Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, İMEAK Deniz Ticaret Odası'nın ağustos ayı meclis toplantısına katıldı.
Toplantıda konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Bozay, denizlerin Türkiye’nin dış politikası, enerji ve gıda güvenliği açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çekti. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılara ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Bozay, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler ile birlikte seyrüsefer emniyetini güvence altına alacak ve enerji ile liman altyapılarına yönelik kısmi ateşkesi de içerecek bir yasal çerçeve üzerinde çalıştığını açıkladı.
Karadeniz’de son dönemde ticari gemileri hedef alan saldırıların kritik bir aşamaya ulaştığını belirten Bozay, saldırıların ardından Türkiye’nin en üst düzeyde diplomatik girişimlerini sürdürdüğünü vurguladı.
“Denizler artık sadece denizcilik sektörünün konusu değil”
Denizlerin günümüzde yalnızca denizcilik sektörüyle sınırlı bir alan olmaktan çıktığını ifade eden Bozay, dış politika ve diplomasiden enerji ve gıda güvenliğine, iklim değişikliğinden sürdürülebilir kalkınmaya kadar birçok stratejik başlığın merkezinde denizlerin bulunduğunu söyledi.
Yeşil dönüşüm, dijitalleşme, bağlantısallık ve ulaştırma politikalarında denizlerin öneminin giderek arttığını belirten Bozay, Türkiye açısından denizlerdeki seyrüsefer serbestisinin aynı zamanda ekonomik ve ulusal güvenlik meselesi olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin dış ticaretinin yaklaşık yüzde 90’ının deniz yoluyla gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bozay, güvenli ve kesintisiz deniz ulaşımının ülke ekonomisi açısından hayati öneme sahip olduğunu ifade etti.
Hürmüz ve Babülmendep’te seyrüsefer güvenliği vurgusu
Türkiye’nin yalnızca çevre denizlerde değil, küresel deniz ticaretinin kritik geçiş noktalarında da aktif diplomasi yürüttüğünü belirten Bozay; Hürmüz Boğazı, Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz, Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de barışın ve seyrüsefer serbestisinin korunmasının Türkiye açısından stratejik önemde olduğunu söyledi.
Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalan gemilerin Türkiye’nin diplomatik girişimleri sonucunda 26 Haziran’da emniyetli şekilde çıkışlarının sağlandığını aktaran Bozay, Hürmüz ve Babülmendep’te seyrüsefer serbestisinin korunmasına yönelik uluslararası girişimlerin de yakından takip edildiğini kaydetti.
Somali açıklarındaki korsanlık tehdidine de değinen Bozay, Türkiye’nin bölgede deniz güvenliğinin sağlanmasına yönelik uluslararası çalışmalarda aktif rol aldığını ve Birleşik Görev Komutası’nı 2025 yılında yedinci kez üstlendiğini hatırlattı.
“Karadeniz’de BM ile yasal bir çerçeve üzerinde çalışıyoruz”
Konuşmasının önemli bölümünü Karadeniz’de yaşanan güvenlik sorunlarına ayıran Bozay, ticari gemilere yönelik saldırıların can kayıplarına neden olduğuna dikkat çekerek hayatını kaybeden denizcilere rahmet, ailelerine ve denizcilik sektörüne başsağlığı diledi.
Türkiye’nin Karadeniz’de deniz ticaretinin ve kritik altyapının korunmasına yönelik diplomatik çalışmalar yürüttüğünü belirten Bozay, şu açıklamada bulundu:
“Ülkemiz şu anda Birleşmiş Milletler ile birlikte Karadeniz’de seyrüsefer emniyetini güvence altına alacak, enerji ve liman altyapılarına yönelik kısmi bir ateşkesi de içeren yasal bir çerçeve üzerinde çalışıyor.”
Bozay, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin Sakarya Gaz Sahası gibi Türkiye açısından kritik enerji yatırımlarını ve ekonomik çıkarları da doğrudan ilgilendirdiğini vurguladı.
“Failinden bağımsız olarak saldırıların mazur görülmesi mümkün değil”
Karadeniz’de ticari gemileri hedef alan saldırılar konusunda net mesaj veren Bozay, “Failinden bağımsız olarak Karadeniz’de güvenliği tehdit eden bu saldırıların mazur görülmesi mümkün değildir” dedi.
Türkiye’nin hem gemilerin hem de ekonomik çıkarların korunması amacıyla her seviyede diplomatik girişimlerini aralıksız sürdürdüğünü belirten Mehmet Bozay, özellikle son saldırıların ardından Dışişleri Bakanı düzeyinde yeni girişimlerin gerçekleştirildiğini açıkladı.
Savaşın giderek ticari deniz taşımacılığının faaliyet alanlarına ve gemilere yönelmeye başladığına dikkat çeken Bozay, gelinen aşamayı “çok kritik” olarak nitelendirdi.
Montrö Sözleşmesi mesajı
Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Karadeniz’in daha geniş çaplı bir savaş alanına dönüşmesinin engellenmesi amacıyla Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulamaya devam ettiğini vurgulayan Bozay, Ankara’nın mevcut statükonun bozulmasına yol açabilecek girişimlerden kaçınılması yönündeki tutumunu sürdürdüğünü ifade etti.
Bozay, “Ukrayna’daki savaş nedeniyle Karadeniz’in bir savaş alanına dönmesini engellemek için Montrö Sözleşmesi’ni titizlikle ve tarafsız bir şekilde uygulamaya devam ediyoruz” dedi.
Türkiye’nin Montrö’den kaynaklanan yükümlülüklerini hassasiyetle yerine getirdiğini belirten Bozay, Karadeniz’de istikrarın korunmasının Türkiye’nin temel dış politika öncelikleri arasında bulunduğunu söyledi.
Ege ve Doğu Akdeniz’de “istikrar ve refah bölgesi” hedefi
Konuşmasında Ege Denizi’ndeki sorunlara da değinen Bozay; kara sularının genişliği, arama-kurtarma alanları ve denizcilere duyuru hizmet sahaları gibi birbiriyle bağlantılı başlıkların bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin Ege sorunlarının çözümünde bölgenin kendine özgü coğrafi özelliklerinin ve hakkaniyet ilkesinin dikkate alınması gerektiğini savunduğunu ifade eden Bozay, Türkiye’nin hayati ve meşru haklarını hem masada hem sahada savunmaya devam ettiğini belirtti.
Ege’nin bir barış ve iş birliği denizi haline gelmesini istediklerini söyleyen Bozay, yapıcı iş birliğine hazır olduklarını ve komşu ülkelerden de aynı yaklaşımı beklediklerini kaydetti.
Bozay, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’i tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı gösterilen bir “istikrar ve refah bölgesi” olarak görmek istediğini vurguladı.
“Karadeniz sadece bir deniz değil, bir havza”
Karadeniz’in jeopolitik önemine dikkat çeken Bozay, bölgedeki gelişmelerin yalnızca Karadeniz ülkeleriyle sınırlı kalmadığını söyledi.
“Karadeniz sadece bir deniz değil, bir havza” değerlendirmesinde bulunan Bozay, Karadeniz’de yaşanan gelişmelerin Akdeniz ve Ege’nin yanı sıra Kafkasya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar üzerinde de etkili olduğunu ifade etti.
Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından tahıl fiyatlarında yaşanan sert artışları örnek gösteren Bozay, bu gelişmelerin özellikle Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde gıda güvenliğini doğrudan etkilediğini söyledi.
Savaşın başlamasıyla buğday fiyatlarının yaklaşık yüzde 37 arttığını ifade eden Bozay, tahıl tedarikindeki aksamanın Mısır gibi ülkelerde ekmek fiyatlarına kadar yansıdığını belirterek, Karadeniz’deki güvenli ticaretin küresel gıda güvenliği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.
“Bölgesel istikrar Türkiye’nin önceliği”
Türkiye’nin bölgesindeki gelişmelere güçlü bir devlet politikası çerçevesinde yaklaştığını ifade eden Bozay, Karadeniz konusunda atılan adımların son derece dikkatli şekilde planlandığını söyledi.
Diplomasinin temel hedeflerinden birinin bölgedeki gerilimin daha da büyümesini önlemek olduğunu kaydeden Bozay, Türkiye’nin savaşın sona erdirilmesi ve bölgenin yeniden istikrar ve refah alanına dönüştürülmesi için çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.
Türkiye’nin güçlenen bölgesel konumuyla birlikte çevresindeki gelişmelerde daha fazla sorumluluk üstlendiğine işaret eden Bozay, kamu kurumları ile denizcilik sektörünün ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
Denizcilik sektörüyle istişare mesajı
Dışişleri Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve diğer kamu kurumlarının deniz güvenliği konusunda kolektif ve bütüncül bir yaklaşım içerisinde hareket ettiğini ifade eden Bozay, sektör temsilcilerinin görüş ve yönlendirmelerinin de karar süreçleri açısından önemli olduğunu söyledi.
İMEAK Deniz Ticaret Odası Meclisi’nde bulunmalarının temel amaçlarından birinin sektörle doğrudan istişare etmek olduğunu belirten Bozay, denizcilik sektörünün menfaatleriyle Türkiye’nin ekonomik ve stratejik çıkarlarının ortak olduğunun altını çizdi.
Bozay, konuşmasını İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın 44’üncü kuruluş yıldönümünü kutlayarak ve Ağustos ayı Meclis Toplantısı’nın sektör açısından başarılı sonuçlara vesile olması temennisinde bulunarak tamamladı.
7DENİZ





