Donanmanın muhtelif gemilerinde görev yapan Ekrem Gürsoy, gemi komutanlığı görevini uzun yıllar yürütüyor. “Gemiyi kumanda etmeyi, yönetmeyi çok seviyorum. Denizcilik, kaptanlık benim işim. Bu konuda mütevazı olamayacağım. Hangi tip gemi olursa olsun fark etmez bütün gemileri idare edebilirim. Ancak başkalarının farklı konulardaki ihtisaslarını görmezden gelmem, işi ehline bırakmayı severim. İyi komutan, işi ehline vermekten hiç kaçınmaz” diyen Gürsoy, denizci olan dört çocuğuna bildiği her şeyi aktarmaya çalıştığını söylüyor.

Merdivenleri sırayla çıkmak varken niye tepeden geleyim?

1997 yılında Deniz Kuvvetleri’nden emekli olan Ekrem Gürsoy, daha sonra özel sektörde çalışıyor. “Emekli olmadan önce bir tatbikatta beraber çalıştığım bir arkadaşımın telsizde sesini duydum. GİSBİR’i temsilen konuşuyordu. Onu aklıma yazmıştım. Kaptanlığı sevdiğim için deniz otobüslerinde kaptanlık yapmak istedim. Bu benim için bir sevda. Parayla, makamla ilgisi yok. O dönem İstanbul Denizcilik Bölge Müdürlüğü’ne atamamın olması gibi bir şansım da vardı. Dedim ki ben onları istemiyorum. Ben deniz otobüslerinde kaptanlık yapmak istiyorum. O zaman da deniz otobüsleri belediye teşekkülü diye devletin personelinin oralara geçmesi konusunda çok fazla müdahalesi vardı. Böyle olunca başka alternatifler ortaya çıktı. Türk Boğazları Sistemi’nde baş kılavuzluk yapmam için yönlendirdiler. Fakat o zaman da dedim ki benden önce baş kılavuzlar var. Ben önce kılavuz olayım, işi öğreneyim sonradan baş kılavuz olurum. İş benim için zor değildi ama etik olarak doğru bulmadım. Merdivenleri sırayla çıkmak varken niye tepeden geleyim? İtiraz ettim ve Türk Boğazları Deniz Trafik Kontrol Sistemi’nde kılavuz olarak göreve başladım. Aradan zaman geçti baş kılavuz oldum daha sonra da Deniz Trafik Merkez Başkanı oldum. O zamanki koşullarda Türk Boğazları’nı çok iyi yönettiğimizi söyleyebilirim. Hakem olarak yönetmeye çalıştım. Herkes bilirdi. Sistemimdeki telefon 24 saat hep açıktı. Türk boğazlarında devamlı emir verebilir, kumanda edebilir, yetki ve donanıma sahiptik. O zaman dört tane istasyonumuz vardı: Ahır Kapı Merkez İstasyonu, Rumeli Feneri’nde Türkeli Deniz Trafik Kontrol Merkezi, Kandilli Kontrol İstasyonu ve Umuryeri Kontrol İstasyonu…” diyen Gürsoy, sözlerine şöyle devam ediyor: Yıllarımı denizcilik ve farklı birçok gemide komutan olarak geçirdim ama İstanbul’da 1984-87 yılları arasında avcı bot komutanlığı yaptığım dönemin yeri biraz farklı. Bu dönemde kış ayları müthiş yaşandı. Hele ki 1986. Boğaz’ın Karadeniz girişinde nöbetlerimiz olurdu. Nöbetlerimize yoğun kar, sis, duman, bulut eşlik ediyordu. Şamandıralar bile donmuştu. O sert kışların altında bile biz kazasız, belasız mükemmel görevler yürüttük. Teknoloji bugünkü seviyesinde de değildi. Alçak görüş şartları olduğu zaman boğaz trafiği askıya alınıyordu. Şimdi de askıya alınıyor. Yani teknoloji bu kadar gelişti diye boğazda artık gemiler daha kolay geçemiyor”.

“Kim hazinenin üstüne akçe koyarsa kendi mührünü bassın”

Ekrem Gürsoy, “Boğazda kimi zaman sıkıntılar da yaşıyorduk. Bazı gemilere bakıyoruz, seyre elverişli değil ya da o geminin yükü nedeniyle kısıtlanması gerekiyor. Bunu öğrendiğimiz zaman müdahale ediyorduk. Fakat müdahale etme yetkimiz çok da fazla değildi. İnisiyatif aldığımız durumlar oluyordu ama gemiyi oradan geçirmeme gibi bir yetkimiz yoktu. Bu durumla ilgili başımdan geçen enteresan bir anım da var: Yabancı bayraklı bir gemi öğrendik ki patlayıcı taşıyormuş. Gemiyi Ahır Kapı’da demirlettim. Deniz Kuvvetleri’ni, Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik’i aradım. “Patlayıcı yüklü bir gemi var, haberiniz olsun, 24 saat tutuyorum, müdahale etmeniz gerekiyorsa edin” dedim. Hiç kimseden ses soluk çıkmadı. 24 saatin dolmasına yakın tekrar Müsteşarlığı aradım “24 saat doluyor, ben bu gemiyi gönderiyorum. Bu konuda bir talimatınız emriniz varsa verin ona göre gereğini yapalım ama yoksa ben gemiyi göndermek zorundayım” dedim. Yine ses soluk çıkmadı. Gemi gitti ama Ege'de Yunanlılar gemiyi zapt etti, gazetelere manşet oldu. ‘Boğazlardan geçen gemiyi Yunan Sahil Güvenliği yakaladı’ diye. Sonra Ankara beni aradı ve bu gemiyi niye bıraktınız? Ben de tabii çok sert sözler söyledim. Kimle konuştum bilmiyorum. O çok sert sözlerle telefonu kapattım. Gemiyi niye bıraktınız demeye hiç kimsenin hakkı yoktu. Sizin bana o soruyu sormak için bırakma diye bir talimat vermiş olmanız lazım. O yüzden hangi iş olursa olsun liyakat çok önemli ama şunu da söylemeliyim, Buna rağmen bir uzmandan dinledim. Türkiye, dünya teknolojisini yakalar mı diye bir soru soruldu. Uzman, ‘Türkiye bu teknolojiyi yakalayamasa bile dünya dinamikleri Türkiye'yi oraya getirir’ demişti. Bu çok hoşuma gitmişti. Denizcilik sektöründe de bazı konularda biraz öyle olduğunu düşünüyorum. Biz denizcilikte kara listelerden, gri listelere oradan da beyazlara doğru böyle yürüdük. Sektördeki dinamikler de sizi bir yerlere getiriyor. Ehil insanın doğru makamda olması çok çok önemli. Yavuz Sultan Selim’in çok güzel bir sözü var “Kim hazinenin üstüne akçe koyarsa kendi mührünü bassın” diyor.

Çocukların dördü de denizci

Çocuklarının aldığı eğitimden de bahseden Ekrem Gürsoy, denizci çocuklarıyla kurduğu diyaloğu şöyle aktarıyor; “Büyük oğlum Oruç Hüseyin Deniz Kuvvetleri'nde, ikincisi Burak Pruva Denizcilik’te, üçüncü oğlum Ahmet Emre de denizcilik eğitimi aldı. O da bir firmanın operasyonlarını yönetiyor. Dördüncü oğlum Mehmet Emin denizcilik fakültesinin güverte bölümünü okumak istedi ama kardeşleriyle birlikte makine bölümünü okumasını tavsiye ettik. İTÜ Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği’nden mezun oldu ve direkt denizcilikteki en büyük firmalarından birinde çalışmaya başladı. Onların denizcilik sektöründe olması, katma değer üretmesi çok hoşuma gidiyor. Hepsinin denizcilikle alakalı işlerde çalışmaları birbirlerini güçlendiriyor. Birbirlerine danışıyorlar ama hepsi ayrı ayrı sorunlarını benimle paylaşıyorlar. Ayrıca denizcilikte yaşadıkları sıkıntıları hepsi bana getiriyorlar. Tek tek dinliyorum. Teselli ettiğim zamanlar da motive ettiğim zamanlar da oluyor.”

Pruva Denizcilik’te emin ellerdesiniz

Ekrem Gürsoy’la yaptığımız söyleşiyi, oğlu Burak’ın ortağı olduğu Pruva Denizcilik’te gerçekleştirdik. Bu vesileyle sohbetimizin bir bölümünü de Pruva Denizcilik’e ayırdık… “Firmamızda yaptığımız en güzel şey, hizmet verdiğimiz gemileri kendi gemimiz gibi düşünmemiz. Armatör gibi düşünüyor ve onlardan gelebilecek reaksiyonları hesaplıyoruz. Aldığımız reaksiyonlar pozitif olunca doğru yolda ilerlediğimize de emin oluyoruz ki bu sahip olduğumuz en büyük artımız. Sektörde böyle çalıştığı bilinen bir firma olmanın gururu ve sevincini taşıyoruz” diyen Burak Gürsoy, yeni teknolojileri ve regülasyonları yakından takip ettiklerinin altını çiziyor.

Pruva Denizcilik’le yolların kesişmesi

Burak Gürsoy, Pruva Denizcilik’le yollarının kesişmesini şöyle aktarıyor; “Pruva Denizcilik, Melek Bozkurt tarafından 1995 yılında kurulmuş bir firma. 2003 yılında ortaklığımız başladı. Broker çalışan ağırlıklı, gemi brokerliği, Chartering ve gemi acenteliği yapan bir firmaydı. Ben de çalıştığım firmalarda gemi acenteliği tecrübesi edinmiştim. Melek Hanım'la da sektörden tanışıklığımız vardı. Firmanın acenteliğinin başına geçmem konusunda bir talepte bulundu. Ben de o dönemde büyük firmaların birinde gemi operasyonları yapıyordum ama sonuçta bir çalışandım orada. Babamdan firmaya geçişim konusunda olumlu destek geldi. Böylece Pruva Denizcilik’te ortaklığımız başladı. Zaman içerisinde gemi acenteliği departmanımız çok büyüdü. Daha sonra gemi tamir işine de başladık. Gemi yedek parçası, boyası derken iş büyüdükçe 2008 yılında arkadaşımız Hasan Çolak da teknik departman olarak bize dahil oldu. Zaman içerisinde Pruva Denizcilik’i acentelik ve tamir konusunda çok büyük işler yapar hale getirdik. Ortağımız Melek Hanım hali hazırda aktif brokerlik yapmayı bıraktı ama tabii şirketimizin hala ortağı ve beraber devam ediyoruz. Şu anda firmamızın brokerlik departmanı kapatma derecesinde azalttık ama yükseldiğimiz alanlarda devam ediyoruz.”

Hizmet verdiğimiz gemileri kendi gemilerimiz gibi görüyoruz

Pruva Denizcilik’in sektördeki konumundan da söz eden Burak Gürsoy, “Firmamızda yaptığımız en güzel şey, hizmet verdiğimiz gemileri kendi gemimiz gibi düşünmemiz. Armatör gibi düşünüyor ve onlardan gelebilecek reaksiyonları hesaplıyoruz. Aldığımız reaksiyonlar pozitif olunca doğru yolda ilerlediğimize de emin oluyoruz ki bu sahip olduğumuz en büyük artımız” diyor ve ekliyor: Sektörde böyle çalıştığı bilinen bir firma olmanın gururu ve sevincini taşıyoruz. Daha çok Ortadoğu ağırlıklı müşteri portföyüyle başladığımız sektörde şimdi dünyanın birçok bölgesinde hizmet veriyoruz. Zaman içerisinde piyasada ‘Gemiyi Pruva Denizcilik’in ellerine teslim edersek gemimiz emin ellerdedir’ düşüncesi oluştu. Bunun yanında gemilerde yaptığımız tamir bakımları bu sefer tersanelerde yapmaya başladık. Daha sonra en uygun fiyatlarla en kaliteli malzemelerle yedek parça tedarikine başladık. Armatörlere verdiğimiz güvenle sektör bizi öyle bir hale getirdi ki, müşteri bize gemisinin tamirini hangi tersanede hangi şartlarda yaptırabileceğini sormaya başladı. Böyle olunca biz tersanelere gemi getirmeye başladık. Armatörün temsilcisi gibi, geminin yerinden alınıp tersaneden çıkışına kadar tüm aşamalarda yer alıyoruz. Tersaneyle armatör arasında köprü görevi görerek tüm pürüzleri biz çözüyoruz. Bu memnuniyet daha çok geminin gelmesine vesile oldu. Tersanelerle de işler büyüdükçe ilişkilerimiz daha da ilerledi. Şimdi hangi geminin hangi tersanede daha iyi tamir olacağını iyi biliyoruz ona göre planlamamızı yapıyoruz. Kendi ekibimizin dışında sahada taşeron da kullanıyoruz. Bu da bize tecrübe olarak geri dönüyor. Aldığımız hizmetin ödemesini de en hızlı şekilde yaptığımız için tersanelerle de aramızda güzel bir diyalog oluştu. Bu da taleplerimizin hızlı bir şekilde devreye alınmasında yardımcı oluyor. Ortağım Hasan Çolak’ın sektöre hakimliği sayesinde doğru kişilerle en doğru işleri yapma konusunda çok hızlı hareket edebiliyoruz.”

Ufuk Erinç IBIA’da söz sahibi olmaya talip oldu Ufuk Erinç IBIA’da söz sahibi olmaya talip oldu

“Yenilikleri müşterimize ilk biz söylüyoruz”

Fuarlara ve organizasyonlara katılmaya çalıştıklarını belirten Burak Gürsoy, “Yeni teknolojilere entegre olmak istiyoruz. Yeni teknolojileri kaçırmak istemiyoruz çünkü sektörde her şey çok hızlı değişiyor. Eğer yeni bir teknolojiyi müşterimize sunamazsak iş kaybı yaşarız. Müşterimize en önce biz tavsiye etmeliyiz. Regülasyonlar zorunlu hale gelmeden biz bunlardan haberdar olup önden önlemlerimizi alıp müşterilerimize yansıtmaya çalışıyoruz. Bunu da iyi yaptığımızı düşünüyoruz. Yaptığımız her hizmetin arkasında olmayı kendimize bir görev edindik. Doğru yaptığımız işte bile sıkıntı çıksa o sıkıntıyı yine biz çözme tarafında olduk hep. Hem armatör tarafında hem personel tarafında suiistimal edildiğimiz de oldu ama biz yine doğru bildiklerimizden şaşmadık” diyor.

İşinizi iyi yapınca büyüme kendiliğinden geliyor

Büyüme hedefleriyle ilgili de konuşan Burak Gürsoy, “İşinizi iyi yaptığınızda piyasa sizi zaten otomatikman büyümeye götürüyor. Ekstra işler, taleplerle geliyor. Gemi tamirinde iş yapıyoruz, müşteri yedek parça soruyor. O zaman en kaliteli yedek parçayı en uyguna nasıl bulurum diye araştırmaya başlıyorsun. Boya işine girdik, Hempel boyalarının distribütörlüğünü aldık. Boya satışları başka müşteriler getirdi yurt dışından, onların da acenteliklerini aldık. Anca büyümenin de sıkıntıları oluyor. Şu anda tüm sektörlerde olduğu gibi bizde de kalifiye eleman sıkıntısı yaşanıyor. İş görüşmesi için gelen genç arkadaşlardan 7/24 çalışan bir sektör için olmadık talepler aldık. Genelde söyledikleri, ‘Ben akşam 6’dan sonra çalışmam, hafta sonu çalışmam’. Bizim işimiz özveri gerektiren bir iş. Hal böyle olunca denizci bir aileden geldiğimiz için daha çok çevremizden bu eksiği kapatmaya çalıştık. Kardeşim de şu anda teknik departmanımıza katılarak gemi tamirlerinin bir parçası oldu. Tüm ortaklarımızla birlikte bir aile gibiyiz. Burada başarıyı da başarısızlığı da birlikte yaşıyoruz” açıklamasını yapıyor.

Denizcilik babamızın en büyük mirası

Biz memur bir babanın çocuklarıyız diyen Burak Gürsoy, babalarının onlara katkılarını şu cümlelerle açıklıyor; “Denizcilik babamızın bize bırakabileceği en büyük miras. Zengin bir aileden gelmiyoruz. En iyi ayakkabıları giymedik ama babamız bize yemeğin en iyisini yedirdi, eğitimin de en iyisini aldırdı. Babam tecrübelerini bizden esirgemedi. Vereceğimiz her önemli kararda onun ışığından yararlandık. Benim Pruva’ya geçmemde babamın çok etkisi vardır. Bana teklif gelince babamın teşvikiyle kabul ettim. Biz de kardeşlerimle birlikte babamızın bize ışık tuttuğu bu yolda onun desteğinin hakkını verdik. Yaptığımız her işte başarılı olmak için elimizden geleni yapıyoruz.”

KAYNAK: 7DENİZ DERGİSİ

Editör: Cengiz Tepebaş