutanlıklarına bilgi iletilmiştir.
Şu husus önemle hatırlanmalıdır; Seferberlik ilanı ile 1 Ekim 1914 günü kapatılan yabancı postahaneleri, Mondros Mütarekesi’nden sonra yeniden faaliyet göstermeye başlamışlar ve İstanbul’daki İngiliz ve Fransız postahaneleri yeniden açılmıştır. İtalyan postahanesi de 1919’da yeniden faaliyete geçecektir. Yunanlılar da bir süre sonra postahane açmaya yönelecek ve işgal ettikleri bölgelerde de kendi posta örgütlerini devreye alacaklardır.
13 Kasım 1918 sonrası günlerde Karaköy Kemankeş Caddesi’ndeki Çinili Gümrük Han, (Günümüzde Çinili Rıhtım Han Otel) işgal güçleri adına Fransız Deniz Kuvvetleri Karargâhı yapılmıştı. Bir tarafta Fransız bayrağı dalgalanırken, denize bakan tarafta “Base Navale Française” yazısı okunuyordu. Kaynak: IWM- Imperial War Museum, Fotoğraf: W.J. Brunell.
Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a Gelişi
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Adana’ya gelen Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Mustafa Kemal Paşa, Adana’nın ileri gelenlerini ve gençlerini düşman işgaline karşı direnmeye ve savunmaya teşvik ederek, aralarında bir teşkilat kurup hazırlanmalarını
telkin etmiştir. Aynı şekilde teşkilat kurarak milli kuvvetleri toplama yolundaki telkinlerini Antepli Ali Cenani Bey’e de yapmıştır. Aynı günlerde Adana’da Ali Fuat Paşa ile yaptığı görüşmede, “Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün bir ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır” diye açıklamada bulunmuştur. (Kaynak:Atese)
Adana ile İstanbul- Haydarpaşa arasındaki mesafe 710 km. olarak verilmiştir. Buharlı trenler yol boyunca muhtelif duraklarda kömür ve su ikmali yapmaktaydılar. Adana İstanbul arasında ortalama sürat saatte 25-40 km olarak belirtilmiştir. (Kaynak: Demiryolu Ansiklopedisi).
Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a ulaştıracak tren 10 Kasım sabahı Adana’dan hareket etmiştir. Bu tren 13 Kasım 1918 Çarşamba günü sabahı İtilaf Devletleri harp gemileri tarafından İstanbul işgal edilirken Haydarpaşa’da olacaktır.
Avni Paşa’nın Türkçe’ye kazandırdığım “Hatıratı”nda Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’da İstanbul’a hareket etmesdine dair çok önemli bir bilgi vardır ve ilk defa ben yayınlıyorum.
Avni Paşa bu konuda şöyle yazmıştır; “Mustafa Kemal Paşa başlıca iki mühim noktada ısrar ediyordu;
Birincisi; Fethi Bey’in Dahiliye Nezaretine, kendisinin Harbiye Nezaretine tayinini.
İkincisi; artık o havalide tutunamayacağından dolayı her ne bahaya mâl olursa olsun, mütareke yapılmasını talep ve teklif ediyor idi.
İzzet Paşa’dan gelen cevaplarda Fethi Bey’in Dahiliye Nezareti’ne alındığını ve Harbiye Nezaretinin kendisine tahsis ve tayin olunarak, geçici şekilde ve vekaleten idare olunmakta olduğunu ve Mütareke koşullarının hafifletilmesi için bir az zaman kazandırılmasını rica ediyor idi. Ancak bu gibi teminat ve güvencelere rağmen yine Paşa, İstanbul’a bir saat evvel gitmekte sabırsızlanıyor idi. Nihayet Adana’dan bir sürat, özel bir tren ile İstanbul’a hareket etmişti. Bu tren Konya’dan geçerken Konya civarında Çumra istasyonunda aynı trene ben de katıldım ve birlikte İstanbul’a geldim.” Ahmet Avni Paşa Hatırartı’nda belirttiği üzere, demektir ki Mustafa Kemal Paşa’nın özel bir trenle Adana’dan hareket gününü esas alarak, daha evvelden Konya’ya ve oradan da Konya’nın 43-45 km. gibi güney doğusunda kurulu olan o yıllarda bir büyücek köy görnümündeki “Çumra” ya gitmiş ve Çumra Demiyolu İstasyonu’nda Mustafa Kemal Paşa’ya katılarak İstanbul’a gelmiştir.
Bu Hatırat’a göre Haydarpaşa Garı’na ulaşan Mustafa Kemal Paşa ve Yaveri Cevat Abbas’dan başka Bahriye Nazırı Ahmet Avni Paşa da vardı. Sirkeci’ye resmi deniz aracı olan Muş ile beraber geçmiş ve oradan da yine resmi otomobil ile Pera Palas’a ulaşmışlardır.
Bu yazdıklarım Ahmet Avni Paşa’nın Hatıratı kaynakldır ve ilk defa kayda geçmektedir.
Mustafa Kemal Paşa’nın ayni gün İstanbul’a ulaşmış olması, “İşgal sabahı İstanbul’da olacağım” diye önceden planlanmış bir olay değildir. Fakat tarih bakımından çok derin anlam ifade eder. Mustafa Kemal Paşa’nın trenle seyahatine ait safhalar izlenerek 12 Kasım 1918 ikindi üzeri Harbiye Nezareti Nakliyat ve Sevkiyat Şubesi tarafından bir deniz aracı (Muş) Haydarpaşa Tren İstasyonu rıhtımına intikal etmiş, bir resmi otomobil de 13 Kasım 1918 günü sabah gündoğarken Sirkeci Rıhtımı Sepetçiler Kasrı- Askeri Sevkiyat İskelesi Rıhtımı’nda muhafız subay ile beklemeye alınmıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve Yaveri Cevat Abbas’ı Adana Tren İstasyonu’nda hazır bekleyen tren
Chemins du Fer Impérial Ottomans de Bagdad / Osmanlı İmparatorluk Bağdat Demiryolları (CIOB) Şirketi’ne ait iken, I.Dünya Harbi seferberlik koşiullarında tüm demiryolları Osmanlı Devleti adına elkonulmuştu ve askeri amaçlarla kullanılmaktaydı. Türkiye ile BANP Şirketi arasında 27 Ekim 1932’de imzalanan anlaşma ile bu şirketin işlettiği demiryolu hatlarının Türkiye sınırlarında kalan kısımları 27 Nisan 1933’te TCDD tarafından satın alınmıştır.
Bir sene öncesinde.
Tarih 6 Eylül 1917,
Saat 16.30 idi.
Müthiş bir infilak oldu.
6 Eylül 1917 günü bir sabotaj sonucu Haydarpaşa Garı ve çevresi bir İngiliz kaynağındaki bilgilere göre İrlanda’ya yerleşmiş bir Ermeni doktor tarafından sabotaja maruz kalarak harabeye çevrilmiştir.
Sabotaj sırasındaki infilaklarden en az zarar gören binalar bile birkaç duvardan ibaret
harabeydiler. Daha kenarlardaki hatlarda olan bazı vagonlar sağlam kalmış, benzin yüklü variller patlamadan etrafa saçılmıştı. Kaynak: Alman Devlet Arşivi./IWM-Imperial War Museum arşivi.
Bu makalemde Haydarpaşa Tren İstasyonu ve çevresinde 6 Eylül 1917 tarihinde gerçekleştirilen sabotajı Alman Devlet Fotoğraf Arşivi ve bu arşivin kopyalarını kendi arşivlerinde de muhafaza eden İngiliz Imperial War Museum’daki fotoğraflarla belgeledim. Amacım yanılgıları tarihin penceresi olan o anlara ait fotoğraflarla anlatmak.
Mustafa Kemal Paşa’nın zaman zaman yeniden istasyonda kendi getiren trenin vagonun beklediği düşünülmelidir. Zira Haydarpaşa yıkıntı haldedir…
İnfilaklar devam ediyor. Yakın planda Avusturya Ordusu birliklerine ait çadırlar görülmekte. Kaynak: Alman Devlet Arşivi.
Falih Rıfkı Atay’ın “Batış Yılları” başlıklı eserinden bir alıntı yapmak isterim;“Atatürk devrimlerinin temeli layisizmdir. İçtimai hürriyetler. İkisine de hıyanet ettik. Biz bugün hikâyelerini anlattığım 1908 Meşrutiyet havası içindeyiz. Hâlâ davamızın bir uygarlık davası olduğunu kavrayamayanların kurbanlarıyız.
“Bir defa vatanın yarısını kaybettik. Bir defa bütününü kaybettik. Battık!
Gökten Atatürk indi ve öyle bir kaos içinden çıktık. Onun vefatından yirmi beş sene sonra Türk çocuklarını koca imparatorluğu batıran zihniyetle yetiştiriyoruz.
“Bir milletin aklını başına toplaması için Tanrı onu daha nasıl imtihandan geçirebilir? “Gençlere Atatürk’ü vatan kurtarıcısı asker olarak göstermek yetmez. O, asıl devrimleri ile kurtarıcı olmuştur”
İşgal Güçleri denilen İtilaf Devletleri harp gemileri Marmara’dan gelerek Büyükdere’ye kadar, hatta Moda Koyu’na kadar yayılarak demirleyecekler, bazı harp gemileri Karaköy / Galata Rıhtımı’ndan Tophane’ye kadar rıhtımlara aborda olacaklardır. Bu olay İstanbul’un işgalidir ve onlarca harp gemisinin ve yardımcı gemilerin demirlemesi veya rıhtımlara aborda olması muazzam bir olaydır. Haliyle saatlerce sürecektir. Özünde Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul, 1453’den buyana ilk defa işgal edilmektedir. Böylesine muazzam bir işgal filosunun deniz trafiği bakımından güvence alınması adına, Sarayburnu – Kız Kulesi arasından Boğaz’a girişleri sırasında tüm diğer deniz araçlarının hareketi durdurulmuştur.
Mustafa Kemal Paşa, yaveri Cevat Abbas ve kendisini karşılamaya gelmiş olan eski dostu Dr. Rasim Ferid (Talay) ile Saat 12.00’ye kadar Adana’dan buyana seyahat ettiği trende ve sonra rıhtımda beklemişlerdir.
Eylül 1917’de İngilizler yıkıcı bir sabotaj eyleminde başarılı olmuştu. Haydarpaşa terminaline komşu doğu cephesine gönderilmeyi bekleyen, ancak dar bir yol tarafından durdurulan devasa bir silah deposuydu.
İnfilaklar sonrası Haydarpaşa Garı ve çevresindeki ağır yıkım korkunçtu.
İngiliz yayını Blackwood’s Magazine sabotajı ismi George Roupin olan
İrlandalı bir Ermeni doktorun yaptığını yazdı.
İnfilaklar sonunda yüzlerce Osmanlı, Alman ve Avusturya askeri can verdi. Patlamalar çevredeki sivilleri de yakaladı, savurdu, yaraladı, parçaladı, Yüzlerce ölü görülüyordu.
Haydarpaşa İstasyon binası ve çevredeki tüm binalar, yüklü veya boş vagonlar, askerî araçlar parça parça olmuş, demirler eğrilmiş, binaların çoğu sadece duvarlar halinde kalmıştı.
Öylesine bir zarar meydana gelmişti ki, Ortadoğu’da İngiliz birlikleri ve İngilizlerle birlikte Türk askerlerine saldıran, arkadan vuran Arap kabilelerine karşı savaşan zor durumdaki Osmanlı birliklerinin ikmali üzerinde ciddi bir etkisi oldu.
Başından beri sabotajdan şüphelenildi, ancak kimse sorumluluğu üstlenmedi. Ancak İngiltere’de Haziran 1934’te Blackwood’s Magazine’de “A bow with two strings -İki telli bir yay” başlıklı bir makale yayınladı. Bu makalede yazar olayı, George Roupin adlı İrlandalı bir Ermeni doktor olarak tanımlanan Gizli İstihbarat Servisi (SIS) gönüllü ajanı tarafından yürütülen gizli bir operasyona bağladı.
Edinburg’da yayınlanan Blackwood’s Magazine sabotajı İrlanda’da yaşan Ermeni asıllı Dr. George Roupin’in yaptığını yazmıştı.
“A bow with two strings” bir İngiliz Atasözü/ Idiom’dur. “Bir kişinin amacına ulaşmasının birden fazla yolu” anlamında kullanılır. Bu terim, yedek tel taşıyan okçuların geleneğinden gelmektedir. İlk olarak on beşinci yüzyılın ortalarında İngilizce olarak ortaya çıktı ve 1546’da John Heywood’un atasözü koleksiyonunda görüldü. On dokuzuncu yüzyılda Jane Austen ve Anthony Trollope de dahil olmak üzere bir dizi romancı, bu terimi aşıklar için “O olmazsa başkası olur, her zaman başka bir sevgili bulur” kavramında kullandılar.
Haydarpaşa’yı cehenneme çeviren bu sabotajın bu atasözüyle alakası çok belirgindi; Orta Doğu’ya askeri mühimmat, asker sevk etmek için tek yol demiryolu idi.

Demiryolu, en önemli olan Haydarpaşa İstasyonu ile berhava edilmişti. Ortadoğu’ya sevk edilecek birlikler, cephane ve ne varsa yok olmuş, her yer bir harabe yığını haline gelmişti. Çok ağır kayıplar vardı ve Ortadoğu’da İngiliz ve Arap çetelerine karşı savaşan zor durumdaki Osmanlı birliklerinin ikmali üzerinde ciddi bir etkisi oldu. Yazılanlar kurgusal terimlerle yapılandırılmış olsa da, ayrıntılarının çoğu tamamen gerçekti. Buna isimsiz bir deniz subayının, “Gözlük takan ve topallayarak yürüyen kalın yapılı bir adam”ın çok doğru bir tasviri de dahildi. Sahadaki İngiliz İstihbarat Servisi Şefi, Mansfield Smith-Cumming (SIS), aynı zamanda MI6 olarak da bilinen Gizli İstihbarat Servisi kurucusu ve ilk başkanı idi.
Roupin’e görevi hakkında bilgi veren deniz subayı Mansfield Smith-Cumming, Meaux Chaussée’de bir kazaya karışmış, oğlunu savaşta kaybetmişti. Blackwood’s Magazine yazarı açıklanmamıştır.
Dehşet verici patlamalar Haydarpaşa’da her şeyi berhava etti.
Beş uçak da dahil olmak üzere depolanan silahları imha oldu. Ne yazık ki, muhteşem istasyon binası yakında tarafından kötü bir şekilde yanmış ve 1930 yılına kadar tamamen restore edilememiştir. Bu müthiş sabotajdan sonra İngiliz uçakları Haydarpaşa üzerine bombalarını bırakarak tahribatı daha da artırmışlardır.
İnfilakların etkisi ile Haydarpaşa Garı’nın demiryoluna bakan tarafı tamamıyla berhava olmuş, binanın çatısı dahil, kuleleri çökmüş, Haydarapaşa Garı binası deniz tarafındaki iskele binasının korunmasını sağlamış ve bu bina daha az hasar görmüştür.
Bazı anlatımlarda “Haydarpaşa Garı’nın köşesindeki çayhaneden çaresizlik içinde 3-4 saat seyretmek zorunda kaldığı” dahi masal halinde tasvir edilmektedir.
Sabotajı İngiliz İstihbarahat Servisi kurucusu Mansfield Cummins düzenlemişti.
Haydarpaşa’daki cehennemini planlayan İngiliz İstihbarat Servisi SIS veya M16’nın kurucusu Mansfield Cummins idi. Almanların Kreuznach’ta çıkan bir yangında ele geçirilen bir Alman gizli belgesi sayesinde, Türklerin Orta Doğu’da taarruz hazırlığında olduklarını öğrenmiş ve gerekli silah ve cephanelerin sevk edilmek üzere Haydarpaşa İstasyonu civarında stoklandığını da tespit etmişti. O kadar ki, asıl cephane depolarının yerlerini bile böylece öğrenmiş oluyordu. Şimdi sıra süratle bir casus bulmasına geliyordu. Haydarpaşa’yı hava uçurmak için aradığı casus İstanbul’da yaşayan ve Türklere kin güden birisi olmalıydı.
Nitekim bir Ermeni doktor işine yaradı.
Gizli İstihabarat Servisi – SIS’in ilk başkanı Mansfield Smith Cummins, bacağındaki arazdan dolayı topallayarak yürüyen, kalın yapılı bir deniz subayı olarak tanındı. Ayni zamanda MI6’nin başkanıydı. Seçtiği casus adayı, yine MI6 için Türkiye aleyhine casusluk yapmasını sağladığı İrlanda’lı Ermeni Doktor Roupin idi. Adını Fransıza benzetmek için George Roupin yaptılar. “Roupin” soyadı, bir Fransız görünümü vermek amacıyla Ermeni Doktor George
(Gevorg)’a takılmış yakıştırma bir soyadıdır. “Hasta Türk” olarak kayda geçmiştir! Hasta kelimesi, kin duyan anlamında kullanılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa Osmanlı Devleti’nin kaybolan Arap Yarımadası’ndan geliyordu.
Sadece İngilizlere karşı değil, Türk askerine karşı isyan etmiş Arap aşiretlerinin saldıralarına karşı da savaşmışlardı.
1916-1918 yıllarını kapsayan Filistin cephesi savaşları hakkında yüzlerce tartışma vardır.
Birçoğunda şu soru sorulur; “Araplar, Osmanlı Devletine neden ihanet etti?”
Cevap verenlerden biri şöyle yazmıştır; “They didn’t just betray the Turks they betrayed themselves and the entire Islamic World!”- “Sadece Türklere ihanet etmediler, kendilerine ve tüm İslam alemine isyan ettiler..”
Şöyle bir yorum vardır; “Orta Doğu’daki tüm çatışmaların nedeni, Batı’nın pastadan pay alması ve herkesi birbirine düşman ederek bu toprakların kaynaklarını yağmalamaya devam edebilmeleridir”
Felaket çok daha hızlı şekilde yaklaşıyordu
İngiliz tarihçilerin deyimi ile “Yanlış ata oynadı” denilen Osmanlı Devleti’nde Talat Paşa Hükümeti direnmeye çalışıyordu. Sadrazam Talat Paşa Eylül 1918’de Almanya’nın Berlin kentini ve Bulgaristan’ın Sofya kentini ziyaret etti. Savaşın artık kazanılamayacağını anlayarak oradan ayrıldı. Nitekim Selanik Harekatı olarak da bilinen Makedon Cephesi’nde, General Louis Franchet d’Espèrey komutasındaki İtilaf Devletleri Ordusu Eylül 1918’de ani bir taarruz harekatı başlatmış ve Bulgar Ordusu yenik düşmüştü. Bu yenilgi Bulgaristan’ın sonu oldu ve 29 Eylül’de ağır şartlar içeren bir ateşkes antlaşması imzalayarak Bulgaristan savaştan çekildi. Bulgaristan’ın teslim olması sonucunda Osmanlı Devleti ile müttefikleri arasındaki kara bağlantısı kesildi. Almanya muhtemelen ayrı bir barış arayışındayken, Osmanlılar da bunu yapmak zorunda kalacaktı. Talat Paşa iktidar partisinin diğer üyelerini istifa etmeleri gerektiğine ikna etti; çünkü İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti’ni I.Dünya Harbi’ne sürükleyenlerin hâlâ iktidarda olduğunu düşünürlerse çok daha sert şartlar dayatacaklardı.
5 Ekim 1918’de Osmanlı hükümeti İspanya aracılığı ile İtilâf Devletleri’ne barış teklif etti. Aynı günlerde Almanya ve Avusturya da benzer girişimlerde bulundular. Ancak Osmanlı Devleti’nin hem birinci teklifi hem 12 Ekim’de yaptığı ikinci başvuru cevapsız kaldı.
13 Ekim 1918’de Talat Paşa ve hükümeti istifa etti. 14 Ekim 1918’de İttihat ve Terakkî politikalarına karşı olan Ahmed İzzet Paşa Sadrazam oldu. Bu hükümette Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nâzırı olarak görevlendirildi.
Sadrazam Ahmed İzzet Paşa’nın ilk icraatı İtilâf devletleriyle barışı tesis etmek için harekete geçmek oldu. Bu amaçla, Irak cephesinde Osmanlı Kuvvetleri’ne esir düşüp Büyükada’da ikamete tâbi tutulan İngiliz Generali Townshend’e İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında
aracılık yapması teklif edildi.
İngiliz General Charles Vere Ferrers Townshend bir ateşkes anlaşması yapması için Müttefiklerle görüşmek üzere görevlendirildi. İngiliz Kabinesi, Paris’te kararlaştırılmış mütareke taslağının İngiliz müzakerecilere iletileceği esnada savaş durumunu daha genel bir açıdan masaya yatırarak, Türkiye’nin savaş dışı kalmasıyla elde edilebilecek fırsatları ve bu doğrultuda ödenebilecek bedeli yeniden değerlendirme altına almıştı. Aslında İngiliz Kabinesi’ni böyle yeni bir değerlendirmeye iten gerekçe General Townsend’in Midilli’den gönderdiği telgraf oldu.
Olaylar hızla gelişiyordu; Hariciye Nezareti Müsteşarı Reşat hikmet ile 8. Ordu Kurmay Başkanı Sadullah Bey, müzakerelerde Bahriye Nazırı ve Müzakerelerde Osmanlı Devleti’ni temsil edecek olan heyetin başkanı Mehmet Rauf Bey’in siyasî ve askerî danışmanı olarak görev aldılar. Heyete kâtip olarak Saray Başkâtibi Ali Fuat (Türkgeldi) Bey’in oğlu Ali Bey seçildi.
Mütareke heyeti gönülsüzce de olsa Sultan Vahdeddin tarafından onaylandı. Heyete verilecek talimatname zaten daha önceden Harbiye ve Hariciye Nezaretleri tarafından hazırlanmış olduğundan, Sadullah Bey dışında tüm üyeler 24 Ekim’i 25’ine bağlayan gece yarısı Bandırma’ya gitmek üzere Peyk-i Şevket torpidosuyla İstanbul’dan ayrıldılar. Heyetin son üyesi de Bandırma’da hazır bekliyordu. Bandırma’dan trenle hareket ettiler ve 26 Ekim şafak sökerken Muzaffer römorkörüyle İzmir’den çıktılar. Foça açıklarında bir İngiliz açık deniz mayın arama tarama gemisine geçtiler. Bir açık deniz balık avlama gemisi iken (Trawler) mayın tarama gemisine dönüştürülmüş bu küçük gemide I.Dünya Harbi öncesinde İzmir’de İngiliz yardımcı konsolosu olarak görev yapmış olan C.E. Heatcote Smith kendilerini karşıladı. Bu kişi Midilli’den Batı Anadolu’daki İngiliz istihbarat faaliyetlerini yönetmekteydi. Kısa seyahat süresince Türk heyetini etkilemeye çalışan sözler söyledi.
Mondros Mütarekesi görüşmelerinin yapıldığı Agamemnon muharebe gemisi. Kaynak: IWM arşivi.
Gemi Midilli Adası’nın Skala Kalloni Körfezi limanı’na vardı. Burada beklemekte olan Liverpool kruvazörüne aktarıldılar. Gemi hemen hareket etti ve 26 Ekim akşam saat 22.00 civarında Limni Adası’nın Mondros Limanı’na ulaşıldı. Türk heyeti ikamet edecekleri harp gemisi Agamemnon’a geçtiler. Burada Amiral Calthorpe tarafından İngiliz nezaket protokolünün tüm kuralları ile karşılandılar. Saatin geç olması ve deniz seyahatinin olumsuz etkilerinden dolayı Türk tarafının isteği üzerine ilk toplantının ertesi sabah yani 27 Ekim Pazar sabahı Saat 09.30’da başlaması kararlaştırıldı. Toplantıda Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey başkanlığında Hariciye Nezareti Müsteşarı Reşat Hikmet Bey, Askerî Danışman Yarbay Sadullah Bey ile Sekreter olarak Ali (Türkgeldi) Türk Heyeti olarak yeralırken, Koramiral Arthur Gough Calthorpe başkanlığında, İngiliz Ege Filosu komutanı Tuğamiral M. Culme Seymour, Amiral Calthorpe’nin Kurmay Başkanı Komodor Rudolf Miles Burmester (I. Dünya Harbi son döneminde Büyük Britanya Akdeniz Filosu Komutanı) ile iki İngiliz deniz subayı yer aldılar.
Görüşmelerin son oturumu için 30 Ekim akşamı Saat 21.25 itibarıyla tekrar bir araya geldiler. Mütarekeyi uygulamaya yönelik karar metni ertesi gün (31 Ekim) yerel saatle öğle vakti itibarıyla taraflar arasındaki savaş hali son bulacaktı. Saat 10.03 itibariyle Mütereke Metni taraflarca imzalandı ve durum telgrafla İstanbul’a bildirildi. Amiral Calthorpe da ertesi gün Londra’ya gönderdiği bir telgrafla görüşmelerin tamamlandığını ve imzalı metindeki maddeleri bildirdi.
Rauf Bey başkanlığındaki Türk heyeti İngiliz kruvazörü Liverpool ile gece yarısı Mondros’tan ayrılarak İzmir’e döndüler ve Bandırma üzerinden 1 Kasım günü İstanbul’a vardılar. Yapılan açıklamalarda İngilizlerin Türklüğün yok edilmesine karşı oldukları, zannedilmesine rağmen memleketimizin işgal edilmeyeceği, İstanbul’a asker çıkartılmayacağı, tersanelerimizin işgal edilmeyeceği, Adana’nın düşman eline geçmeyeceği gibi bir sürü pembe bir tablo çizilmesine rağmen, bunun tamamen hayalden öteye geçmeyen bir safdillik olduğu çok geçmeden ortaya çıkacaktı.
İttihat ve Terakkî Partisi 1 Kasım 1918’de yaptığı olağan üstü kongrede kendini feshetti. Partinin üç lideri, savaşın muktedir adamları Enver, Cemal ve Talat paşalar gizlice ülkeyi terketmek mecburiyetinde kaldı.
Memleket artan bir hızla işgal edilmeye başladı. İngiliz irtibat subayları Karasubayı Yarbayı Murphy, Yüzbaşı Hoyland ve Teğmen Dweik olmak üzere Çanakkale’ye geldi ve buradan kendisine tahsis edilen Basra ganbotu ile İstanbul’a intikal etti. Basra ganbotu 7 Kasım günü Galata’ta Karaköy rıhtımına yanaştı. Heyetin görevlerinden biri tutsak olan İngiliz askerlerinin memleketlerine dönmeleri için gerekli uygulamaları sağlamak, Türk ordusunun silahsızlanması için gerekli emirleri iletmek ve Mondros Mütarekesi hükümlerinin uygulamaya başlatılmasını denetlemekti.
Rumlar “Yaşasın İngilizler” diye bağırırak sevinç çığlıkları atıyorlar.
Galata’da toplanan Rumlar tezahürat yaptılar ve “Yaşasın İngilizler” diye taşkınlıklarını artırdılar. Sayıları giderek artacak olan İtilaf devletleri heyetleri için hükümet Pera Palas ve Tokatlıyan Otellerinde 80 oda ayırtmıştı.
İrtibat subayı Deniz Yüzbaşısı Şevket Bey Amiral Calthorpe’un “Hükümetimden emir aldığımdan Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmesini men edemeyeceğim. Osmanlı hükümetinin bir karşıklık çıkmayacağına meydan vermeyeceine eminim” cevabını aldığını iletti. Talimatlar, emirler birbiri ardından geliyordu; Türk harp gemileri ve tüm ticaret gemileri Haliç’e bağlanacaklardı. Türk harp gemilerindeki cephaneler çıkartılacak, ordu ve jandarma subayları dahil bütünüyle terhis olunacaktı.
7 Kasım günü Galata’ya yanaşan Arian isimli Fransız gemisiyle Kontrol komisyon görevlileri olarak 4 Fransız subayı kara çıktılar ve Beyoğlu’ndaki Fransız Konsolosluğuna gittiler. Amiral Calthorpe Bahriye Nezareti Nezareti’ne bir yazı göndererek durumun Türk makamlarına iletilmesi istedi. Bu yazısı bir talimattı ve 10 Kasım günü Salanik’teki İngiliz 28.ci Tümeni Gelibolu / Çanakkale bölgesindeki tüm tahkimatları işgal etmek üzere Galibolu Yarımadası’nda karaya çıkmaya başladılar.
Amiral Calthorpe’un gönderdiği yazı bir talimattı, kesin emirdi;
1- Mütarekenamenin 6. Maddesi uyarınca Osmanlı harp gemilerinin hangisi faaldir, nerede bulunmaktadırlar, mevcut görevleri nelerdir?
2- Osmanlı harp gemileri; Turgutreis, Yavuz, Muin-i Zafer, Hamidiye, ve Mecidiye ve bütün muhriplerin cephaneleri, torpidoları ve top nişangahları çıkarılacaktır / sökülecektir.
3- Geri kalan gemiler,yani torpidobotlar, ganbotlar, şalopalar ve bütün silahlı gemiler torpido ve cephanelerini ve üç funkluktan bütük topların nişangahlarını sökeceklerdir.
4- Denizaltılar torpidolarını karaya çıkartacaklardır.
5- Mayın gemileri, mayın taşıyıcı gemiler ve mayın hizmetinde kullanılan gemiler mayınlarını karaya çıkartacaklardır.
6- Deniz zabıta hizmetlerinde kullanılanlardan başka bütün harp gemilerinin telsiz telgraf antenleri indirilecektir.
7- Karadeniz’de, Boğaziçinde, Marmara ve Çanakkale bölgelerinde bulunan bütün harp
gemileri Haliç’e sokulacaktır. Haliç’e giremeyen gemiler müstesna olup, bu gemiler İzmit’e intikal edeceklerdir. Bu gemilerin demir yerleri tarafımdan bildirilecektir.
8- İzmir’deki harp gemileri İzmir’de kalacaktır.
9- Deniz zabıta hizmetleri için en az sayıda gemilerin görevlerine devamına müsaade olunacaktır.
10- Haliç’e sokulan gemilerde ve İzmit Körfezi’nde demirleyecek gemilerde sadece muhafaza ve bakım amaçlı olarak personelin dörtte biri kalacaktır.
11- Gemilerde ancak bir aylık kömür ihtiyacını karşılayacak şekilde stoklama olabilecektir.
12- Gemiler Osmanlı sancaklarını arya etmiş (İndirmiş) olacaklardır.
13- Fransız Donanması’ndan ele geçirilen Turquoise denizaltısı Fransız bahriyesinden bir subayın İstanbul’a gelişinde, derhal teslim edilecektir.
14- Türk ticaret gemilerinin listesi, yük kapasiteleri, kömür taşımada kullanılan gemiler, Alman ve Avusturya ticaret gemileri, tarafıma ve Amiral Amet’e bildirilecektir.
15- Türkler veya Almanlar tarafından İtilaf Devletleri’nden müsadere edilen ticaret
gemilerinin listesi ve bu gemilerin Türk limanlarından bulunup bulunmadıkları veya Türk mal sahiplerince seferde olup olmadıkları bildirilecektir. Bu ticaret gemileri mümkün olan en kısa zamanda İtilaf Devletleri’ne (Müttefikler) teslime hazır hale getirileceklerdir.
16- El konulacak gemilere römorkörler ve liman hizmet deniz vasıtaları (Mavnalar) dahildir.
Bu maddeyi 13 Kasım 1918 günü Osmanlı devletine ait hiçbir römorkör mevcut olmadığını hatırlatmak için bilhassa Bold olarak belirttim.
17- Türk limanlarında sefer yapan Rus gemilerinin listesi bildirilecektir.
18- Müttefik Donanması’ndan sancak subayı veyahut kıdemli deniz subayı yetkisini taşıyan subaylar tarafından Osmanlı harp gemileri ilk fırsatta teftiş edileceği gibi, herhangi bir zamanda dahi teftiş edileceklerdir.
Mondros Mütarekesi ile felakete maruz kalan Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinden silinirken, kendini öz vatanında esarete düşme tehdidi altında gören Türk Milleti Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde örgütlenerek bir İstiklâl Savaşı ile vatanını esaretten kurtaracak ve yepyeni bir Türkiye doğacaktır.
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri harp gemileri için artık Çanakkale Boğazı’ndan İstanbul’a ulaşmanın yolu açılmış oluyordu. Rauf Orbay siyasi hatıralarında, “İngilizler bizi aldatmışlardı” diye yazmıştır.
Tarih: 3 Kasım 1918 ve sonrası
I.Dünya Harbi süratle Almanya’nın yenilgisi şekline dönüşmekteydi. Harbin kaderini belirleyecek olan stratejik anahtar ise asker idi. Almanya Ocak 1918’de ABD Başkanı Woodrow Wilson’un “Fourteen Points – Ondört Koşul” barış anlaşmasını kabul etmek zorunda kalarak ABD’ye kararını açıkladı. Ancak Alman Hükümeti savaşın kazanılamayacağını alenen kabul ettikten sonra bir ayaklama ve hatta bir devrim meydana geldi. Artık İtilaf Devletleri’nin ortaya koydukları teslim olma koşullarına direnecek halleri kalmamıştı. 28 Eylül 1918’de ateşkes yolundaki kilit gelişme meydana geldi ve Alman askeri stretejisinin mimarı sayılan General Erich Friedrich Wilhelm Ludendorff, o akşam Hindenburg’a erken bir ateşkesin zorunlu olduğunu söyledi. Çare kalmamıştı; Hindenburg kabul etti. Balkanlar, Fransa ve Alman ordusundaki gelişmeler çöküşü daha da hızlandırdı.

Wersailles’de Almanya’nın teslim şartları görüşülürken. Kaynak: IWM- Imperial War Museum arşivi.
Beklenen bir barış olsa da, bu Almanya’nın ve Osmanlı Devleti’nin teslim olması demekti!
31 Ekim 1918’de Osmanlı Türkiyesi de ateşkes imzaladı. Almanya’da Donanma isyan etmişti.
Kiel’de Harp gemilerinde ayaklanma başlamıştı. Harp gemileri Kiel’de mühimmat fabrikalarındaki işçilerle birleşerek Kızıl Bayrak açtılar. Bu ayaklanma Kuzey Almanya’ya kadar yayıldı. 9 Kasım 1918’de geçici sosyalist bir hükümet adı altında cumhuriyet ilan edildi, bu sırada Kaiser II. Wilhelm Almanya’dan sürgüne gitmişti.
Büyük Amiral Reinhardt Scheer, Alman Donanması’nın teslim edilmesini “Şerefsiz Barış” olarak ilan etmişti. Süratle Kraliyet Donanması’na mümkün olduğunca fazla zarar vermek üzere göndermek için onaylanmamış bir operasyon planladı. Bu şerefsiz barıştır diyordu! Bu şerefsiz barışı kabul etmeyen Alman Donanması bir zaman sonrasında sürgün edildikleri Scapa Flow’de intihar edecektir.
5 Kasım 1918 tarihli ve Sadrazam Ahmet İzzet Paşa tarafından bütün ordugahlara iletilmek üzere yirmi maddeden oluşan askerin terhis talimatnamesi yayınlandı. Mütarekenin uygulanmasına yönelik ilk icraatlardan birisi seferberlik zamanında oluşturulmuş olan Karargâh-ı Umumiye’nin lağvedilmesi oldu.
6 Kasım’dan itibaren ilk İtilaf Heyetleri’nin İstanbul’a ulaşmasıyla birlikte, Boğazlar’daki istihkamları ele geçirilmeye başlandı. Müttefik (İtilaf Devletleri) Donanması’nın sorunsuz bir şekilde İstanbul’a ulaşmasının önü açılmış oldu. Bu süre içerisinde 200 kişilik bir Müttefik kuvvet Seddülbahir’e, 400 kişilik bir kuvvet de Kumkale’ye yerleştirildi. İtilaf Devletleri güçlerinin el koyma faaliyetleri çerçevesinde Harbiye Nezareti de çeşitli önlemler alarak, bazı mevki komutanlıklarını boşaltmasına dair emirler yayınladı.
7 Kasım’dan itibaren İtilaf askerlerinin temsilcileri İstanbul’a ayak basmaya başladılar.
Çanakkale’ye gelen İngiliz Heyeti’nden General Fuller ile Müstahkem Mevki Komutanı Albay Selahattin Adil Paşa arasında istihkâmların boşaltılmasına dair bir protokol hazırlandı. Bu protokol çerçevesinde İtilaf Donanması’nın güvenli bir şeklinde Boğazlar’dan geçişi için
mayın arama tarama gemileri Çanakkale Boğazı’nda göreve başladılar.
General Fuller çok yakında yetmiş seksen kadar savaş gemisinden oluşan İtilaf Filosu’nun (Müttefik) üç dört güne kadar İstanbul’a geleceğini belirtti.
9 Kasım tarihli İkdam gazetesinin haberine göre, Harbiye ve Bahriye Nezaretleri bünyesinde vazife görecek olan İtilaf Heyeti’ne Türk basını çok büyük ihtimam göstererek, heyetlerin muhtemel çalışmaları hakkında haber ve yorumlara sayfalarında yer vermeye başladı.
Yoğun bir basın ilgisi ile karşılaşan İngiliz ve Fransız Heyetleri, göreve başlamadan evvel Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yı ve daha sonrada Bahriye Nazırı Rauf Bey’i ziyaret ettiler.
Ardından heyet Harbiye Nezareti’ne geçerek, Erkan-ı Harbiye Umumi Reisi Cevat Paşa ile görüştüler.
Büyük İtilaf Donanması’nın İstanbul’a beklendiği günlerde hükümet, başta İstanbul olmak üzere tüm yurtta asayişin sağlanması ve bu vesile ile olası bir işgale sebebiyet vermemek amacıyla diplomatik düzeyde derhal çalışmalarına başlayacaktı. Bu amaçla Bahriye Nazırı Rauf Bey, Amiral Calthorpe’den siyasi mümessil talep ederken, diğer taraftan İtilaf Devletleri Filosu ile birlikte Yunan Harp Gemileri’nin gelmesini önlemek amacıyla derhal girişimlerde bulunacaktı.
Amiral Calthorpe “Hükümetimden alınan emir doğrultusunda Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmesini men edemeyeceği…” içerikli telgraf gönderdi.
Yunan gemilerinin Selimiye Kışlası açıklarında bırakılmak suretiyle İstanbul’dan biraz uzakta bulundurulmasına muvafakat ettiğini de ifade etti. İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgale hazırlandıkları artık kesinleşiyordu. İngiliz Harp (War) Bakanlığı, Amiral Calthorpe ve
General Milne’e işgalin, İngiliz ve Fransız güçleri tarafından gerçekleşeceğine dair talimat gönderirken, İtalyanlar’a faal bir yetki verilemeyeceğini kaydetti.
8 Kasım 1918’de Ahmet İzzet Paşa Hükümeti istifa etmek durumunda kaldı. Yerine Tevfik Paşa Hükümeti kuruldu ve çok zor bir şekilde Meclis’ten güvenoyu aldı. Yeni hükümetin Hariciye Nazırlığı’na da Mustafa Reşit Paşa getirildi. Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra Müttefikler Osmanlı topraklarını işgal etmeye başladılar.
Tarih 13 Kasım 1918 Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da
13 Kasım 1918’e kadar Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı konusundaki gelişmeler de adı gibi yıldırım hızıyla gelişmişti; 30 Ekim 1918’de Ahmet İzzet Paşa Yıldırım Orduları Grubu komutanlığı’na gönderdiği bir telgrafla, Liman Von Sanders’in komutayı Mustafa Kemal Paşa’ya devrederek İstanbul’a avdet etmesini bildirmişti. Bu telgrafında; “Yıldırım Ordu Grubu Kumandanlığı’na, Grup mıntıkasında bulunan bilumum Alman kıtaatıyla, münferiden memur Alman zabitan ve efradının derhal Dersaâdet’e sevk ve iadelerini zât-ı devletlerinden rica ederim. Bundan maada zât-ı devletlerinin de grubun emir ve kumandasını Mustafa Kemal Paşa’ya tevdi ederek Dersaâdet’e avdet buyurmalarını rica ederim. 30/10/34, Sadrazam ve Başkumandanlık Erkân-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet”.
Ahmet İzzet Paşa gönderdiği telgrafla Mustafa Kemal Paşa’nın da bilgilendirilmesini istemişti. Liman Von Sanders 31 Ekim 1918 günü beraberinde bazı Alman subayı olmak üzere Adana’dan trenle hareketinden önce Mustafa Kemal Paşa ve Adana’da bulunan bütün subaylar kendisini uğurlamak amacıyla tren istasyonuna gelmişlerdi.
7 Kasım 1918’de Ahmet İzzet Paşa 7.Ordu Kumandanlığı’na gönderdiği bir yazı ile müracaat halinde İskenderun’un boşaltılıp General Allenby tarafından tayin edilecek müddet zarfında teslim edilmesinin memleketin selameti için elzem olduğu bildirecektir. Ayni gün İrade-i
Seniyye ile Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nın ve 7.ci Ordu Karargâhı’ının lağvedilerek, Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye Nezareti emrine verildiği tebliğ edilecektir.
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı telgraf makinası başına çağırarak, İstanbul’da bulunmasının uygun olacağını ve Harbiye Nezareti tarafından Nihat Paşa’ya yapılan tebliğ ile bu cephedeki birliklerin kumandanlığına tayin edildiği tebliğ edilecektir. Mustafa Kemal Paşa kendisine yapılan tebligat üzerine Yıldırım Ordusu’na bağlı birliklere veda ederek 10 Kasım günü özel bir terenle Adana’dan İstanbul’a hareket edecektir.
İtilaf Devletleri harp gemileri İstanbul Boğazı’nda demirlemiş olarak görülmekte. Kaynak: IWM- Imperial War Museum W.J.Brunell Arşivi.
Mustafa Kemal Paşa Haydarpaşa’dan Sirkeci’ye geçiyor
Tarihin ve o anların tanığı Yaver Cevat Abbas Haydarpaşa’dan Sirkeci’ye geçişlerini şöyle anlatır; “Atatürk’le ben askerî sevkiyatın bir köhne motoru (Muş- Bateaux Mouche) ile deniz ortasında yaslanan bu çelik ormanının içinden geçiyorduk”.
I.Dünya Harbi süratle Almanya’nın yenilgisi şekline dönüşmekteydi. Harbin kaderini belirleyecek olan stratejik anahtar ise asker idi. Almanya Ocak 1918’de ABD Başkanı Woodrow Wilson’un “Fourteen Points - Ondört Koşul” barış anlaşmasını kabul etmek zorunda kalarak ABD’ye kararını açıkladı. Ancak Alman Hükümeti savaşın kazanılamayacağını alenen kabul ettikten sonra bir ayaklama ve hatta bir devrim meydana geldi. Artık İtilaf Devletleri’nin ortaya koydukları teslim olma koşullarına direnecek halleri kalmamıştı. 28 Eylül 1918’de ateşkes yolundaki kilit gelişme meydana geldi ve Alman askeri stretejisinin mimarı sayılan General Erich Friedrich Wilhelm Ludendorff, o akşam Hindenburg’a erken bir ateşkesin zorunlu olduğunu söyledi. Çare kalmamıştı; Hindenburg kabul etti. Balkanlar, Fransa ve Alman ordusundaki gelişmeler çöküşü daha da hızlandırdı.
Beklenen bir barış olsa da, bu Almanya’nın ve Osmanlı Devleti’nin teslim olması demekti!
31 Ekim 1918’de Osmanlı Türkiyesi de ateşkes imzaladı. Almanya’da Donanma isyan etmişti. Kiel’de Harp gemilerinde ayaklanma başlamıştı. Harp gemileri Kiel’de cephane fabrikalarındaki işçilerle birleşerek Kızıl Bayrak açtılar. Bu ayaklanma Kuzey Almanya’ya kadar yayıldı. 9 Kasım 1918’de geçici sosyalist bir hükümet adı altında cumhuriyet ilan edildi, bu sırada Kaiser II. Wilhelm Almanya’dan sürgüne gitmişti.
Ekim 1918’de, Büyük Amiral Reinhardt Scheer, Alman Donanması’nın teslim edilmesini “Şerefsiz Barış” olarak ilan etmişti. Süratle Kraliyet Donanması’na mümkün olduğunca fazla zarar vermek üzere göndermek için onaylanmamış bir operasyon planladı. Bu şerefsiz barıştır diyordu!
Alman Donanması 21 Haziran 1919 günü Scapa Flow’da gemilerinin kinistinlerini, lumbuzlarını ve su geçmez bölme kaportalarını açık bırakarak intihar etmişti.
Kaynak: IWM- Imperial War Museum Arşivi.
Bu şerefsiz barışı kabul etmeyen Alman Donanması bir zaman sonrasında sürgün edildikleri Scapa Flow’de intihar edecektir. Nitekim İngiliz filosu tatbikatlar için Scapa Flow’dan ayrıldığında von Reuter emrini yayınlamıştır! Tüm harp gemilerinin kinistinleri, torpido kovanlarını ve lumbuzları açıldı ve gemiler yavaş yavaş batmaya başladılar. Bir kez daha İmparatorluk Almanyası bayrağı gemilerde dalgalanıyordu.
Alman gemilerini denetlemek amacıyla Scapa Flow’da kalmış olan küçük İngiliz kuvveti, neler olduğunu anladığında, ana filoya haber verdi ve gemilerin bir kısmını kurtarmaya çalıştı.
Scapa Flow'da tutulan 74 Alman gemisinden 52’si (veya yaklaşık 400.000 ton malzemeye eşdeğer) beş saat içinde suya gömüldü ve bu, tarihte tek bir günde en büyük gemi kaybını temsil ediyordu. İngilizler gemilerini kurtarmak için yardımı reddeden dokuz Alman bahriyelisini öldürdüler ve on altısı yaralandı.
5 Kasım 1918 tarihli ve Sadrazam Ahmet İzzet Paşa tarafından bütün ordugahlara iletilmek üzere yirmi maddeden oluşan askerin terhis talimatnamesi yayınlandı. Mütarekenin uygulanmasına yönelik ilk icraatlardan birisi seferberlik zamanında oluşturulmuş olan Karargâh-ı Umumiye’nin lağvedilmesi oldu.
6 Kasım’dan itibaren ilk İtilaf Heyetleri’nin İstanbul’a ulaşmasıyla birlikte, Boğazlar’daki istihkamları ele geçirilmeye başlandı. Müttefik (İtilaf Devletleri) Donanması’nın sorunsuz bir şekilde İstanbul’a ulaşmasının önü açılmış oldu. Bu süre içerisinde 200 kişilik bir Müttefik kuvvet Seddülbahir’e, 400 kişilik bir kuvvet de Kumkale’ye yerleştirildi. İtilaf Devletleri güçlerinin el koyma faaliyetleri çerçevesinde Harbiye Nezareti de çeşitli önlemler alarak, bazı mevki komutanlıklarını boşaltmasına dair emirler yayınladı.
7 Kasım’dan itibaren İtilaf askerlerinin temsilcileri İstanbul’a ayak basmaya başladılar. Çanakkale’ye gelen İngiliz Heyeti’nden General Fuller ile Müstahkem Mevki Komutanı Albay Selahattin Adil Paşa arasında istihkâmların boşaltılmasına dair bir protokol hazırlandı. Bu protokol çerçevesinde İtilaf Donanması’nın güvenli bir şeklinde Boğazlar’dan geçişi için mayın arama tarama gemileri Çanakkale Boğazı’nda göreve başladılar.
General Fuller çok yakında yetmiş seksen kadar savaş gemisinden oluşan İtilaf Filosu’nun (Müttefik) üç dört güne kadar İstanbul’a geleceğini belirtti.
9 Kasım tarihli İkdam gazetesinin haberine göre, Harbiye ve Bahriye Nezaretleri bünyesinde vazife görecek olan İtilaf Heyeti’ne Türk basını çok büyük ihtimam göstererek, heyetlerin muhtemel çalışmaları hakkında haber ve yorumlara sayfalarında yer vermeye başladı. Yoğun bir basın ilgisi ile karşılaşan İngiliz ve Fransız Heyetleri, göreve başlamadan evvel Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yı ve daha sonrada Bahriye Nazırı Rauf Bey’i ziyaret ettiler. Ardından heyet Harbiye Nezareti’ne geçerek, Erkan-ı Harbiye Umumi Reisi Cevat Paşa ile görüştüler.
Büyük İtilaf Donanması’nın İstanbul’a beklendiği günlerde hükümet, başta İstanbul olmak üzere tüm yurtta asayişin sağlanması ve bu vesile ile olası bir işgale sebebiyet vermemek amacıyla diplomatik düzeyde derhal çalışmalarına başlayacaktı. Bu amaçla Bahriye Nazırı Rauf Bey, Amiral Calthorpe’den siyasi mümessil talep ederken, diğer taraftan İtilaf Devletleri Filosu ile birlikte Yunan Harp Gemileri’nin gelmesini ve İtilaf Güçleri ile birlikte bir işgalde bulunmalarını önlemek amacıyla derhal girişimlerde bulunacaktı. Bu görev kapsamında Mondros’ta irtibat subayı olarak görev yapan Yüzbaşı Şevket’e 5/6 Kasım gecesi gönderilen bir telgrafla; İstanbul’un Müttefik Kuvvetleri tarafından işgalinin ancak içerde çıkabilecek bir karışıklık durumunda vuku bulacağına dair azınlıklar arasında bir kanaat uyandırılmaya çalışıldığını ve Patrikhane tarafından bu konuda çeşitli faaliyetler gösterildiğini, hükümet tarafından alınan çeşitli tedbirlere rağmen gayri müslimlerin silahla mukabeleye kararlı olduklarını ve bu suretle çıkacak karışıklıklar neticesinde şehrin işgaline müsaade edilmesinin doğru olmayacağını belirterek, İngiliz Filosu’nun İstanbul’a geleceği günün önceden haber verilmesinin temini amacıyla Bahriye Nazırı olarak Amiral Somerset Arthur Gough- Calthorpe’e bir yazı gönderdi. Ancak bütün bu girişimlere rağmen Bahriye Nezareti, Amiral Calthorpe’den istediği cevabı alamadı. Aksine Amiral Calthorpe “Hükümetimden alınan emir doğrultusunda Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmesini men edemeyeceği…” içerikli telgraf gönderdi.
Bu girişimden bir sonuç alamayan hükümet, işgali önlemek veya en azından Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmesine engel olmak amacıyla yeni bir teşebbüste bulunarak, Boğazlar ve Trakya Müttefik Kuvvetleri Kumandanı General Wilson’a ulaşmak amacıyla generalin irtibat subayı olarak görevlendirilen Kurmay Yüzbaşı Sadullah Bey’den konu ile ilgili olarak girişimlerde bulunmasını istedi. Sadullah Bey, Mondros’da Amiral Calthorpe ve General Wilson ile yaptığı görüşmeler neticesinde Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmemesini bir kez daha rica etmesine rağmen, bu emrin değiştirilmesine imkân olmadığının açıklandığı bildirildi. Yalnız, Yunan gemilerinin Selimiye Kışlası açıklarında bırakılmak suretiyle İstanbul’dan biraz uzakta bulundurulmasına muvafakat ettiğini de ifade etti. Bununla birlikte Yunan diplomatik çevrelerinin Londra’da birtakım teşebbüslerde bulunarak bu planı değiştirmeye çalışmalarının imkân dâhilinde olduğuna dair bilgilerin alındığı da İstanbul’a telgrafla bildirdi.
İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgale hazırlandıkları artık kesinleşiyordu. İngiliz Harp (War) Bakanlığı, Amiral Calthorpe ve General Milne’e işgalin, İngiliz ve Fransız güçleri tarafından gerçekleşeceğine dair talimat gönderirken, İtalyanlar’a faal bir yetki verilemeyeceğini kaydetti.
8 Kasım 1918’de Mütareke hükümleri çerçevesinde İtilaf askerleri, Boğaz istihkâmları ile başkentin sokaklarında görülmeye başlarken, çoğunlukla iç meselelerden dolayı, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti istifa etmek durumunda kaldı. Yerine Tevfik Paşa Hükümeti kuruldu ve çok zor bir şekilde Meclis’ten güvenoyu aldı. Yeni hükümetin Hariciye Nazırlığı’na da Mustafa Reşit Paşa getirildi.
Mondros Mütarekesi'nden hemen sonra Müttefikler Osmanlı topraklarını işgal etmeye başladılar; 13 gün sonra, 12 Kasım 1918'de bir Fransız tugayı İstanbul’a girdi. Ertesi gün ilk İngiliz birlikleri şehre girdi. İstanbul işgal ediliyor ve İtilaf Devletleri tarafından bölüşülüyordu.
16 Mayıs 1919’a kadar İstanbul’daki günler
Cevat Abbas Gürer Anıları’nda 19 Mayıs’ın hazırlık aşamasını, Mustafa Kemal’in Şişli’deki evinde tanık olduğu görüşmeleri ve bizzat katıldığı “Samsun Yolculuğu”nu şu cümlelerle anlatmıştır;“Ciddiyet, samimiyet, vefa, sabır, tahammül, geniş görüş, derin duyuş, azim, irade, metanet, cesaret, fedakârlık, kahramanlık, kurtarıcılık gibi en yüksek insanî meziyetlerin o büyük adamda ortaya çıkışını ifade edecek olan hatıratımı göz bebeğimiz kadar benimsediğimiz Türk gençliğine 19 Mayıs Bayramı hediyesi olarak sunuyorum.”
Samsun’a Giden Yol
16 Mayıs 1919 Cuma günkü gazeteler, siyasi ölçü ve tercihleri içinde İzmir’in işgalini, İtilaf sansürünün tanıdığı standara göre veriyorlardı. Bazıları siyah çerçevelerle, bazıları beklenen neticeyi bildirircesine, bilhassa Rum ve Ermenice çıkanlar zafer başlıklarıyla sayfalarına taşımışlardı..
Olaylar böyle bir hızla devam ederken, Mustafa Kemal de son hazırlıkları tamamlamaktadır. Mustafa Kemal Paşa başka ziyaretlerde de bulunmalıydı. Harbiye Nazırı’nı, Sadrıazam’ı, Dahiliye Nazırı’nı arar. Hiçbiri makamında değildir. Toplantı halinde olduklarını öğrenir. Sadaret bekleme salonuna alırlar. Mustafa Kemal Paşa’nın geldiğini duyan bazı nazırların da heyecanla salona geldiklerini görerek biraz şaşırırlar.
Mustafa Kemal Paşa’nın sözleriyle devam edelim; “Bâb-ı âli’dekiler İzmir’in işgalinin şaşkınlığı içindeydiler. Kendilerine bu işgallerin devamının beklenmesini hatırlatmakla yetindim. Dünkü ve bugünkü kabulünde Padişah endişe içindeydi. Benim oralarda alacağım önlemlere karşılıklı mukavelelerle engel olacağımdan emin olduğunu söyledi.”
Sonra Refet Paşa’ya dönerek sorar: “Rauf’a vapurun batırılacağı söylentisi üzerinde görüşlerini sordun mu?”
Ardından; “Kaptanı çağıralım da rota ve öteki hususları beraberce kararlaştıralım.” dedi. İsmail Hakkı Kaptan geldi ve konuları teker teker ele aldık. Vapur Kızkulesi açıklarında (Sarayburnu - Sirkeci arası) idi. Ordu Müfettişi kadrosu, daha evvel vapurda toplanacak, daha sonra Mustafa Kemal, Refet ve yaverler Bahriye Nezareti’nin tahsis edeceği motorla gemiye çıkacaklardı.
Bandırma Vapuru Hazırlanıyor
Kaptan İsmail Hakkı kumandasında Samsun seferine çıkmak üzere Bandırma Vapuru’nun ikmali yapılır ve Sarayburnu’na yakın bir şamandırada beklemeye başlar.
Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatır; “Karargâhımızdan olanlar belirlenen saatte rıhtımda toplanmış olacaklardı. Otomobil kapımın önünde idi. Evdeki vedaları bitirmiştim. Tam o sırada gelen bir dostum aldığı bir habere göre, benim ya hareketime müsaade edilmeyeceğini, yahut vapurun Karadeniz’de batırılacağını söyledi. Yıldırımla vurulmuşa döndüm. Daha sonra vaktiyle uzun müddet yanımda çalışan bir kurmay subay da gelerek, maiyetinde çalıştığı Damad’dan ayni şeyleri öğrendiğini bildirdi. Bir an yalnız kaldım ve düşündüm. Bu dakikada düşmanların elinde idim. Bana her istediklerini yapamazlar mıydı? Beynimden bir şimşek geçti. Tutabilirler, sürebilirler, fakat öldürmek! Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgaları arasında yakalamak lazımdır.
...Hemen karar verdim, otomobile atlayarak Galata rıhtımına geldim. Baktım ki, rıhtıma yanaşmış olacağını sandığım vapur uzaklardadır. Sandallarla vapura gittik.
… Yirmi yedi yıllık ihtiyar kaptan demir aldırmaya başladı. Ben kaptan köşkünde idim. Subay ve askerler dışarı çıktılar. Hareket ettik.”
Bandırma Vapuru Karadeniz’de Samsun’a yol alırken. Yağlıboya tablo; Sanatçı Cahit Destan.
Gemi Süvarisi İsmail Hakkı Kaptan halatın şamandıradan fora edilmesini takiben gemiye yol verdi. Bandırma Vapuru’nda; gemi mürettebatı 23 kişiydi. Mustafa Kemal Paşa ile kurmay heyeti 25 kişiydi. Çavuş, onbaşı, neferlerden oluşan 23 erat listesi ile birlikte gemide 71 kişi vardı! Bu kapasitedeki bir vapur için bu son derece büyük bir rakamdır. Kesinlikle çok meşakkatli bir yolculuk yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını Bandırma vapuruyla üç günlük zor ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Samsun’a götürmeyi başaran Kaptan İsmail Hakkı’nın, Ulus Gazetesi’nde yer alan anılarında Milli Mücadele’nin ateşini yakan bu yolculuğu hayli özet bir şekilde anlatmıştır; Ulus Gazetesi’nde yazı şöyledir; “19 Mayıs 1919, garip bir tesadüfle üç 19’u yanyana getiren gün, Türk milletinin kalbinde unutulmaz bir tarih olarak daima nakşedilmiş kalacaktır.
19 Mayıs 1919 günü, büyük ve şerefli bir milletin, asırlardan beri daima makus gitmekte olan talihini değiştirecek, Türk’e kendi büyüklüğüne lâyık yeni bir mukadderat yaratacak olan üst adam, tarihi ve heybetli misyonuna başlamak üzere Samsun’da karaya iniyordu. Yoksul bırakılmış mazlum milletin sayısız harplar ve yolsuzluklardan arta kalmış herşey gibi, küçük ve fersude bir tekne, Bandırma gemisi, bu büyük ve şanlı yolculuğu koynunda barındırarak dünya değer hamulesi ile günlerce Karadeniz’in kendi boyundan aşkın dalgaları ile çarpışmıştı. Artık herşeyin kaybedildiğine inanıldığı bir sırada milletinin asalet ve cesaretinden kuvvet alarak, bütün dünyayı hayrete düşürecek muazzam bir tasavvuru dimağında taşıyan büyük adamla, onun şerefli seyahatine vasıta olan bu küçük gemi ne aşikar bir çelişki idi. Fakat, daha nice mücadele yılları türlü tezadlarla dolu geçecek ve bu tezadların içinden kurtuluş güneşi doğacaktı. Yedi mil süratle ve ufacık teknesi ile Karadeniz’in dalgaları ile boy ölçüşen bu gemi adeta kurtarıcının memleketin mütevazı imkanları ile giriştiği büyük ve çetin mücadeleyi sembolize ediyordu, denilebilir. Bu küçük gemi, erişebileceği en büyük şerefe kavuşarak, bir millet yaratacak ve bir vatan kuracak olan dahi adamı tam zamanında vatan toprağının en müsait parçasına çıkarmak suretiyle tarihi vazifesini gördükten sonra, ömrünü tamamladı. Bugün ayni ismi taşıyan gemide plakasından başka onunla ayni olan bir tarafı yoktur. Fakat bu tarihi seyahati idare etmiş olan kaptanın kim olduğunu hiç düşündünüz mü? Biz, bu şerefe erişmiş olan mesut adamı aradık ve bulduk. İdarenin en eski kaptanlarından olan Kayserili İsmail Hakkı Durusu, bu seyahatin intibalarını gazetemiz için yazarak bize göndermiştir. Sözü, Kaptan İsmail Hakkı (Durusu) ya bırakıyoruz; “1919 tarihinde Bandırma vapuru ile Atatürk’ü İstanbul’dan alıp Samsun’a götürdüğümüz seferde gerek hareketimizden evvel, gerekse yolda şahidi olduğum olaylardan hatırıma gelenleri şöyle yazdım; Hareketimizden birgün evvel Paşa beni İdareden Harbiye’de dairesine çağırtmıştı. Gittim ve kabul buyuruldum. Hareketimize dair bir takım açıklayacı bilgi isteğinde bulundular. Gerekli cevapları verdim. Ertesi gün öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular. Filhakika o gün öğle vakti gemiyi teşrif ettiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. Derhal hareket ettik. Boğaz’dan çıkarken müthiş bir fırtınanın hükmetmekte olduğunu gördük. Ne kadar şiddetli fırtına olursa olsun yolumuza devama karar vermiştik. Böylece yolumuza devam ettik. Son süratimiz olan yedi mil ile Karadeniz’in bîaman (Aman vermeyen) dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana İnebolu ve Sinop’a uğrayarak bin türlü zorluklar içersinde birgün şafak vakti Samsun’a vardık. Paşa bu iskeleye çıktılar. Ondan sonra meydana gelen olayları kendileri daha iyi bilirler. 19 seneden sonra o mesut seferimizi bu kadar hatırlayabildim.”
16 Mayıs 1919 hazırlıkları
Mustafa Kemal Paşa’yı ve maiyetindekileri Samsun’a götüren Bandırma Vapuru Mürettebat listesi Kaptan İsmail Hakkı’nın şahsi dosyasında yer almaktadır. Devlet Denizyolları İdaresi Umumi Arşiv Dairesi’ndeki, “Aziz Atatürk’ü 15 Mayıs 1919’da İstanbul’dan alarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkaran tarihî Bandırma Vapuru’nun personel listesidir ” başlıklı ve 10 Mayıs 1960 tarihli Umumi Arşive ait mürettebat listesi şöyledir;
1.Süvari: Kayserili Ahmet oğlu İsmail Hakkı
2.İkinci kaptan: Üsküdarlı Tahsin
3.Kâtip: İsmail
4.Lostromo: Hasan Reis
5.Serdümen: Göreleli Şükrü oğlu Temel
6.Serdümen: Ali oğlu Basri
7.Ambarcı: Silivrili Hasan oğlu Ahmet
8.Ambarcı: Rizeli Süleyman oğlu Maksut
9.Tayfa: Süleyman oğlu Cemil
10.Tayfa: Hüseyin oğlu Rahmi
11.Tayfa: Mesut oğlu Temel
12.1.ci Kamarot: Muharrem oğlu Hacı Tevfik
13.2.ci Kamarot: İbrahim oğlu Mehmet
14.Kamarot Yamağı: Mustafa oğlu Halit
15.Aşçı: Osman oğlu Hacı Hamdi
16.Serçarkçı: Ağa oğlu Hacı Süleyman (Çarkçı Başı Mehmet Ağa Oğlu Hacı Kadir Süleyman-Gür soyadını almıştır)
17.İkinci makinist: Deraliyeli Emin
18.Ateşçi: Koyulhisarlı Yusuf oğlu Halil
19.Ateşçi: Rizeli Arif oğlu Mansur
20.Kömürcü: Hasan oğlu Mehmed
21.Kömürcü: Mehmed Ali oğlu Ömer Faik
22.Vinççi: İsmail Hakkı
23.Vinççi: Ali oğlu Galip
Belge: 10 Mayıs 1960- Umum Arşiv Servisi / İmza
Bandırma Vapurunun Süvarisi Kaptan İsmail Hakkı 1873/74 (Mezar taşında 1870 yazılıdır) doğumludur. Yani Mustafa Kemal Paşa’dan 8-10 yaş büyüktür. Samsun’a hareket edileceği günlerde 45- 46 yaşındadır. Bu tarihten sonra 26 sene daha yaşamıştır! İsmail Hakkı Kaptan, 1891-1919 yılları arasında 21 ticaret gemisinde muhtelif kademelerden gelerek süvarilik yapmış çok deneyimli bir denizcidir. Mesleki birikimine ait ayrıntılar Şahsi Dosyası’ndaki kayıtlarda yer almaktadır.
16 Mayıs 1919 tarihi “Kurtuluş’a bir adım”dır. Bu safhada Mustafa Kemal Paşa Yaveri Cevat Abbas vasıtasıyla Bahriye Nazırı Avni Paşa’nın yardımını sağlamıştır. Karadeniz seferinin tüm hazırlıkları Bahriye Nazırı Avni Paşa sayesinde yaptırılmıştır.
Karadeniz seyahati için “Bandırma” Vapurunun seçilmiş olması önemli bir karardır. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun seyahati için Bahriye Nazırı Avni Paşa’ya mevcut bağlamış gemilerden en uygun olanın Bandırma Vapuru olduğunu öneren muhakkak bu gemiler hakkında bilgisi olan bir denizci şahsiyet olmalıdır. Avni Paşa bu yönlendirme ile geminin süvarisinden, çarkçısına ve sair mürettebatına kadar hazırlanmasını sağlattığı gibi, Tersâne-i Âmire depolarından kömür ve yağlama yağı ikmali yapılmasını, İstanbul İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’ndan aldığı müsaade sayesinde tamamlatmıştır.Bu husus şu gerçeği açıklamaktadır; Bandırma Vapuru için Bahriye Nazırı vasıtasıyla Müttefiklerarası Kömür Komisyonu’ndan İstanbul - Samsun - İstanbul seferine yetecek şekilde kömür tahsisi talebi yapılmış ve Bandırma Vapuru Kasımpaşa’daki Tersane-i Âmire kömür Deposu’ndan yüklenen mavnalardan kömür yüklemesi yapabilmiştir. Müttefiklerarası Kömür Komisyonu, İstanbul’a gönderilecek olan kömürün dengeli bir şekilde dağıtımını yapmakla tek yetkili idi.
Kumanya ikmali Mustafa Kemal Paşa maiyetindeki 25 zabit ve sair asker ile, gemi mürettebatına dört güne yakın seyahat esas alınarak yine Bahriye Nazırı Avni Paşa talimatıyla temin edilmiştir. Kuşkusuz yolcuların, geminin son derece yetersiz kalan iskan ve uyuma alanları dikkate alınarak, puşide, yatak, hamak ihtiyaçları da ayni doğrultuda sağlanmıştır.
Bandırma Vapuru Süvarisi İsmail Hakkı Kaptan’ın komutasında nadirattan 16 - 19 Mayıs sabahına kadar Karadeniz’de fırtınalarla karşılaşmadan seyrederek Samsun’a varacaktır
Ve Nihayet Geldikleri gibi gidiyorlar.
General Charles Harington İstanbul’u geldikleri gibi gitmek üzere terk etmeye çok az zaman kaldığını görmüştür! İstanbul Askerî Asayiş Kumandanı Selahattin Adil Paşa’yı ziyaret eder. Bu ziyaretinde barışın Türkiye’ye refah ve mutluluk getirmesini temenni eder. Türk ve İngiliz orduları arasında eski dostluğun yeniden kurulacağına inandığını belirtir ve İtilaf Kuvvetleri’nin İstanbul’dan en kısa zamanda ayrılmaları adına yardımcı olmalarını rica eder. Ayrıca arkalarında binlerce askerin naaşını bıraktıklarını ve onların hatıralarına saygı gösterileceğinden emin olduğunu söyler. Artık bunca zalimce işgal ettikleri aziz vatanımızdan yüzleri asık ayrılmaktadırlar.
Mustafa Kemal Paşa’nın “Geldikleri gibi giderler” dediği tarihten o yana bu ulusun, canı bahasına kahramanlıklarla dolu Kurtuuluş ve İstiklal Harbi’yle devam eden dört yılı geçmiştir. Herşeye rağmen Türkiye yeniden sönmez bir meşale gibi parlayacaktır.