Neydi o öyle; yok efendim Türk denizciliğinin yarınlarıymış, vay efendim dünya denizcilik sektörü şuraya gidiyormuş, gelecekteki fırsatlar, riskler nelermiş… Falanmış, filanmış…
Hep ciddi konular, hep zihin yoran, disiplin gerektiren işler. Ne gerek var bunlara?
Gelin biz; kim kimin arkasından ne demiş, kim kiminle hangi işleri karıştırıyormuş, kim ispiyonculuk yapmış da gerçekler gün yüzüne çıkmış, kim kimin yanındaymış, kim kimin kuyusunu kazıyormuş gibi “asıl meseleleri” tartışalım!
Elbette bu mevzular varken kim takar finansı, teknolojiyi, tersaneyi, limanı…
Amaaaan siz de!
Ben de Metin Başkan’la aynı fikirdeyim. Elbette o konuşacak.
Demokrasi mi?
Hangi demokrasi?
Başkan dururken başkasına laf düşer mi? Üç saat de konuşur, canı isterse beş saat de… Paşa gönlü isterse birilerine iki cümle laf etme izni verir, istemezse de herkes pür dikkat Başkanımızı dinler!
Uzatmayalım:
Ferman Başkanımızındır!
Bu da artık böyle biline…
Ben de isterdim, “Meclis kürsüsüne Kalkavan ambargosu” demeyi.
“Meclis toplantısında Başkan elbette konuşur konuşmasına da bu Meclisin diğer üyelerine hiç mi söz hakkı düşmez?” diye sormayı…
Ama olmaz!
Daha önemli meselelerimiz var.
Mesela şu Pandora’nın kutusu…
Tam açılmıştı, artık biz de içinde ne var ne yok öğrenecektik ki onun da sonu FETÖ’cü olmakla suçlanan denizcilerimizin meselesi gibi oldu.
Yani safi rüzgâr!
Ortada laflar dönme dolap gibi dönüp duruyor ama sonuç yok.
Belki Metin Başkan kızacak ama bize düşen yazmaktır.
Toplantıda Sayın Murat Kıran söz istemişti. Sayın Tamer Kıran’a da sıra gelecekti ki…
Nafile!
Neden Başkan?
Bu insanların ağzından çıkacak hangi sözlerden rahatsız oluyorsun?
Meclis toplantısını iğneleyici sözlerle neden manipüle ediyorsun?
Hedef belirlediğiniz kişileri provoke etmek için bu çaba neden?
Yahu kocaman adamlarsınız.
Camiamızda ve ülkemizde saygı duyulan insanlarsınız. Hiç yakışıyor mu bu laf sokmalar, bu ithamlar, bu iftiralar?
“İftira” diyorum çünkü sormamıza rağmen henüz ortaya konulmuş bir belge yok.
Oturup konuşabilecek, tartışabilecek, eleştiriyi de eleştiriye cevabı da saygı çerçevesi içerisinde yapabilecek insanlarsınız.
En azından çoktan o olgunluğa erişmiş olmanız gerekirdi.
Hele Cengiz Kaptanoğlu ile Recep Canpolat arasında yaşanan kavga…
Allah aşkına, bırakın Meclis adabını, toplumsal ahlakımıza bile yakışmıyor.
Ne demek 70 yaşındaki koskoca bir adamın üzerine yürümek!
Hiç mi utanmıyorsunuz?
Senin şiddetin elindeki kalem olmalıdır.
Fiziki şiddet yanlıştır.
Tahammül sınırlarınızı bu hale getiren nedir?
Perde arkasında neler olup bitiyor bilemiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki önünde sonunda bütün gerçekler ortaya çıkacaktır.
Bu böyle çok gitmez.
“Öfkeyle kalkan zararla oturur” sözü kuşkusuz boşuna söylenmemiş.
Gelelim Hepimizin Odası Hareketi lideri Sayın Tamer Kıran’a…
Saygınız, üslubunuz ve ağırbaşlılığınız takdire şayan.
Lakin ortada bu kadar eleştiri, itham ve tartışma varken sus pus oturmak da neyin nesi?
Size hiç mi söz hakkı doğmuyor?
Hiç mi fikrinizi beyan etmeyeceksiniz?
Meclis toplantısında konuşamıyorsanız bir yolunu bulur, basın açıklaması yaparsınız.
Elbette takdir sizin.
Lakin bana göre artık susmak değil, konuşmak zaruri hale geldi.