Rusya Devlet Başkanı Putin’in talimatıyla Ukrayna’ya başlatılan taarruzun üstünden bir yıl geçti. Bu bir yıl içinde karşılıklı toprak alışverişi, çok sayıda asker ve sivilin hayatını kaybetmesi ile sonuçlandı. Tüm bu gelişmeler ışığında bir yıllık süreçte yaşananların, küresel dengeler ve özellikle Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge için ne anlama geldiğini Altınbaş Üniversitesi Rektörü ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Erhan değerlendirdi. Prof. Dr. Çağrı Erhan, bu savaşın sadece Rusya ve Ukrayna arasında olmadığını ve dünyanın tamamını etkilediğini ifade ederken, Türkiye gibi bir an önce barış masasının kurulmasını, ateşkesin bir an önce gelmesini isteyen ülkeler için durumun daha da zorlaştığına dikkat çekti.

Türkiye’nin barış istemekten vazgeçmeyeceğini, 2 kuzey komşusu arasındaki bu çatışmanın ateşkese doğru gitmesi için çaba göstermeye devam edeceğini kaydeden Prof. Dr. Erhan, sözlerine şöyle devam etti:

"Geçtiğimiz bir yıl içinde elle tutulur, tek somut başarı Türkiye’nindir. Türkiye müdahil olmasaydı ne tahıl anlaşması ne de taraflar arasındaki esir değişimi olmazdı. Yine Türkiye müdahil olmasaydı, tarafların dışişleri bakanları dünyada herhangi bir yerde bir araya gelemezlerdi. Türkiye, 2 komşusu arasında barışın tesis edilmesi için bugüne kadar gösterdiği çabaları sürdürecek" diye konuştu.

"Temelde 4 nokta öne çıkıyor; öncelikle BM’nin ciddi bir reforma ihtiyacı var"

Prof. Dr. Erhan, bu süreçte uluslararası ilişkiler ve küresel dengeler açısından 4 temel noktanın öne çıktığına dikkat çekti. Öncelikle bir daha çatışma çıkmasın, savaş olmasın, büyük balık küçük balığı yutmasın diye 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler sisteminin ciddi anlamda reform ihtiyacı duyduğunun bu savaş ile ortaya çıktığına değindi. Erhan ayrıca, BM Güvenlik Konseyinin daimi üyesi olan Rusya’yı, yine BM üyesi olan Ukrayna’ya saldırdığında, güvenlik konseyinin onu bu saldırıdan menedebilecek herhangi bir karar almasının mümkün olmadığını dile getirdi. Rusya’nın veto gücüne de dikkat çeken Prof. Dr. Erhan, "Ancak genel kurul yoluyla Rusya’ya tavsiyede bulunulabilir. Nitekim savaşın birinci yılı dolayısıyla yapılan BM Genel Kurulundaki oylamada çok sayıda ülke, Rusya’yı işgal ettiği topraklardan çıkmaya davet etti. Çok az ülke de Rusya’nın yanında yer aldı. Çin ve Hindistan gibi çekimser davranan ülkeler de vardı. Hiçbir yaptırım gücü olmayan bu kararın, sadece moral ve etik açıdan anlamı var" değerlendirmesini yaptı.

Panama Kanalı yavaş yavaş normal faaliyetlerine dönüyor Panama Kanalı yavaş yavaş normal faaliyetlerine dönüyor

"Çifte vekalet savaşları"

Prof. Dr. Erhan, öne çıkan ikinci hususun, bu savaşın aslında sadece Rusya-Ukrayna arasındaki bir mücadele olmadığı, Batı ile Rusya ve Çin arasında devam eden bir çifte vekalet savaşı olduğunu belirtti. ABD Başkanı Biden’ın imzasını taşıyan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde açıkça Rusya’nın bir hasım olarak nitelendirildiğini, Çin’in ise güçlü bir rakip ve gelecekte bir meydan okuyucu olarak tanımlandığına işaret eden Erhan’a göre, "Bugün Batı'nın Ukrayna’da yürüttüğü vekalet savaşı, ilk planda Rusya ile ABD ve İngiltere arasındaki bir vekalet savaşı gibi görünse de aslında geride Rusya’ya vekalet veren Çin ile yürütülen bir başka vekalet savaşı daha var. Bunun sonraki adımı ise dünyanın bir başka coğrafyasında, benzeri bir çatışmanın olması. Pek çok uzmana göre, bu coğrafya Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı olacak, bu kez ABD, Tayvan üzerinden Çin’e karşı bir vekalet savaşı yürütecek ve bu kez Rusya da Çin’in yanında yer alabilir" ifadelerini kullandı.

"Batı safları sıkılaştırdı, silah üreticileri için fırsat doğdu"

Savaşın gösterdiği üçüncü sonucun ise ABD’nin batı bloğu içerisinde safraları sıkılaştırma imkanı bulması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Erhan, "Nitekim Rusya’nın bir tehdit olarak yükseldiği gösterilerek İskandinavya ülkeleri İsveç ve Finlandiya NATO’ya başvurdular. Bugüne kadar ordularını silahlandırmaktan kaçınan başta Almanya olmak üzere pek çok batılı ülkenin, ABD tarafından silahlanmaya daha fazla para harcaması sağlandı. Almanya yarısını ABD’den, yarısını da iç kaynaklardan temin etmek üzere ordusuna 100 milyar avroluk silah alacağını duyurdu. Ama durum bununla sınırlı değil. Polonya’dan Romanya’ya, Bulgaristan’dan Çek Cumhuriyeti’ne kadar NATO içinden pek çok ülke, NATO dışından da ABD’nin müttefiki olan Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avusturalya gibi ülkeler ABD ile safları sıkılaştırdılar. Dolayısıyla bu kriz, ABD silah üreticileri tarafından da fırsat olarak görüldü" şeklinde konuştu.

"Ekonomik ambargoların orta ve kısa vadede işe yaramadığı anlaşıldı"

Dördüncü ve son göstergenin ise, ekonomik yaptırımların orta ve kısa vadede işe yaramadığı olduğuna değinen Erhan, konuyu şu şekilde özetledi:

"Ekonomik yaptırımların, kendi ayakları üzerinde durabilen, yeterli hidrokarbon rezerve sahip olan ülkeler için sonuç doğurmadığı tezi ispatlandı. Nitekim geçmişte 40 yıl boyunca İran’a uygulanan ekonomik ambargoların, rejimin değişmesine sağlayamaması gibi. Elbette yaşanan pek çok zorlu ve güçlük oldu. Bunları kastetmiyorum. Ama batının uyguladığı ekonomik yaptırımlar, İran’da rejimi değiştiremedi. Rusya’ya da sadece ekonomik ambargolar yoluyla bir şeyi kabul ettirmemin mümkün olmadığı da bu süreçte ortaya çıkmış oldu" açıklamasını yaptı. 

"ABD ve İngiltere, Rusya ile mücadeleye girmeyip Ukrayna’yı cesaretlendirmeye devam edecekler"

Son olarak bundan sonraki süreç ile ilgi de görüşlerini dile getiren Erhan, "Görünen o ki ABD ve İngiltere, bu savaşın bitmesini istemiyor. O yüzden Ukrayna’yı silahlandırmaya ve cesaretlendirmeye devam edecekler. ABD Başkanı’nın Kiev’e yaptığı ziyarette dile getirdiği hususlar niyetlerini ortaya koyuyor. Rusya ile katiyen bir mücadeleye girişmeyecekler, ama Ukrayna’yı da desteklemekten vazgeçmeyecekler. Türkiye gibi bir an önce barış masasının kurulmasını, ateşkesin gelmesini isteyen ülkeler için her şey daha da zorlaşıyor. Ama Türkiye barış istemekten vazgeçmeyecek. Türkiye, 2 komşusu arasında barışın tesis edilmesi için bugüne kadar gösterdiği çabaları sürdürmeye devam edecek" ifadelerine yer verdi.

7DENİZ

Editör: Cengiz Tepebaş