2026 yılına girerken Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri’nin yeni yıl mesajı, küresel denizcilik sektörü açısından yalnızca bir iyi niyet beyanı değil, açık bir yön tarifiydi...
2026 yılına girerken Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri’nin yeni yıl mesajı, küresel denizcilik sektörü açısından yalnızca bir iyi niyet beyanı değil, açık bir yön tarifiydi. Mesajın merkezinde, uzun süredir tartışılan politika ve stratejilerin artık sahada somut karşılık bulması gerektiği vurgusu yer almaktaydı. Denizcilik sektörü, söylemlerden uygulama kalitesine geçilen yeni bir dönemin eşiğindedir.
Kuralların varlığı değil, sahadaki karşılığı belirleyici olacak
Türkiye, taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve oluşturduğu yasal çerçeve ile güçlü bir mevzuat altyapısına sahiptir. Ancak 2026 vizyonu, bu altyapının fiilen nasıl uygulandığını esas almaktadır. Liman devleti kontrollerinden şirket içi denetim mekanizmalarına, prosedürlerden günlük operasyonlara kadar uzanan bu süreç, güçlü ve tutarlı bir uygulama disiplini gerektirmektedir. Kâğıt üzerinde kalan düzenlemelerin, denizcilik güvenliği ve verimliliği açısından kalıcı bir fayda üretmesi mümkün değildir.
IMO’nun yeni dönem mesajında dikkat çeken bir diğer başlık, deniz emniyeti ve çevresel sorumluluğun bir kültür hâline getirilmesi gerekliliğidir. Bu yaklaşım, yalnızca teknik donanım veya mevzuat güncellemeleriyle sınırlı değildir. Gemi insanından yöneticilere, denetçilerden eğitimcilere kadar uzanan bütüncül bir bilinç yapısını zorunlu kılmaktadır. Özellikle Karadeniz gibi yoğun trafik ve artan risklerin bulunduğu bölgelerde, bu kültürün yerleşmesi Türk denizciliği açısından stratejik bir öneme sahiptir.
Sistemin başarısı, denizcinin yetkinliğiyle doğrudan ilişkilidir
Bu dönüşümün merkezinde insan unsuru yer almaktadır. Türk denizcileri, uluslararası pazarda nitelikli ve tercih edilen bir iş gücü profiline sahiptir. Ancak bu avantajın korunması; sürekli eğitim, teknolojik gelişmelere uyum ve mesleki yetkinliklerin güncel tutulması ile mümkündür. Denizci refahı ve mesleki gelişim, bireysel kazanımların ötesinde, ülke denizciliğinin küresel rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardır.
Politikadan pratiğe geçiş sürecinin en kritik halkalarından biri denizcilik eğitimidir. Teorik bilginin sahada karşılık bulmadığı bir eğitim modeli, yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalacaktır. Günümüz denizciliği; dijitalleşme, otomasyon, alternatif yakıtlar ve çevresel regülasyonlar gibi çok boyutlu bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu nedenle eğitim sistemleri, sınıf ortamında aktarılan bilgilerin simülatörler, uygulamalı eğitimler ve gerçek operasyonel senaryolarla desteklendiği bütüncül bir yapıya kavuşmalıdır.
Statik müfredat, dinamik sektöre cevap veremez
Denizcilik eğitiminde müfredatların statik değil, yaşayan bir yapı hâline gelmesi artık bir tercih değil zorunluluktur. Güncel IMO düzenlemeleriyle uyumlu, çevresel sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm başlıklarını kapsayan, dijital yetkinlikleri önceleyen bir müfredat anlayışı, öğrencileri yalnızca bugünün değil, yarının denizciliğine hazırlayacaktır. Gerçek kaza örnekleri ve vaka analizleriyle desteklenen bu yapı, teorik bilginin davranışa dönüşmesini sağlayan en etkili yöntemlerden biridir.
Eğitim sisteminin başarısı, büyük ölçüde eğitimcilerin niteliğiyle doğru orantılıdır. Yeni dönemde eğitimcinin rolü, yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı kalmamalıdır. Eğitimciler; güncel gelişmeleri takip eden, saha deneyimini sınıfa taşıyan ve öğrenme sürecini yöneten aktörler hâline gelmelidir. Bu doğrultuda öğretici niteliğinin nesnel kriterlerle ölçülmesi ve sürekli gelişim mekanizmalarıyla desteklenmesi, eğitimde kalite güvencesinin temelini oluşturmaktadır.
Eğitim ile sektör arasında mesafe arttıkça kalite düşer
Denizcilik eğitiminde okul ile sektör arasındaki bağın güçlendirilmesi, bu dönüşümün vazgeçilmez unsurlarından biridir. Akademik yapı, özel sektör ve aktif denizciler arasında kurulacak güçlü bir entegrasyon, eğitimden istihdama uzanan sürecin sağlıklı işlemesini mümkün kılacaktır. Sektörden gelen geri bildirimlerin müfredata yansıması ve saha tecrübelerinin eğitim süreçlerine aktarılması, sürdürülebilir bir gelişim döngüsü yaratacaktır.
Artık başarı, söylemle değil uygulamayla ölçülüyor
IMO’nun 2026 yeni yıl mesajı, denizcilik dünyasına açık bir sorumluluk yüklemektedir. Türk denizciliği için bu yıl; mevzuatın sahada karşılık bulduğu, insan unsurunun merkeze alındığı, eğitim sisteminin teori ile pratiği bütünleştirdiği ve kalite anlayışının ölçülebilir hâle geldiği bir dönüm noktası olmalıdır. Günümüz denizciliğinde başarı, artık niyetlerle değil, uygulama kalitesiyle tanımlanmaktadır.
Kaptan Orhan KASAP
Kurucu Ortak - QSM GLOBAL DENİZCİLİK
Yönetim Kurulu Başkanı – KTU DUIM MD