Sektörü tanıyan herkesin aklında bugünlerde ortak bir soruyu sorduk; “Hüseyin Kocabaş yeniden armatör olur mu?" Bu soruyu tebessüm ve içtenlikle karşılayan Hüseyin Kocabaş şöyle cevapladı:
"Tam yüzde yüz emekli miyim diye kendime soruyorum. Bu dönem sanki öyleymişim gibi olsa da ama hala aklımın bir kenarı hep sektörle iştigal ediyor. Pandemi döneminde zorlu bir bypass ameliyatı geçirdim. Sıkıntılı bir dönemdi ve çocuklarım da kendilerine farklı meslek kolları seçince yani arkadan gelen olmayınca yalnız kalmış hissiyatıyla ama en çok da stresten uzak kalmak adına 41 yıl üzerine alınmış bir karar benimkisi. Aktif deniz hayatını bitirdim, bundan sonrasını daha bir sakin, daha bir dinlenmeye, kendimle zaman geçirmeye ve evimle, eşimle ilgilenmeyi kendime düstur edindim. Ama bu demek değildir ki her şeyden elimi ayağımı çektim. Öyle bir yapım da yok zaten. Şimdilik bu şekilde, yarın ne gösterir dersen, farklı şeyler de olabilir tabii.
"Kendimi o tezgahta buldum ve onunla yoğruldum"
Hüseyin Kocabaş ve ailesi, denizcilik alanında son derece köklü bir geçmişe sahip. Memleketten, babadan gelen bu kültürün içine doğan Kocabaş için gördük ki armatörlük bir meslekten ziyade yaşam biçimi: "Ben bu mesleği kendim isteyerek seçmedim. Yani ben doğduğumda dedem armatördü. Arkasından babam ve ben devam ettim. Ticaret lisesini Akçaabat'ta bitirdim. Üniversite okuyamadan babam 'Oğul gel, insan gücüne ihtiyacım var, yalnızım' dedi. Tuzla'da gemi inşası yapıyordu, 1981'de başlamıştı. Ben 1982'nin haziranında yetiştim. Ve giriş o giriş, bir daha da çıkamadım. Yani babama 'Ya ben bu işi yapmayacağım, ben bu işi yapmak istemiyorum' deme gibi bir düşünce aklımdan bile geçmedi. Kendimi zaten o tezgahta buldum ve onunla yoğrularak geminin omurgasından direğin en üst tepesindeki noktaya kadar yapılışıyla, aşama aşama öğrenerek çıktım.
Ama ondan sonra eğitimimi tamamlamam icap ettiğini gördüm çünkü kendimi eksik hissediyordum. Akabinde gemi inşaatını bitirir bitirmez İngiltere'ye eğitimimi tamamlamaya gittim. İyi ki de gittim çünkü orası bana başka bir ufuk açtı, başka bir vizyon getirdi. Ha Türkiye'de üniversite okusaydım ne olurdu? Burada belki üniversite 4 yıl, orada 4 yıl okumadım, 2,5 yıl üzerine döndüm. Ama iyi ki gitmişim, iyi ki orada devam etmişim, yapmışım. Çok farklı bir pencere açtı bana ve dünyanın çok ülkesinde bir network ağım oluştu bir anda. Hiç pişmanlık yaşamadım. 'İyi ki de babam çağırmış, ben de gelmişim, bu işi yapmaya başlamışım' dedim ve severek yaptım 41 sene."
"Aslında babamın şöyle bir durumu vardı; mekanı cennet olsun, 1982 senesi ben geldiğimde ki gemi inşaası devam ediyordu 1984'te gemi inşa bitti. Gemi sefere çıktı ama tonajı itibarıyla kabotaj hattında çalışacak değildi haliyle. Ama o zamana kadar gemiler hep kabotaj hattında çalışıyordu. İşte Çaykur kömürüne gidiyordu Rize'ye, Çamaltı'ndan tuz yüklüyordu, ne bileyim maden direğiydi. Bu gibi işler dönüp dolaşıyordu. Armatörler Kooperatifi'nin gönderdiği işlere gidiyordu. Dolayısıyla orada çok böyle gemi işletme bilme bilgisi falan ön planda olması gerekmiyordu. Gemiyi tanımak yetiyordu ki babam da onu yapıyordu. 'Onlar şu işe git, bu işe git' diyorlardı. Düşün yani; ne kontrat var, ne mukavele var, ne konşimento var, hiçbir şey yok. Sözle beraber 'ona git, buna git' oluyordu. 70'li 80'li yıllar bunlar.
Tabii olayın gerçeğini görünce bir yerinden tutmam gerektiğini, eğer bu işi hakikaten yapacaksak hakkını vererek yapmak gerektiği noktasında donanım sahibi olabilmek için kalktım gittim. Giderken babam hatta 'Sen nereye gidiyorsun?' dedi. Dedim 'İngiltere'ye gidiyorum.' 'Hayırdır?' dedi. Dedim 'Okuyacağım, eksik kalan kısmımı tamamlayacağım.' 'E haberim yok?' 'Baba' dedim 'bilme her şeyi de boş ver. Gideyim ondan sonra konuşuruz' Öyle bir gittim yani."
İlklerin ve zor coğrafyaların armatörü
Deniz ticareti, aileden gelen ve kuşaklar boyu devam eden kültürel bir ticaret yapısı. Ancak değişen regülasyonlar, rotalar ve ekonomik dengeler armatörlüğü çok daha karmaşık bir hale getiriyor. Hüseyin Kocabaş, bu mesleğe adım atmak isteyen yeni girişimcilere finansal gerçekleri doğrudan hatırlatıyor:
"Armatörlük bir meslek olması hasebiyle biraz külfetli bir yatırım şekli. Yani gemi sahibi olmak, donatan olmak farklı bir boyut ticarette. Fabrikatör olabilirsiniz, ne bileyim ben farklı mesleklerde olabilirsiniz ama denize yatırım ya da bu hususta armatör olabilmek için zaten geminizin olması gerekiyor. Gemiye yatırım yapmak ve onun tekrar geri dönüşünü sağlayabilmek olayı başlı başına hakikaten çok komplike bir olay. Çünkü azalan değerle hareket ediyor gemi. Yani şöyle: Siz bir fabrika kurarsınız 1.000 liraya ya da X liraya ama geçen zaman içerisinde o böyle değeri artarak gider. Ama gemide olay öyle olmuyor maalesef. X'e mal ettiğiniz bir gemiden hep X'ten eksi, eksi, eksi amortisman düşe düşe gidiyorsunuz.
Dolayısıyla sizin eksilen bir değeri hep böyle update edip üste çıkarabilmeniz için hakikaten külfetli bir çalışma azmiyle birlikte, o işe girecek olan arkadaşın kendini mutlaka donanımlı yapması lazım. Ama her şeyden önce gemiyi denizi çok iyi tanıması gerek. Açıkçası parayı verip gemiyi almak —ki bunu yapan var— ama denizi bilerek, gemiyi bilerek, bununla ilgili olarak ticaretin nasıl olması gerektiği noktasında eğitimli olarak bu işi yapması çok daha verimli olur diye düşünüyorum. Kendimden pay biçiyorum; eğer ben o dönemde, İngiltere'ye gidip bunun eğitimini almamış olsaydım, evet babadan bana intikal edecek olan armatörlüğü güdük kalarak, birilerine ihtiyaç duyarak hep yapmak zorunda kalacaktım. Yani belki kararları ben veriyor gibi olsam da o kararların verilebilmesi için olması gereken olguyu birilerinden öğrenip 'Ha, ya böyle yaparsam olur' Ama işin en başında da yabancı dile hakim olmadan bu işin, hakkını vererek yapabilmek, aksi hep bir tarafı eksik kalır diye düşünüyorum."
Sektörde 61 yaşında, nispeten genç bir yaşta "hayatta yaşamaya değer şeyler de var" diyerek keyif almayı seçen, sanata ve müziğe yönelen Kocabaş, geçmişe dönse yine aynı yolu seçeceğini vurguluyor:
"Ben mesleğimi çok severek yaptım. Benim çocukluğum hep denizle, denizleri duya duya, gemiyi duya duya, o hikayeleri dedemden, rahmetliden dinleye dinleye geldiğim için deniz ruhuma işledi desem yalan olmaz. Mesleğimi hala da çok seviyorum. Sözümüzün başında 'Tam emekli değilim' derken tam emekli olabilme şansım zaten yok. Çünkü ben denizsiz, deniz bensiz çok zor. Ben denizin kenarında olmasam herhalde bir tarafımı hep eksik hissederim. Ama öyle ama böyle, bir şekilde yine olur. Değil onca yıl, kaç dersen de ben yine bu mesleği yapardım. Yapmak için de herkese tavsiye ederdim.
Hüseyin Kocabaş’ın kariyeri, denizcilik tarihine geçen pek çok "ilk" ile dolu:
"Batı Afrika'da 12 yıl süre ile kesintisiz Türk bayraklı gemi işleten ve bu süre zarfında gemiyi Türkiye’ye getirmeden iki special sörvey üç intermidiate sörvey geçirmede ilkim, hatta ve hatta 80'li yılların sonları, 90'lı yılların başlarında biz 3000 ton ve o civardaki koster armatörleri daha 'kontinent' kelimesini telaffuz etmezken, 'Kontinent neresi?' diye bilmezken ki, kontinent dediğimiz yer Kuzey Avrupa ülkelerinin olduğu bölge, Baltık, Biskay'dan yukarısı, buralara ilk gitmeye başlayanlardan biri benim. Ama o vizyonum nereden gelişti? İşte Londra'daki okuldaki arkadaşlarımla, network'le beraber, 'Ya burada da bir ticaret var. Burada niye güdük kalıyoruz? Herkes Karadeniz'de, Akdeniz'de. Şunu bir açalım' deyip o dönem benimle birlikte –isim olarak vermek gerekirse– Hande gemisi, Murat Karahasan, kontinentte çalışmaya başlayan ilk 3000 tonluk gemilerdeniz. Hep ilkleri sevmişim. Belki çok daha fazla ilklere imza atardık ama tezgahı bırakacak arkada kimse olmayınca çok fazla da hevesli davranmadım açıkçası.”
Sektörde dostluklarına sıkı sıkıya bağlı, son derece disiplinli ve sadık kişiliğiyle tanınan usta armatör, iş hayatında başarıyı getiren dinamikleri kendi penceresinden şöyle özetliyor:
"Beni tanıyan tanır, bilen bilir. Deneyim çok önemli, tecrübe çok önemli. Onu da size şöyle anlatayım; bir makine overhaul edileceği zaman şunu düşündüm; ilk mesleğe başladığım zamanlarda yeri geldi sabahladım makine dairesinde. Yapılan işin neler olduğunu, hangi aşamalarda, ne şekil, nasıl cereyan ettiğini... 'Bugün bu böyle oluyorsa yarın ben ofiste masa başında, denizin ortasında bir sorun yaşayan gemi insanımın banden medet umacak şekilde bir şeyi sorduğunda, bir arızasına, bir ihtiyacına nasıl yeterli cevap verebilirim'in noktasıyla hareket ederek kendimi yetiştirmeye çalıştım. Yani sanki makine dairesinde ben varmışım da ya da güvertenin X yerinde ben varmışım da bana onu oradan söylüyorlar, benim de ona yanındaymışım gibi cevap verecek pozisyona kendimi getirmek için çok uğraştım. Allah'ıma şükürler olsun ki de öyle oldu.
Ve bunu hisseden personelim de kendilerini bir rahat hissettiler. Çünkü karşılarında, yani bugünkü tabirle 'teknik müdür' dediğimiz ama aslında teknik müdür değil, armatörün ta kendisi olan ben cevap verince kendilerini bir başka güvende, emniyette hissettiler. Çünkü o 12 sene Batı Afrika'da hiç Türkiye gelmeden personel istihdam edebilmek... Yani öyle uzaktan kumandayla, masa başında oturularak yapılacak bir iş değil. Kimse kusura bakmasın. Ha, onları yalnız mı bıraktım? Asla. Ben devamlı hep yanlarında oldum, bunu hissettirdim ve orada bütün ihtiyaçlarını, yeri geldi ben jeneratörü uçağa koyup Senegal'e indirdim, onlar orada mahsur kalmasınlar diye. Bunlar bazen külfetli oldu mu? Oldu. Ama başardık mı? Çok şükür hepsini başardık. Önemli olan sorun çözmek."
Stresi dağıtan liman: Sanat ve meşk
Hüseyin Kocabaş’ın hayata bakışındaki o renkli ve sanatsal yönün kökleri ise çocukluk yıllarına, aile genlerine kadar uzanıyor:
"Bizim aslında aileden gelen, genlerden mi geliyor bilmiyorum, rahmetli amcam –yani babamın değil de amca çocukları olan amcam, doktor olan amcam– saz çalardı, çok da iyi saz çalardı. Biz bunu çocukluğumuzdan hep biliriz. Benim de kulağım hep melodiye yakın. İlkokuldayken öğretmenim sesim iyi diye bana hep türkü söylettirirdi.
Yani oradan gelen müzikal bir yatkınlık, bir kulağım var. Stresli iş yapıyoruz, hakikaten stres var. O stresi dağıtabilmek için de insan bazı kendine ayırdığı zamanlarda ben müziği ve spor olarakta bilardoyu seçtim. Grubumuz da var. Armatör arkadaşım kankam var işin içerisinde; Mahmut Turan, kulakları çınlasın çok severim kendisini. O saz çalıyor. Aslında başta ben de sazla başladım ama sonra Türk Sanat Müziği ağır bastı, uda döndüm. Bir de hocamız var büyüğümüz, sağ olsun onun sayesinde grupla beraber meşk ediyoruz; çalıyoruz, söylüyoruz."
Bodrum Güllük'ün bu huzurlu atmosferinden İstanbul'daki yoğun sektörel gündemi ve Deniz Ticaret Odası seçim sürecini de yakından izleyen deneyimli isim, odanın geçmişindeki tarihi dönüm noktalarına da değiniyor:
"İlk olarak, 1999 senesinde biz oda seçimlerinde yine bir ilk, bak, altını çiziyorum. O zaman arkadaşım Hakan Kalkavan aday olmuştu. Biz de onun yanındaki arkadaşları olarak ilk kez 1999'da o güne kadar hiç ikinci listenin olmadığı bir Deniz Ticaret Odası'na aday olduk o zaman. Ha, kazanamadık, ayrı mesele ama bir başlangıçtı. Ondan sonra benim için 2014, 2018 seçimleri cereyan etti. Hepsinde de bulundum, sen serüveni zaten biliyorsun. 2014'te kurucu üyesi olduğum KOSDER'i kurmamızla başlayan gelişmeleri de biliyorsun.
Ama tabi şimdi kendimi biraz geri çektim mi? Evet, çektim. İstanbul'da olsam belki biraz daha aktif olarak yine işin içerisinde olabil, seçim ofisindeki çalışmalara fiilen katılırdım ama gönlüm hep bir yandan hem destekliyor hem olup biteni izliyorum. Güzel şeyler de oluyor. Bu sektör, bizim sektörümüz. Sonuçta burada hep yüz yüze bakıyoruz. Tatlı bir rekabet olsa dahi yine de kol kola girip yürümemiz gereken bir sektörün içerisindeyiz. Tırnak içinde söylüyorum; istenmeyen olaylar olsa dahi bile günün sonunda hepimiz aynı amaç için orada varız.
İki tane çok güçlü aday var. Güzel bir seçim olsun. Şu anki iki aday da aynı safta ilk olarak 'hepimizin odası' diye başladık 2018'de. Güzel de olmuştu ama ondan sonrasında biraz ayrışmalar oldu, olabilir. Bunlar yaşanan şeyler. Ama gönül olarak baktığın zaman ben şunu söylerim: Tamer Bey’in hakikaten gelirken vermiş olduğu bir söz vardı, 'Ben iki dönem için geliyorum' demişti. Ben şahidim buna çünkü çok yakın çalışma ortamı içerisindeydim o zaman. 'İki dönemliğine geliyorum' demişti ve dediği gibi de yaptı. Onu hem o husustan takdir ediyorum hem de bu 8 yıl içerisinde de Deniz Ticaret Odası'na kazandırdıkları ivmelerden dolayı, verdiği emeklerden dolayı bir denizci meslektaş olarak teşekkür ediyorum.
Ve bundan sonrası için yine güzel bir yarış olsun, kimsenin gönlü kırılmasın, dostluklar hiçbir zaman örselenmesin. Kol kırılsın, yen içinde kalsın ama hakikaten hak eden, layık olan, liyakatli, Deniz Ticaret Odası'nın başına, bu işi hakikaten bütün sektöre aynı mesafede yayabilecek, bütün paydaşlarla beraber bunu kucaklayabilecek bir başkan gelsin. İnşallah gönlümde olan başkan seçilir.
Genç armatörlere ve yatırımcılara altın tavsiyeler
Sıfırdan denizcilik sektörüne girip yatırım yapmak isteyen genç armatör adayları için çok fazla parametre olduğunu belirten Hüseyin Kocabaş, bu zorlu yolda şu rehber ilkelerin altını çiziyor:
"Sıfırdan gelecek olan bir armatör adayı diye bakacak olursak, çok parametre var. Yani öncelikle bu işi yapmaya kararlılığı çok önemli. Denizi ve gemiyi –yine söylüyorum altını çiziyorum– önce tanımasını, yapacak olduğu uluslararası ticaretin nevini, şeklini nasıl cereyan ettiği hususunda kendini yetiştirmesini, uluslararası ilişkilerdeki ve deniz, gemi bağlama işletme hususunda muhakkak ve muhakkak bilgili, bu hususta tecrübeli insanlarla beraber bir arada olmasını, gemiyi tanıması noktasında kendini geliştirmesi gerekir.
Çünkü 24 saat gemi size, siz gemiye ihtiyaçlısınız. Dolayısıyla bu entegrasyonu muhakkak sağlayabilmeniz için kendinizi bir gemi insanının sizden talep ettiğinde ona o anda pratik cevap verebilecek donanıma erdirmelisiniz. Bunu yaparsanız öyle anlar gelecek ki saniyeler içerisinde karar vermeniz gerektiren pozisyonlar yaşayabilirsiniz. O pozisyonlarda çok hızlı hareket edecek ve aldığınız karardan dönmeden, belki yanlış olacak ama tecrübe, yaşanmışlıklar sizi o kararı çok çok daha doğru verebilmeye yönlendirecektir. Bunun için de zamana ihtiyaç muhakkak vardır. Yaşandıkça olacaktır ama bu yaşanmışlıkları pekiştirmenin tek yolu, doğru bilgileri doğru zamanda doğru kişilerden alarak güzel donanımlı bir hale gelmek. Bunun eğitimini yaparak başlamakta fayda var. Kulaktan dolma şeylerle olmaz bu iş.
Globalleşerek gelişen yapay zeka ile kendine yeni ufuklar açan dünya ticaretinin önemli oyuncusu olan deniz ticaretinde ülkemizin de layıkıyla yerini alması, her daim başa güreşecek altyapı donanım ve iş gücünü istihdam etmekle birlikte dünya denizlerinde yeni rotalar oluşturmak mecburiyetindedir. Mevcudu korumakla değil hep yeniyi aramakla geliştirmekle be bunu ortak akılla yapması çok önem arz etmektedir. Rakipler çok güçlü direncimizi buna göre oluşturmalıyız.”
Güllük'te kurulan cennet yaşamı
Peki, bu güzelliği, doğayı bırakıp İstanbul’da armatörlük koşturmacasına dönmek zor değil mi? Güllük’teki bu cennet köşeye ne zaman ve nasıl yerleştiğini ise samimi bir dille aktarıyor duayen denizci:
"Ben buraya Mayıs ayında geliyorum, Aralık’a kadar Güllük'teyim. Çünkü burada kendimi buluyorum. Hakikaten İstanbul'un o keşmekeşliğinden, o kalabalığından falan tamamen sıyrıldım. Şimdi artık globalleşen ortamda artık Zoom denen bir olay var. Ben buradan ayrılmak istemem. Ömrüm vefa ettikçe buradan da işimi yürütebilirim. Havaalanı buradan 10 dakika mesafede. Hemen ilk uçakta İstanbul'a gitmem bir buçuk saat. Buraya 2023'te öyle bir tesadüf eseri geçerken denk geldik. Ya deniz kenarı olsun, şu olsun bu olsun, kalabalık olmasın, Bodrum'un kalabalığı olmasın, dışarıda da olsun istiyordum. Hep kafamda Gümüşlük falan vardı ama son zamanlarda çok değişti oralar. Yani öyle sessiz sakin doğanın içerisinde bir yer derken, hem de deniz kenarında, burası denk geldi. Kendimize bir yaşam alanı yapmaya çalıştık; eksiğiyle, gediğiyle oylanıp gidiyorum.