6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve on binlerce insanın yaşamını yitirdiği iki büyük depremin ardından gözler İstanbul’a çevrildi. Her sektör kendi cephesinden ekonominin merkezi Marmara’da meydana gelecek olası deprem ve yaratacağı hasar ile hazırlıkları ele alıyor. Ekonominin birçok kolu gibi Türk denizcilik sektörünün de merkezi konumunda bulunan kentin mevcut durumu ve yapılması gerekenler ‘İstanbul depreme hazır mı? Tersaneler, limanlar, marinalar ne durumda? Denize dökülecek kimyasal veya diğer atıklar konusunda hazırlıklar ne durumda? soruları masaya yatırıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen “Denizcilik sektörü olası İstanbul depremine hazır mı?” isimli çalıştayda depremin denizcilik sektörüne etkileri ele alındı.

Başaran Bayrak: Olası İstanbul depremi öncesi yapılabilecekler konuşulmalı

İstanbul Teknik Üniversitesi Tuzla Yerleşkesi Suay Umut Konferans Salonu’nda düzenlenen çalıştaya çok akademisyen ve denizci katıldı. Çalıştayın açılış konuşmasını İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) Meclis Başkanı Başaran Bayrak yaptı. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve bu gerçeğe göre hareket etmek gerektiğine işaret ederek konuşmasına başlayan Bayrak, Maraş’ta yaşanan depremlerin denizcilik sektörünün önemini bir kez daha gösterdiğini aktardı. Denizyolu ile deprem bölgesine çok sayıda sefer yapıldığı ve ilk yardımların ulaştırıldığını ifade eden Bayrak, “Olası İstanbul depremiyle ilgili yapılması gerekenleri konuşmalıyız. Bu nedenle bu çalıştay oldukça önemli” dedi.

Bayrak’ın ardından ikinci açılış konuşmasını yapan İstanbul Teknik Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Özcan Arslan, çalıştayın sektör için yol gösterici olabileceğini ve katkı sunacağını belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından çalıştay ilk oturum ile başladı. Birinci oturumda, İ.Ü Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Öztürk “İstanbul’un olası depremi ve Marmara’da mevcut durum”, Piri Reis Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Helvacıoğlu ile İTÜ Afet Yönetimi Enstitüsü’nden Dr. Hikmet İskender “İstanbul depremi ve afet yönetimi”, Ada Tersanesi Başkanı Adil Erkoç “Tuzla tersanelerinin depreme dayanıklı hale getirilmesi için gerekli yatırımlar” ve son olarak da Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) Genel Sekreteri Mehtap Özdemir ise “Tersanelerde depreme hazırlık ve deprem sonrası için tersane imkanları” konulu sunumlar gerçekleştirdi.

‘Marmara’nın planlarını ve kıyı koruma şeklini ortaya koymamız lazım’

Oturumda “İstanbul’un olası depremi ve Marmara’da mevcut durum”, ilk sunumu yapan İ.Ü Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Öztürk, Gittiği deprem bölgesindeki gözlemlerini aktaran ve yaşanan en büyük sıkıntının tuvalet olduğunu belirten Öztürk, “Afetle mücadele etmek çok kolay bir iş değil. Çok büyük mücadele gerekiyor. Beklenmeyen bir sürü şey oluyor. Depreme ve afete denizden müdahale planları belediye ile değerlendirilmesi gereken ve valiliğin sürekli takip etmesi gereken bir iştir. Dolayısıyla bu işin çok yönlü bir sürmesi lazım. Bu nedenle Marmara Denizi’nin fonksiyonunu yerine getirebilmesi için planlarının kıyı kullanım şeklini ortaya koymamız lazım. Bu çok önemli” dedi.

Yapılması gereken hazırlık ve farkındalığı arttırmak

 “İstanbul depremi ve afet yönetimi” isimli ikinci sunumu yapan Dr. Hikmet İskender ise, İstanbul depreminin sınırlarının tam olarak bilinemediğini vurgulayarak, “Marmara Denizi’ni sadece deprem olarak ele almayalım. Şu anda tanımlanmış 38 çeşit doğal ve doğal olmayan afet bulunuyor” dedi. Yaşanan depremlerden ders çıkarılarak afet yönetiminde verilecek kararların titizlikle hazırlanarak pratik bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğine işaret eden İskender, “Patlayıcı maddeler, olay yeri inceleme gibi çalışmalar yapıyoruz. 99 depreminden sonra sonrasında meydana gelebilecek yangınlar, zararlar, sızıntı gibi durumlarla alakalı inceleme yaptık. Ama şu anda Marmara depremini konuşuyoruz. Bunun boyutları çok daha büyük olacak. Sadece İstanbul tamamen yıkılacak pozisyonda olan on binlerce bina var. Mesele şu. Biz basitçe olaydan önce yapılacaklar, olay anın da yapılacaklar olarak ele alıyoruz” dedi. Afet yönetiminin enformasyon, bilgi ve veri toplama, rehabilitasyon, psikolojik ve sosyolojik iyileştirme, hazırlık ve koruma ile başka aşamaları olduğuna dikkat çeken İskender, “İnsan ve malzeme kaynağımızı iyi yönetmeliyiz. Eğitimlerimizi tamamlamalıyız. Hazırlıklı olduğumuzu zannediyoruz ama affet bizi vurduğunda hızlı ve etkin müdahale etmeliyiz. Bizim istediğimiz risk yönetimi konusunda ne kadar kuvvetli oluruz. Çünkü daha çok enerji ve vakit harcayacağız. Daha çok masraf yapacağız. Burayı mümkün mertebe az yaşamak istiyoruz. Sadece deprem demiyoruz. Sonrasında oluşacak afeti de yönetebilmek lazım. Sızıntı, yangın, toplumsal olaylar gibi arka arkaya birçok şey gelebilir. Bunları bilerek hareket etmeliyiz. Afet yönetiminde aşamaların hepsi iç içe geçmiş durumda. Burada yapılması gereken şey hazırlık ve farkındalığı arttırmaktır” diye konuştu.

‘Hep mış gibi yapıyoruz’

İstanbul’un depreme hazır olmadığına işaret eden İskender şöyle devam etti; “Hiçbir zaman hazır olamayız. Çünkü son 30-50 sene de dünyada bütün felaketler 15 misli artmış durumda. Tecrübelerimiz var ve ne yapacağımızı biliyoruz. Peki o zaman neden istediğimiz kadar başarılı olamıyoruz. Bunun tek sebebi profesyonelce davnamamamızdır. Hep ‘mış’ gibi yapıyoruz. Erteliyoruz. Başımıza geldiği zaman harekete geçiyoruz. Krizi yönetmeye çalışıyoruz. Bunu pek tasvip etmiyoruz. Ancak müdahale aşamasında etkin müdahale etmek zorundayız. Kaynak yönetimi, bağış yönetimi bunları en verimli şekilde kullanmalıyız. Kamu bilgilendirmesi, iletişim bunlar önemli. Acil durum yönetim merkezinin düzgün kurulması lazım. modellemeler yaparak, zararı azaltmak için kaynakları devreye koymalıyız. Planlama ve karar verme burada çok önemli. Tehlikenin etkisini ortadan kaldırmak, zarar ve riski minimize etmektir esas olan. Çünkü sıfırlamak mümkün değil. Ayrıca enkaz yönetimi iyi yapılmalı. Bunun alt bentlerinden biri de ölü bedenlerin yönetimidir. Şu anda onunla ilgili sıkıntı yaşıyoruz. Bu kategorizasyon çok önemli. Hak sahipliği, suyun kirlenmemesi, toprakla alakalı maddi yardımlar, afet yönetimine uygun geçici barınma, ulaştırma, haberleşme, arama kurtarma, enerji sağlanması, finans, lojistik, operasyon planlama, bunların her biri çok önemli başlıklar.”

‘Tersaneler, limanlar ve lojistik merkezler gözden geçirilmeli’

“İstanbul depremi ve afet yönetimi” sunumunun ikinci konuşmacısı Piri Reis Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Helvacıoğlu ise, olası Marmara depreminde iş sürekliliği ile karşı karşıya kalınacağını belirterek, “İş sürekliliğinde neler yapılması, nelere dikkat edilmesi gerekiyor bunların üzerinde durmak gerek. Bu organizasyonları temsil eden unsurları tespit edip toplum için imkan oluşturma ve kanun koyma önemli. Kurum oluşturma diyoruz buna. Bunları özellikle süreç sonrasında paydaşlarımızla ilgili birtakım problemleri öncesinden öngörerek nasıl bütüncül bir yaklaşımla en kısa zamanda normal öncesi duruma getirebiliriz bunun çalışmaları” dedi.

Süreç odaklı muhitleri, tedarikçileri, kurum profilini ve performansı izleyen ve değerlendiren aşamalarla iş odaklı bir yeniden yapılanma normale dönüş sürecini hayata geçirmenin önemine değinen Helvacıoğlu, “Günün şartlarına göre hazırlık yapmak gerekiyor. Son zamanlarda karşımıza çıkan birtakım şeyler var. Kurallar, yönetmelikler bunları iyi bir şekilde takip etmeliyiz. Özellikle de afet sonrası kendimizi tekrar bir önceki seviyeye hazırlamak üzere planların yapılmasında yarar var” dedi. Helvacıoğlu, şöyle devam etti; “İstanbul’da Deniz Kuvvetleri arama kurtarmadaki araçları taşıyacak ve insanları tahliye edecekse gemilerinin yerlerini önceden belirlemesi söz konusu olabilir. Yine enerji ihtiyaçları İstanbul depreminden sonra nasıl karşılanabilir? Bunların buna ek olarak kritik tesislerin risk analizleri yapılması gerekebilir. Burada İstanbul Boğazı'ndan geçen fiber optik kablonun da olduğunu düşünecek olursanız, bütün dünyayla olan iletişimimizin kesilebileceğini de göz önünde bulundurarak bütün bu riskler tek tek ele alıp özellikle iş sürekliliğinin devamlılığı göz önünde bulundurulmalı. Tersanelerimizin, limanlarımızın ve tüm lojistik merkezlerin tekrar gözden geçirilmesi önemli.”

Fay hattı tersanelerin 12 km yakınından geçiyor

Oturumun “Tuzla tersanelerinin depreme dayanıklı hale getirilmesi için gerekli yatırımlar” sunumunu Ada Tersanesi Başkanı Adil Erkoç yaptı. Tersanelerle Türk gemi inşa sektörünün yüzde 90’ının Marmara’da olduğunu vurgulayan Erkoç, “İnşa alanları, gemi tamir alanları, ağır sanayi işletmeleri, endüstriyel tesisler bu bölgede. Burada çok önemli ekipmanlar var. Diğer sektörlerde olmayan büyük dişlerimiz, hitlilerimiz, iskelelerimiz, kapalı hangarlarımız var. Deprem sonrası kullanabileceğiniz ekipmanlarımız var. Depremde en çok etkilenecek alanların başında geliyor buralar” dedi. Depremde tersanelerdeki malzemelerin hepsinin kullanılabilir olduğunun bilinmesi gerektiğini aktaran Erkoç, 99 depreminde hasar gören tersanelerden örnekler vererek konuşmasına devam ederek, “Muazzam bir hasar gördü. Buradaki tersanelerde de bazı üst yapılarda çatlaklar oluşmuştu. Burada tersanelerimizin 12 km yakınından fay hattı geçiyor. Bu konuda muhakkak önlem almamız lazım” dedi.

Tersanelerin iyi korunması gerek

AFAD’ın İstanbul depremi için yaptığı çalışmalara işaret eden Erkoç, tersanelerin depremde lojistik merkez olarak kullanımının öngörüldüğünü belirterek, “Sektörümüz acil bir şekilde işbirliği içinde tersanelere için harekete geçmelidir. Yoğun iş gücüne sahip tersaneler acil durumlar için hazırlanmalıdır. Deniz çökmesi gibi risklerimiz var. Şimdi imkanlarımız varken harekete geçmeliyiz. Çünkü depremin hangi saatte geleceği belli değil. Yine o anda da yapılacak işler şimdiden planlanmalıdır. Tersanelerin muazzam imkanları var. İmkanları sağladığımız merkezleri iyi korumalıyız” diye konuştu.

Denizyolu Marmara Denizi için çok önemli

İlk oturumun son sunumu olan “Tersanelerde depreme hazırlık ve deprem sonrası için tersane imkanları” konusunu Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) Genel Sekreteri Mehtap Özdemir değerlendirdi. Maraş depreminde yardımların ulaştırılması konusunda denizyolu taşımacılığının çok etkin bir şekilde kullanıldığını dile getiren Özdemir, “Denizyolunun en büyük avantajlarından biri ciddi tahliye imkanları sunmasıdır. Denizyolu özellikle Marmara Bölgesi için vazgeçilmez bir unsur ve buradaki bütün deniz altyapının kullanılması çok önemli” dedi. Denizcilik sektöründen deprem bölgesine gönderilen ekipman ve yardımların çok faydalı olduğunun altını çizen Özdemir, afet bölgesine ulaştırılan ekipmanlar kadar profesyonel ekiplerin de önemine işaret etti.

Olası İstanbul depreminde ekipmanlar kadar profesyonel arama kurtarma ekiplerinin de hayati olduğunu belirten Özdemir, “Kendi sektörümüzde gönüllülerde oluşan profesyonel arama kurtarmacılar yetiştirmeliyiz. İş sağlığı ve güvenli konusundaki mevzuatlar aslında afetlerle ilgili çok net bir eylem planı hazırlanması gerektiğini göstermiyor. Dolayısıyla iş sağlığı güvenliği konusu komisyonumuzda olacak. Yani standartların içerisinde bu başlıklar çok belirgin ve açık değil. Biz bunu tersaneler olarak nasıl öğrenebiliriz? Yapabiliriz kısmını ele almaya çalışacağız” dedi.

Çalıştayın ikinci oturumunda ise Ataköy Marina Eski Başkanı Sedat Altunay “Marinalar olası depreme hazır mı?”, İTÜ Denizcilik Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Aydın Mert “Limanlar olası depreme hazır mı?”, TÜRKLİM Başkanı Aydın Erdemir, “Depreme dayanıklı limanlar” ve son olarak da MEKE Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı Kerem Kemerli “Olası Marmara depreminde denize ulaşacak atıklar ve petrol kirlenmesi için planlamalar “konulu sunumları yaptılar. İMEAK DTO eski Meclis Başkanı Salih Zeki Çakır’ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda ilk sözü Ataköy Marina Eski Başkanı Sedat Altunay aldı.

Marinalar depreme hazır

Türkiye’deki marinalar ve balıkçı barınaklarının depreme dayanıklı olduğunu belirten Altunay, “Bu tesisler Türkiye’nin yaygın olarak kıyılarında yer alan birer pırlanta kolyeleridir. Etüt çalışması çok iyi yapılmış ve çok iyi inşa edilmişlerdir. Piramitlerin inşasında kullanılan teknik kullanılarak koruyucu duvarlarla inşa edildiler. İstanbul’da 9 marina bulunuyor. Bu marinalar depreme hazır vaziyette. Yani amatör denizcileriyle, binalarıyla, tuvaletleriyle hazır. Geniş alanlarında çadır kurma, karavanları getirme, otoparklarına, otomobilleriyle vatandaşların sığınmasını imkan verecek şartlara mevcut. Herhangi bir felaket yaşandığında civardaki vatandaşlarımızın önce marinaya koşmasını tavsiye ederim” dedi.

“Limanlar olası depreme hazır mı?” sunumunu yapan Dr. Öğretim Üyesi Aydın Mert ise ABD’de yaşanan depremlerde limanların aldığı hasarlardan örnekler vererek konuşmasını sürdürdü. Depremde limanlarda iki temel belirsizliğin olduğunu dile getiren Mert, bunlardan birinin fay hattının uzaklığı, mesafenin fiziksel özellikleri bilgi eksikliğinden kaynaklanan epistemik belirsizlik, diğerinin ise depremin nasıl ve nerede olacağının bilinmemesini içeren melatonin belirsizlik olduğunu kaydetti.

Limanların 149’u 1. derece deprem bölgesinde

Oturumun üçüncü konuşmacısı TÜRKLİM Başkanı Aydın Erdemir ise “Depreme dayanıklı limanlar” isimli sunumunda limanlarına fay hatlarına yakınlığı ve risklerini değerlendirerek, “Türkiye faaliyette olan 206 adet kıyı tesisi ve limanın 149’u (yüzde 72’si) birinci derece deprem bölgesinde. 17’si (yüzde 8’i) 2. derece deprem bölgesinde, 26’sı (yüzde 13’ü) 3. derece deprem bölgesinde, 14’ü ise (yüzde 7’si) 4. derece deprem bölgesinde yer alıyor” dedi.

99 depreminin limanlar üzerindeki etkileri

99 depreminin limanlara etkilerini değerlendiren Erdemir, “TCDD Derince Limanı: 600 metrelik beton bloklu rıhtımda hasarlar, rıhtım üzerindeki vinç yolu ve demiryolu kullanılamaz duruma geldi, geri sahası olarak kullanılan 150.000 m2’lik alanda deformasyon, adet ambarda ağır hasar, vinçlerde ve liman sahasındaki bazı sabit tesislerde de (su şebekesi, drenaj, elektrik hatları gibi) hasar oluşmuştu. AKSA Üretim Tesisi ve Limanı: Yalova’daki limanın geri sahasındaki tanklarda yarılma (Akrilonitrilin’in yarattığı çevre felaketi), iskele kazıklarında meydana gelen hasarlar nedeniyle iskelede ağır hasar oluşmuştu. Shell-Çekisan Terminali: Derince’deki iskele çökerek yıkılmıştır. TÜPRAŞ Rafinerisindeki yangın. Haydarpaşa-Arifiye arasında yer alan çift hatlı demiryolunun Gebze-Körfez arasındaki 29 km'lik (çift hat 58 km) kesim orta, Körfez-Arifiye arasındaki 61 km'lik (çift hat 122 km) kesim ise ağır hasar gördü. Anadolu Otoyolunun İzmit Doğu Kavşağı-Akyazı bölümünü kapsayan yaklaşık 60 kilometrelik kesiminde otoyol gövdesinde çatlaklar, çökmeler, kabarmalar ve derin yarıklar oluştu. Devlet ve İl Yolları kapsamında; İzmit-Gölcük-Yalova, Hendek-Kocaeli, İstanbul-Ankara, İznik-Karamürsel yollarının muhtelif kesimlerinde ve bazı köy yollarının üst yapısında, köprü ve sanat yapılarında da bozulmalar meydana geldi” diye konuştu.

Limanların depreme dayanıklı olup olmadığını konusunda ise Erdemir şöyle devam etti; “18.08.2007 Resmi Gazete’de yayınlanan, 01.09.2008 tarihinden itibaren geçerli olan ‘Kıyı ve liman yapıları, demir yolları, hava meydanları inşaatlarına ilişkin teknik yönetmeliği’ öncesi projelendirilen kıyı yapıları için geçerli bir yönetmelik yer almamaktaydı. Çeşitli şartnamelerdeki ivme değerleri ve ampirik formüller ile kuvvetler hesaplanmakta ve bu kuvvetler yapıya etki ettirilmekteydi. Özetle, geleneksel dayanıma göre tasarım ilkesi çerçevesinde doğrusal (lineer) analiz yöntemleri kullanılmaktaydı. Çıkan bu yönetmelikle beraber, deprem etkileri altında temel ilke olarak performansa göre tasarım esas alınmıştır. 06.10.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan, 06.10.2021 tarihinden itibaren geçerli olan ‘Türkiye kıyı ve liman yapıları deprem yönetmeliği’ ile yenilenmiştir.”

GF, 2023 yılı Sürdürülebilirlik Raporu'nu yayınladı GF, 2023 yılı Sürdürülebilirlik Raporu'nu yayınladı

Kirliliği önleyecek planlar yapılmalı

Çalıştayın son konuşmacısı MEKE Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı Kerem Kemerli “Olası Marmara depreminde denize ulaşacak atıklar ve petrol kirlenmesi için planlamalar “konulu sunumunda deniz temizliği konusunun da afet yönetimi içinde ele alınması gereken acil müdahale olduğunu belirtti. Marmara bölgesindeki sanayileşmeye dikkat çeken Kemerli, “Marmara’daki potansiyel kirlenme yaratabilecek tesisler 5312 sayılı petrol ve kimyasal döküntülere karşı müdahale kanunu kapsamında acilen planlarını yaptırmış, bakanlık tarafından onaylanmış, eğitimlerini, tatbikatlarını yapan limanlar. Kirlilik konusunda da yüksek risk var. Kullandıkları ürünlere göre önlem almalılar. Kimyasallar, petrol, bunların hepsi iç içe. Bizler bunları tesis bazında kurguluyoruz. Tesis bazında planlarını yapıyoruz” dedi.

7DENİZ

Editör: Haber Merkezi