Seçim süreçlerini yakinen takip ettim. Farklı dönemlerde görev yapan başkanları da yönetime dahil olan kişileri de tanıdım. Oda başkanlarının hem sektörle kurdukları bağa şahit oldum hem de biz basın mensuplarıyla yürüttükleri ilişkileri gözlemledim. Bu bağlamda yirmi yıllın hatırına kişisel gözlemlerimi ve değerlendirmelerimi yazmayı arzu ettim.
Söze başlamadan evvel, olası yanlış anlaşılmaların önüne geçmek amacıyla özellikle altını çizmek istediğim bir mevzu var. O da Deniz Ticaret Odası’nın Başkanlık koltuğunda oturan, yönetime dahil olan, zaman ayıran, emek veren herkesin, Türk denizcilik sektörünün bugününde yadsınamaz payı olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncem bir kenarda dura dursun lakin bana göre Deniz Ticaret Odası’na başkanlık yapan isimler arasında Tamer Kıran’ın yeri farklı. Bunun da birçok nedeni var. Şimdi müsaadenizle tane tane onlara değinmek istiyorum.
Başarı, yalnızca bina sayısı, bütçe ya da projeler midir?
Bence bir oda başkanının başarısını gösteren veya farklı bir ifadeyle başarısını belirleyen faktörlerin başında; üyeleriyle kurduğu güçlü ilişkiler gelmekte. Öyle ya tek başına bu koskoca sektörü de odayı da yönetemeyeceğine göre iyi bir ekip kurmak ve bu ekibe doğru başkanlık edebilmek önemli bir meziyet. Keza, her bir üyeyi bu organizasyona dahil etmeyi amaçlamak hem çok sesliliğin getireceği gelişimi hem de üyelerin odalarına ve sektörlerine olan aidiyetlerini kuvvetli kılmanın da anahtarı niteliğinde. Tamer Başkanın en büyük farkının bu noktada olduğunu düşünüyorum.
Oda Başkanlığı ikinci bir iş olarak yürütülebilir mi?
Tamer Başkan, göreve geldiği ilk günden itibaren oda başkanlığını ikinci bir iş olarak görmedi. Hatta kendi işini geri plana alıp ilk işini DTO Başkanlığı olarak belirledi. Gününün büyük bölümünü odaya ve sektörün sorunlarına ayırdı. Arayan oda üyelerinin telefonunu açtı, ulaşamadıklarına mutlaka geri dönüş yaptı, yazılan mesajları cevapsız bırakmadı. Belki her sorunu çözemedi ama hiçbir sorunu dinlemeden geri çevirmedi. Daha da önemlisi, kendisini arayan her sektör paydaşına içtenlikle yaklaştı; samimi olduğunu da her daim hissettirdi. Bir üye derdini anlatırken gözünün içine bakarak dinleyen, not alan, çözüm yollarını uzun uzun anlatan; yapılabilecekleri de yapılamayacakları da açık sözlülükle ifade eden bir yönetim anlayışı sergiledi. Benim en çok dikkatimi çeken özelliklerinden biri de bu oldu.
“Yanlış üslup doğru sözün katilidir”
Üslupla ilgili iki sözü çok severim. Biri, “Üslup insanın kendisidir” sözü. Bir diğeri de “Yanlış üslup doğru sözün katilidir.” Tamer Başkanın kişi ayırt etmeksizin kurduğu her iletişimde seçtiği kelimelerden cümlelerinin ritmine kadar her hususta pozitif bir dil kullandığını düşünüyorum. Üstenci bir dili kullandığına şahit olmadım. Tarz olarak da “Ben böyle istiyorum, böyle olacak” anlayışını hiçbir zaman benimsemediğini gözlemledim. Kendisi tam tersine ortak akla, istişareye ve sektörün farklı görüşlerini dinlemeye önem verdi.
Tüm enerjisini sektöre adadı
Tamer Başkan, İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın 48 meslek komitesinin hemen hemen her sorununa hâkimdi. Bir gemi acentesinin, armatörün, tersanenin, limancının, marina işletmecisinin ya da deniz turizmcisinin yaşadığı sorunları yakından biliyor, denizciliğin hemen her alanına aynı ölçüde vakıf olmaya çalışıyordu. Bence onu farklı kılan özelliklerden biri diğeri de buydu. Denizciliğe yalnızca yönetimsel değil, adeta akademik bir düzeyde hâkimdi. Belki de bu yüzden sektörün çok farklı kesimlerini aynı masada buluşturabildi.
Sekiz yıllık görev süresinin sonuna yaklaşırken, sektörle ilgili her organizasyona katılmaya çalıştı. Katılamadığı organizasyonlarda ise mutlaka yönetim kurulundan bir ismi görevlendirdi. Bu yaklaşım, “Hepimizin Odası” söyleminin yalnızca bir slogan olarak kalmamasını sağladı. Odayı gerçekten sektörle güçlü bağlar kuran, sektörün içinde yaşayan bir kurum hâline getirdi.
“İki dönem” sözüne sadık kaldı
Haziran ayı meclis toplantısında yaptığı duygusal konuşmayı dinlerken bunların hepsi gözümün önünden geçti. Elbette konuşmasında sektörün sorunlarını, jeopolitik gelişmeleri, Karadeniz’deki saldırıları, Gemi Acenteleri Yönetmeliği’ni ve yürütülen çalışmaları anlattı. Ama konuşmanın en etkileyici kısmı bunlar değildi. Beni en çok etkileyen bölüm, üçüncü dönem aday olmayacağını açıkladığı andı. Göreve devam edebilecek bir konumdayken, kurumsallığı ve sürdürülebilirliği gerekçe göstererek görevi devretme kararı aldığını açıklaması bence önemli bir liderlik örneğiydi.
Kürsüde de ifade ettiği gibi, sektörden bir dönem daha devam etmesi yönünde çok ciddi talepler ve ısrarlar olduğunu söyledi. Ancak sekiz yıl önce verdiği “iki dönem” sözüne sadık kalarak yeniden aday olmayacağını açıkladı. Salondaki atmosferi tarif etmek kolay değildi. Sadece ben değil, birçok meclis üyesinin de duygulandığını gördüm. Konuşmanın sonunda meclis üyelerinin uzun süre ayakta alkışlaması ise aslında sekiz yıllık emeğin takdire dönüşmüş en güzel teşekkürlerinden biriydi.
Liderlik bazen çok konuşmak değildir. Liderlik, geride insanlar tarafından saygıyla hatırlanacak bir iz bırakabilmektir. Bugün Deniz Ticaret Odası’nda herkesin farklı siyasi görüşü, farklı adayı ve farklı tercihi olabilir. Bu son derece doğaldır. Ancak sanırım şu konuda birçok kişinin ortak kanaati vardır: Tamer Kıran, görev süresi boyunca ulaşılabilir olmayı, üyelerini dinlemeyi, ortak aklı önemsemeyi ve kurumunu sektörün içinde tutmayı başaran bir başkan profili ortaya koydu.
Ben kendi adıma, Deniz Ticaret Odası’nın hafızasında bu dönemin uzun yıllar hatırlanacağına inanıyorum. Çünkü bazı insanlar görevleriyle değil, görevlerini yapış biçimleriyle iz bırakırlar. Belki herkes aynı fikirde olmayabilir. Ama iyi liderlerin ortak bir özelliği vardır; görev süreleri bittiğinde geriye makamlarını değil, bıraktıkları izi konuştururlar.
Ve son olarak…
Tamer Kıran, benim için yalnızca iki dönem Deniz Ticaret Odası Başkanlığı yapmış bir isim değil. 2018 yılında bu yola çıktığı günden itibaren enerjisi, vizyonu ve denizciliğe kattığı farklı bakış açısıyla Türk denizciliğine yön veren, bana da ilham olan bir liderdi. Ne zaman arasam ulaşabildiğim, ulaşamadığımda mutlaka geri dönüş yapan, mesajlarıma cevap veren; samimiyeti, mütevazılığı ve insana verdiği değerle her zaman farklı bir yerde durdu. Belki birçok kişi onu hayata geçirdiği projeler ve başarılı yönetimiyle hatırlayacak. Ben ise en çok geride bıraktığı güven duygusunu ve samimiyetini hatırlayacağım. İnanıyorum ki görevler değişse de Türk denizciliğine katkı sunmaya devam edecek. Çünkü gerçek liderlik yalnızca makamlarla değil, insanlarda bıraktığı izlerle hatırlanır.
Fotoğraf: Sevim Tarhan Atasoy