Tarih, çoğu zaman büyük orduların, dev topların ve çelik zırhlıların hikâyeleriyle anlatılır. Bazı savaşlarsa kayıtlara geçen istatistiklerle değil, kırılma anlarıyla hafızalarda yer edinir. Çanakkale’de kazanılan unutulmaz zafer; alışıldık savaş anlatılarının ötesine geçerek aklın, öngörünün ve denizcilik bilgisinin aynı cephede buluştuğu en etkileyici zaferlerden biri olarak öne çıkar. Bu yönüyle Çanakkale, bir “deniz savaşı” olmanın ötesinde, bir zihin savaşıdır. Savaşın kaderi ise, en kritik anlarda yaptıkları hamlelerle dengeleri değiştiren denizcilerin ellerinde yeniden yazılmıştır.
I. Strateji Kuran Deniz Komutanları
“Denizi sadece savunmadı, düşmanın manevrasını okuyarak oyunu kurdu.”
Çanakkale Boğazı’nın savunması tesadüflerin değil; dikkatle kurulmuş stratejik bir aklın sonucudur. Bu aklın merkezinde ise Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa yer alır. Onun yaklaşımı, klasik savunma anlayışının ötesine geçer. Düşmanın saldırı gücünü hesaplarken niyetini ve manevra kabiliyetini de okuyan ender komutanlardan biridir.
“Çanakkale’nin görünmeyen mühendis aklı”
Cevat Paşa’nın liderliğinde şekillenen savunma planı, esnek ve öngörüye dayalı bir müdafaa sistemi oluşturmuş, böylelikle sabit hatlara dayalı hareket anlayışı kırılarak savaş alanını yeniden tanımlayan bir yaklaşım geliştirmiştir. Bu sistemin omurgasını oluşturan mayın hatları; Mayın Grup Komutanı Binbaşı Hafız Nazmi Bey’in teknik bakışı ve titiz planlamasıyla hayata geçirilmiştir. Onun koordinasyonunda kurulan mayın düzeni düşman donanmasının yerleşik harp doktrinlerini etkisiz hale getirerek denizin görünmeyen derinliklerinde kurulan bir savunma dili yaratır. Böylece Çanakkale, haritalarla çizilen bir savaşın ötesine geçerek sezginin kazandığı bir savunma modeli olarak tarihe kazınmıştır.
II. Saha İcracısı Deniz Subayları (Gemi Komutanları)
“Savaşın kaderini bir gecede değiştiren kaptan”
Strateji, sahada hayat bulduğu ölçüde anlam kazanır; kâğıt üzerindeki her plan, doğru anda ve doğru ellerde uygulanabildiğinde tarihe dönüşür. Çanakkale’de bu dönüşümü mümkün kılan isimlerin başında, Nusret Mayın Gemisi Komutanı Yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı Bey gelir. Onun komutasındaki Nusret, savaşın seyrini değiştiren o kritik gecede yalnızca bir gemi değil, bir iradenin taşıyıcısıdır.
7-8 Mart 1915 gecesi…
Boğaz, düşman keşiflerinin gölgesinde; her hareketin izlendiği, her ihtimalin hesaplandığı bir gerilim hattına dönüşmüştür. Böyle bir ortamda Nusret, sessizliğin içinde suyun karanlığına yaslanarak yol alır.
Erenköy Karanlık Liman’a bırakılan 26 mayın, yalnızca bir mühimmat yerleştirme operasyonu değildir. Bu hamle, öngörünün cesaretle birleştiği, denizciliğin refleks hâline gelmiş bilgeliğinin suyun altına yazdığı bir karardır. Düşmanın beklemediği bir hatta kurulan bu görünmez düzen, savaşın bütün dengelerini altüst edecek bir kırılma noktası yaratır.
Bu mayınlar, dönemin en güçlü zırhlılarından Bouvet, Irresistible ve Ocean’ın batmasına; diğerlerinin ise saf dışı kalmasına neden olmuş, deniz harekâtının seyrini geri dönülmez şekilde değiştirmiştir. Nitekim bu hamle, Çanakkale’nin en temel gerçeğini ortaya koyar: En büyük gemiyi değil, en doğru hamleyi yapan taraf kazanır.
“Savunmadan hücuma geçen Osmanlı deniz aklı”
Çanakkale’de deniz gücü yalnızca savunma ile sınırlı kalmamıştır. Muavenet-i Milliye torpido botunun komutanı Yüzbaşı Ahmet Saffet, bu savunmayı hücuma dönüştüren isimlerden biridir.
Onun komutasındaki harekât, İngiliz zırhlısı HMS Goliath’ın batırılmasıyla sonuçlanmış ve Osmanlı denizciliğinin direnişten öte inisiyatif alan bir güç olduğunu göstermiştir.
III. Sessiz Kahramanlar: Erler, Mayıncılar, Topçular
Tarih çoğu zaman komutanları ve kritik karar anlarını kayda geçirir; ancak o kararları hayata geçiren, savaşın yükünü omuzlayan asıl güç, görünmeyen ellerdir. Çanakkale Zaferi’nin en az konuşulan yönü de adı bilinmeyen denizcilerin hikâyesidir. Erlerden mayıncılara, topçulardan makinistlere uzanan denizci topluluğu, bu görünmez gücün kahramanlarıdır.
“Tarihi yazan ama isimleri bilinmeyen denizciler”
Nusret Mayın Gemisi’nin 45 kişilik mürettebatı… Onlar, bir gecede yalnızca mayın dökmediler; bir milletin kaderini sessizce denize bıraktılar. Bu insanlar, tarihin yönünü değiştiren bir hamlenin parçası olurken isimleri çoğu zaman kayda geçmedi. Yine de tarih, onların bıraktığı izleri silmedi. Denizin altına yerleştirilen her mayın, hafızalarımıza işlenmiş bir koordinat gibi yerini korudu.
“Gemileri değil, boğazı savunan denizciler”
Benzer bir direniş, boğaz savunmasında görev alan Ertuğrul, Orhaniye ve diğer tabyalardaki deniz topçularında da görülür. Gün boyu süren yoğun bombardıman altında, sınırlı mühimmatla ve son derece zor koşullarda görevlerini sürdürdüler. Bu direniş yalnızca fiziksel bir dayanıklılığın değil, aynı zamanda sarsılmayan bir iradenin göstergesiydi.
Mayıncılar, makinistler, tayfalar…
Savaşın kaderini belirleyen, çoğu zaman ön saftaki görünür güçten ziyade arka planda işleyen bu görünmez emektir. Çünkü zafer, yalnızca ateşlenen toplarda değil; o topları hazırlayan ellerde, makineleri ayakta tutan ustalıkta, karanlıkta görevini aksatmayan disiplin ve sadakatte şekillenir.
Bugünün Denizcileri Çanakkale’nin Mirasını Nasıl Taşıyor?
Çanakkale’de mücadele eden denizciler, yalnızca bir boğazı savunmamış; denizciliğin neye karşılık geldiğini, hangi değerler üzerine kurulduğunu ve en kritik anlarda nasıl bir karaktere dönüştüğünü somutlaştırmıştır. Bu mücadele, teknik bilgiyle sezginin, disiplinle cesaretin ve bireysel sorumlulukla kolektif aklın aynı hatta buluştuğu bir eşik olarak tarihe geçmiştir.
Bugün modern köprü üstlerinde, gelişmiş seyir sistemleriyle donatılmış gemilerde görev yapan denizciler için Çanakkale, geride kalmış bir hatıradan çok daha fazlasını ifade eder. Bu miras, her karar anında yeniden karşılarına çıkan, mesleğin özüne dair belirleyici bir ölçüttür.
Eğer denizcilik hâlâ sadece teknik bir meslek değil de bir karakter meselesi olarak görülüyorsa;
karar alma, sorumluluk ve öngörü hâlâ bu mesleğin temelini oluşturuyorsa; o zaman Çanakkale’de yazılan o destan, sadece geçmişte kalmamış, her vardiyada yeniden yaşanmaya devam ediyor demektir.
Bu güzel zaferin baş mimarı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bir sözü ile yazıma nokta koymak istiyorum;
Zafer, “Zafer Benimdir” diyebilenlerindir.
Kaptan Orhan KASAP
orhan.kasap@qsmglobal.net