Küresel deniz taşımacılığı; jeopolitik gerilimler, değişen ticaret rotaları, çevresel regülasyonlar, dijitalleşme ve navlun piyasalarındaki yüksek volatilitenin etkisiyle yeni bir döneme giriyor. 1998 yılından bu yana kuru yük taşımacılığı, gemi kiralama ve ticari işletmecilik alanlarında faaliyet gösteren Bulk Atlantic ise bu dönüşümü esnek filo yönetimi, modern tonaj, dijitalleşme ve etkin risk yönetimi ekseninde değerlendiriyor.
Bulk Atlantic Genel Direktörü Kaptan Harun Çalışkan ile şirketin filo ve büyüme stratejisini, küresel denizcilikte değişen riskleri, yapay zekânın chartering ve brokerlik faaliyetlerine etkisini, Türk denizciliğinin rekabet gücünü ve şirketin önümüzdeki beş yıllık hedeflerini konuştuk.
Bulk Atlantic’in kuruluşundan ve sektördeki konumundan kısaca bahseder misiniz?
Bulk Atlantic, 1998 yılında Hasan Oktay tarafından kurulmuştur. Uluslararası kuru yük taşımacılığı, gemi kiralama ve ticari işletmecilik alanlarında faaliyet gösteren köklü bir denizcilik ve gemi işletmeciliği şirketidir. Dünya genelinde dökme yük ve breakbulk yüklerinin taşınmasında uzmanlaşan şirketimiz, güçlü ve güvenilir bir operasyonel yapıya sahiptir.
Bulk Atlantic, işlettiği “evergreen” gemilerin yanı sıra dönemsel ve uzun vadeli kiralama modelleriyle portföyüne dahil ettiği gemiler üzerinden esnek ve dinamik bir operasyon modeli yürütmektedir. Operasyonlarımızda ağırlıklı olarak Handysize/Handymax segmentlerinden Ultramax segmentine kadar farklı boyut ve kapasitedeki kuru yük gemileri kullanılmaktadır.
Bu esnek filo yapısı; tahıl ürünleri, kömür, maden, gübre, hurda ile rulo, profil ve boru gibi çeşitli çelik ürünleri başta olmak üzere geniş bir emtia yelpazesinin taşınmasına imkân sağlamaktadır.
Bulk Atlantic’in mevcut filosunun büyüklüğü, taşıma kapasitesi ve bugünkü yaklaşık filo değeri hakkında bilgi verebilir misiniz? Önümüzdeki dönemde filoyu büyütmeye yönelik yeni gemi alımı veya yatırım planlarınız bulunuyor mu?
Şirketimizin iş modeli, piyasa koşullarına hızlı şekilde uyum sağlayabilen esnek kiralama ve operasyon stratejisine dayanmaktadır. Bu doğrultuda toplam filo büyüklüğümüz ve piyasa değeri; spot navlun piyasalarındaki dalgalanmalar, dönemsel kiralama koşulları ve mevcut kontrat hacmine bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Bu yapı, Bulk Atlantic’in piyasa fırsatlarını yakından takip ederek filo kapasitesini ve operasyonlarını piyasa dinamiklerine göre optimize etmesine imkân tanıyor.
Küresel denizcilik sektörünün karbon emisyonlarının azaltılması ve çevresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda, operasyonlarımızda düşük karbon ayak izine sahip, modern ve eco-design özellikli gemilere öncelik veriyoruz. Modern tonajlara yönelik yatırımlarımızla hem operasyonel verimliliğimizi artırmayı hem de değişen çevresel regülasyonlara uyum kabiliyetimizi güçlendirmeyi amaçlıyoruz.
Büyüme stratejimizin temelinde ana emtia grupları ve endüstriyel dökme yük taşımacılığındaki uzmanlığımızı daha ileri taşımak bulunuyor. Bu kapsamda özellikle esnek rota ve operasyon kabiliyeti sunan ilgili tonaj gruplarındaki modern gemilerin, uzun vadeli ve istikrarlı kontratlarla filoya dahil edilmesine odaklanıyoruz.
Bunun yanı sıra operasyonel ağımızı ve pazar erişimimizi genişletmek amacıyla yeni stratejik iş birliklerini, dönemsel gemi alım fırsatlarını ve uygun kiralama alternatiflerini yakından takip ediyoruz. Güçlü sektör deneyimimizi esnek filo yönetimi ve piyasa odaklı ticari stratejilerle birleştirerek sürdürülebilir ve kontrollü büyümeyi hedefliyoruz.
Küresel deniz taşımacılığında jeopolitik riskler, savaşlar ve dalgalanan navlun piyasası devam ediyor. Sizce önümüzdeki dönemde armatörleri ve brokerleri bekleyen en büyük fırsatlar ve riskler neler olacak?
Denizcilik sektöründe önümüzdeki dönemin temel sorusu artık yalnızca “Navlun yüksek mi, düşük mu?” olmayacaktır. Asıl mesele, navlun piyasasındaki volatilitenin nasıl yönetileceğidir. Yaşanan gelişmeler, yüksek volatilitenin geçici bir piyasa anomalisi olmaktan çıktığını ve sektörün yeni normalinin önemli bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Geçmişte denizcilik piyasalarını analiz ederken temel olarak arz-talep dengesi esas alınır, diğer faktörler ikincil değişkenler olarak değerlendirilirdi. Bugün ise piyasa koşullarını yalnızca arz ve taleple açıklamak giderek zorlaşıyor. Jeopolitik riskler, savaşlar, iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklıklar, tarımsal üretimdeki dalgalanmalar, enerji politikaları ve ticaret akışlarının yeniden şekillenmesi navlun piyasalarını doğrudan etkiliyor.
Jeopolitik gelişmeler sonucunda artan ton-mil talebi, armatörler açısından önümüzdeki dönemin önemli fırsatlarından biri olabilir. Savaşlar veya siyasi gerilimler nedeniyle gemilerin daha uzun rotalar kullanmak zorunda kalması, dünya ticaretinin fiziksel hacmi değişmese dahi gemi talebini artırıyor. Üstelik uzun rotalar, bir geminin yıl içerisinde gerçekleştirebileceği sefer sayısını da azaltarak mevcut filo kapasitesi üzerinde ilave talep oluşturuyor.
Ancak burada önemli bir risk bulunuyor: Armatörlerin yüksek navlun seviyelerini kalıcı kabul ederek aşırı yeni gemi siparişine yönelmesi. 2000’li yılların başından 2008’e kadar yaşanan güçlü yatırım ve sipariş döngüsünün benzeri, farklı koşullar altında yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle armatör açısından temel soru, “Bugün bu gemiyi hangi navlunla çalıştırabilirim?” değil, “Bu gemiyi 2030’a kadar hangi navlun, maliyet ve regülasyon ortamında çalıştıracağım?” olmalıdır.
Bu dönüşüm brokerlerin rolünü de değiştiriyor. Geleneksel olarak brokerin temel fonksiyonu uygun gemiyi uygun yükle buluşturmak ve piyasadaki fiyatı doğru okumaktı. Gelecekte ise brokerlerden navlun fiyatının yanı sıra operasyonel ve jeopolitik riskler konusunda da daha fazla analiz ve karar desteği beklenecek.
Artık bir sefer değerlendirilirken savaş riski sigortası, yaptırım rejimleri, sigorta kapsamı, yakıt tedariki, alternatif rotalar, transit süreleri ve limanlardaki olası beklemeler birlikte analiz edilmek zorunda. Rusya-Ukrayna savaşı ve Körfez bölgesindeki gelişmeler, savaş riski sigortası maliyetlerinin ne kadar hızlı değişebileceğini gösterdi. Dolayısıyla artık yalnızca piyasayı değil, riski de fiyatladığımız bir döneme giriyoruz.
Önümüzdeki 5-10 yılın en önemli yapısal risklerinden birinin de “chokepoint risk” olacağını düşünüyoruz. Süveyş Kanalı, Hürmüz Boğazı, Bab el-Mandeb, Panama Kanalı, Malakka Boğazı ve Türk Boğazları artık yalnızca coğrafi geçiş noktaları değil, küresel navlun piyasasının fiyatlama mekanizmasının da önemli unsurlarıdır. Bu kritik noktalardan herhangi birinde yaşanabilecek güvenlik veya operasyon sorunu, küresel gemi arzını, ton-mil talebini ve navlun seviyelerini doğrudan etkileyebilir.
Bir diğer önemli ayrışma ise yaşlı gemiler ile modern ve verimli tonaj arasında yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemde filoların yalnızca DWT kapasitesi değil; gemilerin yakıt tüketimi, EEXI ve CII performansı, emisyon profili, enerji verimliliği, dijitalleşme kapasitesi, bakım geçmişi, sigortalanabilirliği ve risk değerlendirme kriterleri de daha fazla fiyatlanacaktır. Aynı DWT kapasitesine sahip iki geminin ekonomik değeri bu nedenle ciddi şekilde ayrışabilir.
Sonuç olarak denizcilik sektörünün “normalleşmeye” değil, yüksek volatilitenin normal kabul edildiği yeni bir döneme girdiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemin en başarılı armatörü en yüksek navlunu yakalayan değil; jeopolitik riski doğru fiyatlayan, filosunu teknolojik ve çevresel dönüşüme hazırlayan, sermayesini doğru zamanda doğru gemiye yönlendiren, likiditesini koruyan ve farklı piyasa senaryolarına karşı esnek kalabilen armatör olacaktır. Aynı şekilde başarılı brokerin rolü de navlun bulmanın ötesine geçerek; piyasa, operasyon, jeopolitik ve finansal riskleri birlikte okuyup müşterisine kapsamlı bir karar desteği sunmak haline gelecektir.
Dijitalleşme, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik artık denizcilik sektörünün vazgeçilmez başlıkları arasında. Bulk Atlantic olarak bu dönüşüme nasıl hazırlanıyor, hangi yatırımları yapıyorsunuz?
Geçmişe baktığımızda denizcilik sektöründeki dönüşümlerin genellikle uzun soluklu ve kademeli gerçekleştiğini görüyoruz. Denizcilik, diğer birçok sektöre kıyasla hâlâ daha analog bir yapıya sahip. Bunun temel nedenlerinden biri, sektörün çok fazla alt katmanı ve paydaşı bulunan büyük ve kompleks bir ekosistem olmasıdır.
Ancak dijitalleşmenin artık bir tercih olmaktan çıkıp gereklilik haline geldiğini düşünüyoruz. Burada asıl önemli olan, dijital dönüşümün hangi altyapı, standartlar ve stratejik yaklaşım çerçevesinde gerçekleştirileceğidir.
Gelecekte yapay zekâ ve sürdürülebilirlik eksenindeki gelişmeler, denizcilik sektörünün tüm paydaşlarını doğrudan etkileyecek. Geleneksel olarak telefon görüşmeleri, teyit süreçleri ve güçlü sezgisel piyasa bilgisine dayanan chartering faaliyetlerinin; veri odaklı, teknolojiyle entegre ve sürdürülebilirlik kriterlerini dikkate alan yeni bir danışmanlık modeline doğru evrileceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemin en önemli dönüşümü, “broker veya charterer’ın deneyimine dayalı karar verme” modelinden “insan + veri + yapay zekâ” modeline geçiş olacaktır.
Yapay zekânın insan faktörünün yerini tamamen alacağını düşünmüyoruz. Aksine; piyasanın taranması, tonaj pozisyonlarının analizi, freight forecasting, voyage estimation ve karbon maliyetlerinin hesaplanması gibi süreçlerde ticari sezgiyi veriyle destekleyen güçlü bir karar mekanizması oluşturacağına inanıyoruz.
Bu nedenle dijitalleşmenin pre-fixture, fixture ve post-fixture süreçlerinin tamamını kapsaması gerektiğine inanıyoruz. Doğru uygulandığında dijitalleşme karar alma hızını artıracak, operasyonel verimliliği yükseltecek ve hata payını azaltacaktır. Biz de mevcut teknolojik altyapımızdan maksimum fayda sağlayarak, gerçek piyasa koşullarını yansıtan simülasyonlar geliştirmeye ve veriyi ticari karar alma süreçlerimize entegre etmeye yönelik yatırımlarımızı sürdürüyoruz.
Türkiye, coğrafi konumu sayesinde deniz ticaretinde önemli avantajlara sahip. Sizce Türk denizcilik sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırmak için hangi alanlarda gelişim sağlanması gerekiyor?
Türkiye; Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında yer alan, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan İstanbul ve Çanakkale Boğazları gibi küresel deniz ticareti açısından stratejik geçiş noktalarına sahip eşsiz bir jeostratejik konumdadır. Ancak bu potansiyelin ekonomik değere tam anlamıyla dönüştürülebilmesi için Türkiye’nin yalnızca bir “köprü” veya transit ülke olmanın ötesine geçerek, yüksek katma değerli lojistik ve denizcilik hizmetlerinin sunulduğu bölgesel bir merkez modeline yönelmesi gerekiyor.
Son 20 yılda gerçekleştirilen yatırımlar sayesinde Türk sahipli filo dünya deniz ticaretinde önemli bir büyüklüğe ulaştı. Bundan sonraki aşamada yalnızca toplam tonajın değil, filonun niteliğinin de geliştirilmesi önem taşıyor. Gemilerin ortalama yaşı, teknolojik altyapısı, enerji verimliliği ve ekonomik değeri açısından filonun yenilenmesi, rekabet gücünün korunması bakımından öncelikli hedeflerde biri olmalıdır.
Türkiye’nin liman altyapısının da yalnızca kapasite artışı perspektifiyle değil, verimlilik ve teknoloji odaklı ele alınması gerekiyor. Limanların dijitalleşme, otomasyon, yapay zekâ ve veri yönetimi teknolojileriyle desteklenmesi; demiryolu ve karayolu ağlarıyla güçlü şekilde entegre edilmesi ve intermodal taşımacılık altyapısının geliştirilmesi büyük önem taşıyor.
Yeşil dönüşüm ise Türkiye açısından yalnızca bir uyum ve maliyet unsuru olarak görülmemeli, aynı zamanda rekabet avantajına dönüştürülmelidir. Alternatif yakıt altyapısı, enerji verimli gemiler, yeşil limanlar, karbon yönetimi, emisyon azaltım teknolojileri ve Green Shipping Corridors gibi yeni nesil uygulamalar bu dönüşümün temel unsurları olacaktır. Türk tersanelerinin de gemi inşanın yanı sıra yeşil teknolojiler, retrofit uygulamaları, alternatif yakıt sistemleri ve ileri denizcilik teknolojilerinde uzmanlaşması önemlidir.
Bu dönüşümün sürdürülebilir olması için nitelikli insan kaynağı ve Ar-Ge kapasitesinin geliştirilmesi de kritik önem taşıyor. Üniversiteler, tersaneler, armatörler, liman işletmeleri ve teknoloji şirketleri arasında daha güçlü iş birlikleri kurulması; yapay zekâ, dijital ikiz, otonom sistemler, enerji verimliliği ve operasyonel optimizasyon alanlarında Türkiye’nin teknoloji geliştiren bir ülke konumuna gelmesine katkı sağlayacaktır.
Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişim de temel gerekliliklerden biridir. Alternatif finansman modellerinin ve özellikle navlun ve piyasa risklerinin yönetiminde kullanılan FFA (Forward Freight Agreement) gibi enstrümanların Türkiye’de daha etkin kullanılmasının önü açılmalıdır. Doğru kamu teşvikleri ile özel sektörün yatırım ve finansman imkânlarının bir araya getirilmesi sektörün dönüşümünü hızlandıracaktır.
Kısacası Türkiye, sahip olduğu coğrafi avantajı yalnızca transit geçiş üstünlüğü olarak değerlendirmemeli; bunu teknoloji, yeşil dönüşüm, nitelikli insan kaynağı, güçlü finansman modelleri ve yüksek katma değerli denizcilik hizmetleriyle desteklemelidir. Böylece Türkiye yalnızca bölgesel bir lojistik merkez değil, uluslararası denizcilik hizmetlerinde söz sahibi ve tercih edilen bir merkez haline gelebilir.
Önümüzdeki beş yıllık dönemde Bulk Atlantic’i nerede görüyorsunuz? Yeni pazarlar, yatırım planları ve sektöre ilişkin hedeflerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Önümüzdeki beş yıllık dönemde Bulk Atlantic olarak, hızla değişen piyasa dinamikleri ve küresel deniz ticaret koridorlarının yeniden şekillenmesi doğrultusunda stratejik yapılanmamızı güçlendirmeyi; dijitalleşme ve dekarbonizasyon alanlarında belirlediğimiz hedeflere mümkün olan en kısa sürede ulaşmayı amaçlıyoruz.
IMO emisyon hedefleri doğrultusunda filoya uzun vadeli dahil edilecek çevreci, yakıt verimliliği yüksek ve modern tonajlara öncelik vereceğiz. Mevcut segment gruplarımızdaki varlığımızı pekiştirerek operasyonel esnekliğimizi artırmayı hedefliyoruz.
Akdeniz ve Karadeniz havzalarındaki güçlü pazar konumumuzu korurken, küresel ölçekte gelişmekte olan yeni ticaret koridorlarındaki operasyon hacmimizi genişletmeyi planlıyoruz. Büyük üretici ve tedarikçilerle doğrudan ilişkilerimizi derinleştirerek uzun vadeli kontrat bazlı iş modelleri geliştirmek de önceliklerimiz arasında bulunuyor.
Dijitalleşme tarafında ise yakıt tüketimini ve operasyonel maliyetleri azaltmak amacıyla veri analitiği, gelişmiş rota optimizasyon yazılımları ve dijital takip sistemlerini daha kapsamlı şekilde kullanacağız.
Spot navlun piyasalarındaki volatiliteyi dengelemek amacıyla dönemsel ve uzun vadeli kontratlar ile finansal türev araçları entegre bir şekilde kullanarak, değişken piyasa koşullarına karşı dayanıklı bir portföy yapısı oluşturmayı hedefliyoruz.
Önümüzdeki beş yıllık temel hedefimiz; piyasa fırsatlarını doğru zamanda değerlendiren, risklerini etkin yöneten, teknolojik ve çevresel dönüşüme hızla adapte olan, uluslararası pazarlardaki etkinliğini artıran sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve rekabetçi bir büyüme modeli ortaya koymaktır.




