Bundan tam 100 yıl önce alınan bir karar, yalnızca Türk karasularının kaderini değil, dünyanın dört bir yanında görev yapacak binlerce Türk denizcisinin meslek yolculuğunu da şekillendirdi.
1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu, genç Cumhuriyet’in denizlerdeki egemenliğini ilan eden en önemli hukukî düzenlemelerden biri oldu. Ancak geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki Kabotaj Kanunu, yalnızca kıyılarımızdaki yük ve yolcu taşımacılığı hakkını Türk vatandaşlarına kazandıran bir kanun değildir.
Aynı zamanda Türk gemi insanının uluslararası başarı hikâyesinin yazılmaya başladığı ilk sayfadır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında kıyılarımızda görev yapan denizcilerimiz, bu güvenli çalışma alanında yalnızca gemi kullanmayı öğrenmedi; denizcilik kültürünü, disiplinini, meslek ahlakını ve sorumluluk bilincini de inşa etti. Kabotaj sayesinde oluşan millî denizcilik ekosistemi, zaman içerisinde Türk armatörlüğünün gelişmesine, denizcilik eğitim kurumlarının güçlenmesine ve binlerce nitelikli zabit ile mühendis yetişmesine zemin hazırladı.
İşte bu sağlam temel üzerinde yetişen Türk denizcileri, daha sonra okyanuslara açıldı.
Bugün Kuzey Denizi’nden Atlantik Okyanusu’na, Basra Körfezi’nden Singapur Boğazı’na, Güney Amerika limanlarından Uzak Doğu tersanelerine kadar dünyanın hemen her noktasında Türk kaptanlarını, başmühendislerini ve zabitlerini görmek mümkündür.
Bu tablo tesadüf değildir.
Türk gemi insanı; disiplinli çalışma anlayışı, teknik yeterliliği, kriz yönetimindeki başarısı, emniyet kültürüne bağlılığı ve uluslararası ekiplerle uyum içerisinde çalışabilme kabiliyeti sayesinde dünya denizciliğinde haklı bir itibar kazanmıştır.
Ancak burada üzerinde durmamız gereken çok önemli bir husus bulunmaktadır.
Türk denizcisinin uluslararası filolarda kazandığı tecrübe yalnızca bireysel kariyer başarısı değildir.
Bu bilgi birikimi, Türkiye’nin denizcilik geleceğine yapılan en büyük yatırımlardan biridir.
Farklı bayraklarda, farklı şirket kültürlerinde ve dünyanın en gelişmiş operasyonel standartları içerisinde görev yapan Türk gemi insanları; yalnızca gemi işletmeyi öğrenmiyor. Aynı zamanda güvenlik kültürünü, liderlik anlayışını, dijital dönüşümü, sürdürülebilirlik uygulamalarını ve uluslararası yönetim tecrübesini de ülkemize taşıyor.
Bugün gemi işletmeciliğinden teknik yönetime, deniz sigortacılığından klas kuruluşlarına, liman işletmeciliğinden denizcilik eğitimine kadar pek çok alanda görev yapan yöneticilerimizin önemli bir bölümü, işte bu uluslararası tecrübenin temsilcisidir.
Başka bir ifadeyle;
Türk denizcisinin dünyanın herhangi bir yerinde edindiği her deneyim, aslında Türk denizciliğinin kurumsal hafızasına yapılan bir yatırımdır.
Önümüzdeki yüzyılda başarımızı belirleyecek unsur ise artık yalnızca gemi sayımız olmayacaktır.
Çünkü denizcilik yeni bir dönüşüm çağının içerisindedir.
Dijitalleşme, yapay zekâ destekli operasyonlar, alternatif yakıt teknolojileri, siber güvenlik, çevresel düzenlemeler ve sürdürülebilirlik hedefleri, gemi insanlarının sahip olması gereken yetkinlikleri yeniden tanımlıyor.
Artık iyi bir denizci yalnızca iyi seyir yapan ya da iyi makine işleten kişi değildir.
Farklı kültürleri yönetebilen, güçlü iletişim kuran, liderlik becerileri gelişmiş, teknolojiyi etkin kullanan, sürekli öğrenen ve insan odaklı yönetim anlayışını benimseyen profesyoneller geleceğin denizcileri olacaktır.
Bu nedenle denizcilik eğitimimizin de aynı hızla dönüşmesi kaçınılmazdır. Yapay zekâ destekli operasyon yönetimi, dijital sistemler, siber güvenlik, çevresel uyum, liderlik ve kültürlerarası iletişim gibi alanların eğitim süreçlerine daha güçlü şekilde entegre edilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Bunun yanında, mürettebat refahı (crew welfare), ruh sağlığı, sürekli eğitim ve mesleki gelişim de operasyonel başarının ayrılmaz unsurları hâline gelmiştir.
Çünkü rekabet artık yalnızca maliyet üzerinden değil; bilgi, adaptasyon, liderlik ve insan kalitesi üzerinden şekillenmektedir.
Belki de bugün açıkça ifade etmemiz gereken en önemli gerçek şudur:
Türkiye’nin en değerli denizcilik ihracatı, gemileri değil; yetişmiş gemi insanıdır.
Ancak Türk gemi insanının küresel rekabet gücünü konuşurken göz ardı edemeyeceğimiz bir başka konu daha vardır.
Bugün dünya ticaretinin görünmeyen kahramanları olan gemi insanları, görevlerine katılabilmek veya gemilerinden ayrılabilmek için birçok ülkede hâlâ uzun ve belirsiz vize süreçleriyle karşılaşmaktadır.
Oysa pandemi, tüm dünyaya önemli bir gerçeği hatırlattı.
Denizciler yalnızca bir meslek grubunu değil, küresel tedarik zincirinin sürekliliğini temsil etmektedir. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar tarafından “Key Workers” olarak tanımlandılar.
Ancak bu yaklaşımın uygulamada aynı ölçüde karşılık bulduğunu söylemek bugün hâlâ mümkün değildir.
Bu nedenle uzun süredir gündeme taşıdığımız “Ok-to-Board” yaklaşımı, yalnızca operasyonel bir kolaylık olarak değerlendirilmemelidir.
Bu model; uluslararası güvenlik kontrollerinden geçmiş, mesleki yeterliliği küresel standartlarla kabul edilmiş profesyonel gemi insanlarının görev yaptıkları gemilere katılış ve ayrılış süreçlerinin kolaylaştırılmasını hedefleyen, aynı zamanda küresel ticaretin kesintisiz devamına katkı sağlayacak stratejik bir vizyondur.
Elbette bu konuda devletimizin ilgili kurumlarının ve diplomatik temsilciliklerimizin yürüttüğü çalışmalar büyük önem taşımaktadır.
Ancak bu mücadeleyi yalnızca kamu otoritelerinin sorumluluğu olarak görmek eksik olacaktır.
Armatörler, gemi işletmecileri, denizcilik sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları, klas kuruluşları, uluslararası sektör organizasyonları ve dünyanın dört bir yanında görev yapan biz deniz profesyonelleri de bu konuyu bulunduğumuz her platformda ortak bir söylemle savunmalı; Türk gemi insanının küresel hareket kabiliyetinin geliştirilmesini sektörün ortak hedeflerinden biri hâline getirmeliyiz.
Çünkü bu mesele yalnızca bir vize meselesi değildir.
Bu, Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağının küresel rekabet gücünü koruma ve geliştirme meselesidir.
Kabotaj Kanunu bize kendi kıyılarımızda egemenliği kazandırdı.
Şimdi önümüzde yeni bir sorumluluk bulunmaktadır.
Kabotajın ikinci yüzyılında başarımızı artık yalnızca sahip olduğumuz gemilerle değil; dünyanın her denizinde bilgi, liyakat, liderlik ve itibarıyla tercih edilen Türk gemi insanlarının sayısıyla ölçmeliyiz.
Çünkü güçlü denizcilik yalnızca güçlü filolarla kurulmaz.
Güçlü denizcilik, güçlü insan kaynağıyla inşa edilir.
Bir asır önce Kabotaj Kanunu bize kendi kıyılarımızda egemenliği öğretti.
İkinci yüzyılın görevi ise Türk gemi insanını dünyanın her denizinde bilgi, liyakat ve itibarıyla aranan bir marka hâline getirmektir.
Çünkü bir ülkenin gerçek denizcilik gücü, yalnızca taşıdığı bayrakta değil; o bayrağı dünyanın her limanında onurla temsil eden insanlarında saklıdır.
Kapt. Orhan Kasap
Yönetim Kurulu Başkanı, KTÜ DUİM Mezunlar Derneği
Co-Founder, QSM Global Maritime
Master Mariner