Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından İstanbul’daki Tersane İstanbul’da düzenlenen 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi; kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerini geniş bir uluslararası katılımla aynı çatı altında buluşturdu. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455 yılında kurulan ve Türk denizcilik tarihinin en önemli simgelerinden biri olan bu tarihi mekânda gerçekleştirilen zirvede; Kabotaj Kanunu'nun 100. yılı coşkuyla kutlanırken, küresel deniz ticaretinin geleceği, dijital dönüşüm, jeopolitik krizler ve mavi ekonomi enine boyuna tartışıldı.

Zirvenin açılış bölümünde yerli ve yabancı denizcilik otoritelerine seslenen protokol üyeleri, Türk denizciliğinin köklü tarihinden küresel vizyonuna uzanan stratejik mesajlar verdi.

I M G 3665. J P G

Zirvenin açılışında konuşan İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılının Türk denizciliği açısından tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirterek, sektörün geleceğinin çevreci, dijital ve sürdürülebilir bir dönüşümle şekilleneceğini söyledi. Organizasyona öncülük eden Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile bakanlık yetkililerine teşekkür ederek sözlerine başlayan Kıran, 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemenin önemine dikkat çekti.

“Kabotaj Kanunu Türk denizciliğinin hukuki temelini oluşturdu”

Konuşmasında Kabotaj Kanunu’nun yürürlüğe girişinin 100. yılına dikkat çeken Kıran, 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemenin Türk denizciliğinin gelişiminde tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Kabotaj Kanunu ile kıyı taşımacılığı hakkının Türk bayrağı altında yalnızca Türk vatandaşlarına tanındığını hatırlatan Kıran, bu düzenlemenin milli denizciliğin hukuki temelini oluşturduğunu söyledi.

Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarının ise 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tam anlamıyla güvence altına alındığını belirten Kıran, bu iki tarihi adımın Türkiye’nin denizcilik vizyonunun temel taşları olduğunu ifade etti.

“Türkiye dünya deniz ticaret filosunda 11’inci sıraya yükseldi”

Türk denizciliğinin son yıllarda önemli bir ivme yakaladığını dile getiren Kıran, Türkiye’nin 2026 yılı itibarıyla dünya deniz ticaret filosunda 11’inci sıraya yükseldiğini söyledi.

Denizcilikte başarının yalnızca filo büyüklüğüyle ölçülemeyeceğini vurgulayan Kıran, tersanelerin üretim ve ihracat performansı, savunma sanayine sağlanan katkılar, limanların operasyonel kapasitesi, denizcilik eğitimi ve yetişmiş insan kaynağının da sektörün ulaştığı seviyeyi gösteren temel unsurlar olduğunu kaydetti.

“Jeopolitik gelişmeler deniz ticaretinin stratejik önemini artırdı”

Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 87’sinin deniz yoluyla gerçekleştirildiğini hatırlatan Kıran, son yıllarda yaşanan küresel gelişmelerin deniz taşımacılığının stratejik önemini daha da artırdığını ifade etti.

Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan güvenlik riskleri ile küresel tedarik zincirlerinde meydana gelen kırılmaların denizcilik sektörünü doğrudan etkilediğini belirten Kıran, sektörün artık yalnızca ticari değil aynı zamanda stratejik bir alan haline geldiğini söyledi.

“Rekabet artık yalnızca gemi sayısıyla ölçülmüyor”

Konuşmasında denizcilikte yaşanan yeşil dönüşüme de değinen Kıran, çevresel düzenlemeler, alternatif yakıt teknolojileri ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik çalışmaların sektörü tarihi bir dönüşüm sürecine taşıdığını ifade etti.

Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) 2050 net sıfır emisyon hedefini hatırlatan Kıran, bu hedefe ulaşmanın yalnızca gemi işletmecilerinin değil; tersanelerin, ekipman üreticilerinin, limanların ve kamu otoritelerinin ortak çalışmasını gerektirdiğini söyledi.

Denizcilikte rekabetin artık sadece daha fazla gemiye sahip olmakla değil, daha çevreci, daha dijital, daha güvenli ve daha dirençli bir denizcilik ekosistemi oluşturabilmekle mümkün olacağını vurgulayan Kıran, Türkiye’nin güçlü coğrafi konumu, modern liman altyapısı, gelişmiş tersaneleri, nitelikli insan kaynağı ve dinamik özel sektörüyle bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirebilecek önemli avantajlara sahip olduğunu ifade etti.

“Kamu-özel sektör iş birliği kritik öneme sahip”

Kamu ile özel sektör arasındaki güçlü iş birliğinin sektörün geleceği açısından hayati önem taşıdığına dikkat çeken Kıran, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı öncülüğünde yürütülen çalışmaların Türk denizciliğinin uluslararası rekabet gücünü daha da artıracağına inandığını söyledi.

Konuşmasının sonunda Kabotaj Kanunu’nun 100. yılını ve 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı kutlayan Kıran, 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin hem Türk denizcilik sektörü hem de uluslararası denizcilik camiası açısından verimli sonuçlar doğurmasını temenni etti.

Ünal Baylan Zirve

Tamer Kıran’ın ardından sözü devralan Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan da Kabotaj Kanunu’nun 100. yılının yalnızca tarihi bir dönüm noktası değil, aynı zamanda Türk denizciliğinin gelecek vizyonunun şekillendirileceği önemli bir eşik olduğunu söyledi.

Baylan, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455 yılında tersane olarak kurulan bu tarihi mekânın Türk denizcilik tarihinin en önemli simgelerinden biri olduğunu belirtti.

“Kabotaj Kanunu milli egemenliğin en önemli nişanelerinden biridir”

Kabotaj Kanunu’nun Türk denizciliğinin gelişimindeki tarihi rolüne dikkat çeken Baylan, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren düzenleme ile limanlar arasındaki yolcu ve yük taşımacılığı hakkının yalnızca Türk vatandaşlarına bırakıldığını hatırlattı.

Baylan, Kabotaj Kanunu’nun denizler üzerindeki egemenlik haklarını hukuken güvence altına aldığını belirterek, “Denizlerimize sahip çıkma bilincini güçlendiren bu kanun, bağımsızlığımızın ve milli egemenliğimizin en önemli nişanelerinden biri, denizcilik tarihimizin ise en önemli dönüm noktalarından biridir.” dedi.

“Türk denizciliği uluslararası ölçekte güçlü bir konuma ulaştı”

Türkiye’nin son yüz yılda denizcilik alanında önemli atılımlar gerçekleştirdiğini vurgulayan Baylan, bugün Türk denizciliğinin uluslararası alanda yüksek standartlara ulaşan ve birçok alanda örnek gösterilen güçlü bir yapıya kavuştuğunu ifade etti.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın dünya deniz ticareti açısından stratejik önemine dikkat çeken Baylan, Türkiye’nin Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelerin deniz ticaretinin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir sorumluluk üstlendiğini söyledi.

Zirvede küresel denizcilik gündemi ele alınacak

5. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin Kabotaj Kanunu’nun 100. yılına özel hazırlandığını belirten Baylan, zirve boyunca küresel deniz ticareti, yeşil ve dijital dönüşüm, mavi ekonomi, ulaştırma, dış politika, savunma, çevre ve denizcilik eğitimi gibi birçok başlığın ulusal ve uluslararası paydaşlarla birlikte değerlendirileceğini ifade etti.

“Türkiye uluslararası denizcilikte güçlü konumunu sürdürüyor”

Türkiye’nin 1999 yılından bu yana kesintisiz olarak IMO Konseyi üyesi sıfatıyla bayrak, liman ve kıyı devleti sorumluluklarını başarıyla yerine getirdiğini belirten Baylan, 2024 yılında gerçekleştirilen IMO IMSAS denetiminin de Türkiye’nin uluslararası standartların üzerinde bir denizcilik idaresine sahip olduğunu teyit ettiğini ifade etti.

Baylan ayrıca, Mavi Vatan’daki hak ve menfaatlerin daha güçlü korunabilmesi amacıyla mevcut mevzuatın kapsamlı bir deniz yetki alanları kanunu olarak güncellenmesine yönelik çalışmaların da son aşamaya geldiğini açıkladı.

“Denizciler jeopolitik krizlerin en ön safında görev yapıyor”

Deniz taşımacılığının küresel ticaretin bel kemiği olduğunu belirten Baylan, son yıllarda yaşanan savaşlar, jeopolitik gerilimler, pandemi ve ekonomik dalgalanmaların deniz ticaretini doğrudan etkilediğini söyledi.

Körfez bölgesinde diplomasi ve istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik gelişmeleri memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Baylan, özellikle Hürmüz Boğazı başta olmak üzere kritik deniz yollarında seyir güvenliğinin yeniden güçlenmesini temenni ettiklerini dile getirdi.

Karadeniz’de sivil gemilere yönelik saldırılarda denizcilerin hayatını kaybettiğini hatırlatan Baylan, “Denizciler hiçbir kusurları olmaksızın jeopolitik krizlerin en ön safında görev yapmaktadır. Küresel ticaretin devamlılığını sağlayan denizcilerin güvenliği ve refahı hepimizin ortak sorumluluğudur.” dedi.

“Denizcilikte uzun vadeli vizyonla ilerliyoruz”

Konuşmasının sonunda denizcilik sektörünün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baylan, denizciliğin her zaman uzun vadeli bir vizyon gerektirdiğini vurguladı.

“Gemiler uzun yolculuklar için inşa edilir. Kurumlarımızın da aynı anlayışla geleceğe hazırlanması gerekiyor.” diyen Baylan, Denizcilik Genel Müdürlüğü olarak kurumsal kapasiteyi güçlendirmeye ve sektöre yönelik yapısal reformları hayata geçirmeye kararlılıkla devam edeceklerini ifade etti.

Baylan, 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi’ne yurt içi ve yurt dışından katılım sağlayan tüm misafirlere teşekkür ederek zirvenin Türk ve dünya denizciliği açısından verimli sonuçlar doğurmasını temenni etti.

Imo Genel Sekreteri

Zirvenin uluslararası konukları arasında yer alan Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri Arsenio Dominguez ise yaptığı konuşmada, son yıllarda yaşanan jeopolitik krizlerin deniz taşımacılığını ve denizcileri doğrudan etkilediğini belirten çarpıcı açıklamalarda bulundu.

konuşmada, son yıllarda yaşanan jeopolitik krizlerin deniz taşımacılığını ve denizcileri doğrudan etkilediğini belirterek, “Masum denizciler jeopolitik çatışmaların bedelini ödememeli.” dedi.

Türkiye’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Dominguez, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na ev sahipliği ve zirvenin uluslararası niteliğini her geçen yıl daha da güçlendiren vizyonu nedeniyle teşekkür etti.

İki yıl önce de Türkiye Denizcilik Zirvesi’ne katıldığını hatırlatan Dominguez, organizasyonun bugün çok daha geniş uluslararası katılımla gerçekleştirildiğini söyledi.

“Türkiye denizciliğin doğal merkezlerinden biri”

Türkiye’nin tarih boyunca denizcilikle güçlü bağlara sahip olduğunu vurgulayan Dominguez, Avrupa ile Asya’yı, Karadeniz ile Akdeniz’i ve Orta Doğu’yu birbirine bağlayan stratejik konumuyla küresel deniz ticaretinde önemli bir rol üstlendiğini ifade etti.

Çok modlu taşımacılık altyapısına sahip Türkiye’nin günlük yaşamında denizciliğin önemli bir yer tuttuğunu belirten Dominguez, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı ile Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı da kutladı.

“Son altı yılda denizcilik sürekli krizlerle mücadele etti”

Konuşmasında küresel jeopolitik gelişmelerin deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerine değinen Dominguez, son altı yılda sektörün art arda büyük sınamalarla karşı karşıya kaldığını söyledi.

COVID-19 salgını sırasında binlerce denizcinin aylarca hatta bazı durumlarda iki yıla yakın süre gemilerden ayrılamadığını ve sağlık hizmetlerine ulaşamadığını hatırlatan Dominguez, ardından Karadeniz’deki savaş, Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılar ve son olarak Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmelerin deniz taşımacılığı üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu ifade etti.

“Denizciler dünyanın yükünü taşıyor”

Yaşanan krizlerin en büyük yükünü denizcilerin omuzladığını belirten Dominguez, dünyanın ihtiyaç duyduğu malları taşımak için görev yapan denizcilerin hiçbir siyasi anlaşmazlığın tarafı olmadığını vurguladı.

Jeopolitik gerilimlerin yalnızca denizcilerin güvenliğini değil, küresel ekonomiyi de doğrudan etkilediğini ifade eden Dominguez, bu durumun genç nesillerin denizcilik mesleğine yönelmesini de zorlaştırdığını söyledi.

“Denizcilik dirençli bir sektör”

Tüm zorluklara rağmen denizcilik sektörünün güçlü yapısını koruduğunu belirten Dominguez, Kızıldeniz’de yaşanan saldırılar sonrasında sektörün alternatif rotalar geliştirerek küresel ticaretin devamlılığını sağladığını hatırlattı.

Ancak Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarında yaşanabilecek sorunların dünya ekonomisi üzerindeki etkisinin alternatif ulaştırma yöntemleriyle telafi edilemeyeceğini vurgulayan Dominguez, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin, sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığının yüzde 19’unun ve kimyasal ile gübre taşımacılığının önemli bölümünün bu güzergâhlardan geçtiğini söyledi.

“Masum denizciler çatışmaların parçası olmamalı”

Uluslararası topluma çağrıda bulunan Dominguez, deniz taşımacılığının ve denizcilerin jeopolitik çatışmaların bir unsuru haline getirilmemesi gerektiğini belirtti.

“Denizcilik dirençlidir, denizciler de dirençlidir. Ancak bunun da bir sınırı var.” diyen Dominguez, sektörün karşı karşıya olduğu güvenlik risklerinin uluslararası iş birliğiyle azaltılması gerektiğini ifade etti.

2030’a kadar 100 binden fazla zabitan açığı bekleniyor

Denizcilik sektörünün insan kaynağı konusunda da önemli bir sorunla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Dominguez, Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS) ile BIMCO tarafından hazırlanan son rapora göre 2030 yılına kadar dünya genelinde 100 binden fazla ilave zabitana ihtiyaç duyulacağını söyledi.

Buna karşın dünya ticaretinin büyümeye devam edeceğini belirten Dominguez, Birleşmiş Milletler verilerine göre küresel deniz ticaretinin önümüzdeki yıllarda ortalama yüzde 2 seviyesinde büyümesini sürdüreceğini ifade etti.

“Türkiye denizcilikte önemli bir güç”

Türkiye’nin dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer aldığını belirten Dominguez, ülkenin dış ticaretinin yüzde 85’inden fazlasının deniz yoluyla gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

Türkiye’de faaliyet gösteren 80’i aşkın tersanenin yalnızca gemi inşasında değil, gemi bakım, onarım ve geri dönüşüm alanlarında da önemli bir kapasite oluşturduğunu ifade eden Dominguez, Türkiye’nin küresel denizcilik sektöründeki ağırlığının her geçen yıl arttığını söyledi.

IMO yeni nesil denizciliğe hazırlanıyor

IMO’nun denizciliğin geleceğine yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Dominguez, STCW Sözleşmesi’nin güncellenmesi kapsamında otomasyon, yeni teknolojiler, siber riskler, psikolojik sağlık, sosyal ve cinsel taciz gibi günümüzün önemli başlıklarının ele alındığını söyledi.

Yeni nesil denizcilerin yalnızca teknik değil, sosyal açıdan da geleceğe hazırlanmasının büyük önem taşıdığını ifade eden Dominguez, denizcilik sektörünün değişen ihtiyaçlarına uygun eğitim modelleri üzerinde çalışıldığını kaydetti.

“Denizcilik iklim değişikliğinin çözümünün de parçasıdır”

Konuşmasının sonunda IMO’nun 2023 yılında aldığı 2050 net sıfır emisyon hedefini hatırlatan Dominguez, denizcilik sektörünün iklim değişikliğiyle mücadelede sorumluluk üstlenmeye devam ettiğini söyledi.

Küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını taşıyan denizcilik sektörünün dünya karbon emisyonlarındaki payının yaklaşık yüzde 3 seviyesinde olduğuna dikkat çeken Dominguez, “Bu oran bazen olumsuz yorumlanıyor. Oysa gerçek şu ki deniz taşımacılığı, büyük miktardaki yüklerin taşınmasında en çevreci ve en sürdürülebilir ulaştırma modlarından biridir. Hedefimiz, bu performansı daha da ileri taşımaktır” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu Zirve-1

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin denizcilik alanında son 24 yılda tarihi bir büyüme gerçekleştirdiğini belirterek, “Kabotaj Kanunu’nun ikinci yüzyılını Türkiye Yüzyılı vizyonuyla inşa ediyoruz” dedi.

Zirvenin ev sahipliğini üstlenen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ise yaptığı kapsamlı konuşmada, Türkiye’nin denizcilik alanında son 24 yılda tarihi bir büyüme gerçekleştirdiğini belirtti. Bakan Uraloğlu, yerli ve yabancı denizcilik otoritelerini İstanbul’da ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını ifade ederek zirvenin, Türk denizciliğinin geleceğine yön verecek önemli bir platform olduğunu söyledi.

“Denizcilik küresel ticaretin omurgasıdır”

Küresel yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 88’inin deniz yoluyla gerçekleştirildiğini hatırlatan Uraloğlu, Türkiye’nin dış ticaret taşımalarının tonaj bazında yüzde 85’inin de deniz yoluyla yapıldığını belirtti.

Bu verilerin denizciliğin küresel ekonomi ve tedarik zincirlerinin temel taşı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Uraloğlu, Türkiye’nin denizcilik vizyonunun ve Mavi Vatan anlayışının stratejik öneminin her geçen gün daha da arttığını söyledi.

Kabotaj Kanunu’nun 100. yılının ise milletin denizlerdeki egemenlik iradesinin en güçlü sembollerinden biri olduğunu vurguladı.

“Türkiye küresel ulaştırma koridorlarının merkezinde”

Türkiye’nin tarih boyunca kıtaların, medeniyetlerin ve ticaret yollarının kesişim noktasında bulunduğunu belirten Uraloğlu, bugün de uluslararası ulaştırma koridorlarının merkezinde yer aldığını söyledi.

Orta Koridor’un kilit ülkesi, Türk Boğazları’nın tek hâkimi ve Kalkınma Yolu Projesi’nin ana aktörü olarak Türkiye’nin kuzey-güney ile doğu-batı koridorlarının vazgeçilmez halkası konumunda olduğunu ifade eden Uraloğlu, “Türkiye’siz bir ulaştırma koridoru düşünülemez.” dedi.

“Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler alternatif koridorların önemini gösterdi”

Son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmelerin ulaştırma sistemlerinin kırılganlığını ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerin küresel enerji arzı ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisine dikkat çekti.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu stratejik su yolunda yaşanabilecek aksaklıkların küresel ekonomiyi doğrudan etkilediğini ifade eden Uraloğlu, bu nedenle mevcut koridorların güçlendirilmesi kadar alternatif ulaştırma güzergâhlarının oluşturulmasının da büyük önem taşıdığını söyledi.

“Orta Koridor ve Kalkınma Yolu Türkiye’nin stratejik projeleri”

Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında uzanan Orta Koridor’u yüksek kapasiteli ve rekabetçi bir ticaret omurgasına dönüştürmeyi hedeflediğini belirten Uraloğlu, Kalkınma Yolu Projesi ile de Basra Körfezi’ni Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak yeni bir lojistik koridor oluşturacaklarını ifade etti.

Bakan Uraloğlu ayrıca, Suudi Arabistan ile imzalanan mutabakat kapsamında modern Hicaz Demiryolu’nun yeniden canlandırılmasına yönelik önemli bir adım attıklarını açıkladı.

Bu proje sayesinde Hürmüz Boğazı’na alternatif bir ticaret rotasının oluşturulacağını belirten Uraloğlu, Körfez bölgesinden Avrupa’ya taşınacak yükler için yeni bir lojistik seçenek sunulacağını ve küresel ticaret akışlarının krizlerden daha az etkileneceğini söyledi.

“Türkiye küresel güvenliğin de önemli aktörü”

Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek uluslararası zirvelerin de Türkiye’nin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyacağını ifade eden Uraloğlu, ülkenin coğrafi konumu, gelişmiş ulaştırma altyapısı, enerji koridorlarındaki merkezi rolü ve bölgesel istikrar sağlayıcı kimliğiyle küresel güvenlik açısından da kritik bir ülke olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin kriz dönemlerinde köprü, barış dönemlerinde ise kalkınma ve iş birliği için güvenilir bir ortak olmaya devam edeceğini dile getirdi.

“Denizcilik geleceğin anahtarıdır”

Denizlerin tarih boyunca yalnızca ticaretin değil; bilgi, teknoloji ve kültürlerin de taşıyıcısı olduğunu belirten Uraloğlu, geleceğin dünyasında güçlü filolara, modern limanlara, yeşil teknolojilere ve akıllı lojistik sistemlere sahip ülkelerin söz sahibi olacağını söyledi.

Türkiye’nin Kabotaj Kanunu’nun ikinci yüzyılında tarihî denizcilik mirasını geleceğin vizyonuyla birleştirerek küresel rekabette ön sıralarda yer almayı hedeflediğini ifade etti.

“Son 24 yılda denizcilikte tarihi büyüme yaşandı”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 24 yılda denizcilik sektörünün tarihinin en büyük gelişim dönemini yaşadığını belirten Uraloğlu, bugün Türkiye’de 218 liman tesisi, 85 tersane, 181 tekne imal ve çekek yeri, 65 yat limanı, 23 gemi geri dönüşüm tesisi, 400 balıkçı barınağı, 144 bin gemi insanı ve yaklaşık 1 milyon amatör denizcinin bulunduğunu söyledi.

Türk sahipli deniz ticaret filosunun da büyümeye devam ettiğini vurgulayan Uraloğlu, 1 Ocak 2026 itibarıyla filonun 2 bin 234 gemi ve 51,8 milyon DWT kapasiteye ulaşarak dünyanın önde gelen filoları arasında yer aldığını kaydetti.

Protokol konuşmalarının ardından sahneye çıkan İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı dolayısıyla hazırladığı kapsamlı sunumda, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze Türk denizciliğinin gelişim sürecini tarihsel bir perspektifle değerlendirdi.

Konuşmasına, program sırasında yaşanan teknik aksaklığa değinerek başlayan Kıran, organizasyona uzun süredir hazırlandıklarını belirterek yaşanan kesintiden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Ardından konuşmasını, Türk denizciliğinin son 100 yılda kat ettiği mesafeyi anlatan kapsamlı bir sunumla sürdürdü.

Kabotaj Kanunu’nun yalnızca bir ulaştırma düzenlemesi olmadığını vurgulayan Kıran, “1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu, genç Cumhuriyet’in denizlerdeki ekonomik egemenliğinin en güçlü tezahürlerinden biridir. Bugün yalnızca Kabotaj Kanunu’nun değil, aynı zamanda Türk deniz ticaretinin hukuki temelinin de 100. yılını kutluyoruz.” dedi.

“Denizcilik, cumhuriyetin stratejik kalkınma alanlarından biri oldu”

Cumhuriyetin denizciliği yalnızca bir ulaştırma faaliyeti olarak değil, ekonomik kalkınmanın, dış ticaretin ve milli egemenliğin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade eden Kıran, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.” sözünün bu vizyonun en açık göstergesi olduğunu söyledi.

Bu vizyon doğrultusunda önce Limanlar Kanunu’nun çıkarıldığını, ardından Kabotaj Kanunu ile Türkiye’nin kendi karasularındaki taşımacılığı tamamen Türk bayrağına bıraktığını hatırlatan Kıran, Cumhuriyet’in ilk yıllarında denizcilik eğitimine verilen önemin de bugünkü insan kaynağının temelini oluşturduğunu belirtti.

Montrö’den 1980’lere uzanan kurumsallaşma süreci

Konuşmasında Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türk denizciliği açısından taşıdığı öneme de değinen Kıran, 1936 yılında Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını tam anlamıyla kazandığını ifade etti.

Bunu takip eden yaklaşık 45 yıllık dönemin ise kurumsallaşma ve altyapı yatırımlarıyla geçtiğini belirten Kıran, Devlet Deniz Yolları, Denizcilik Bankası ve Deniz Nakliyat gibi kurumların filo ve liman yatırımlarında önemli rol üstlendiğini söyledi.

2581 sayılı Kanun denizcilikte dönüm noktası oldu

Türk ticaret filosunun gelişimindeki en kritik eşiklerden birinin 1982 yılında yürürlüğe giren 2581 sayılı Deniz Ticaret Filosunun Geliştirilmesi ve Gemi İnşa Tesislerinin Teşviki Hakkında Kanun olduğunu belirten Kıran, bu düzenleme sayesinde yeni gemi yatırımlarının teşvik edildiğini, tersanelerin geliştiğini ve Türk denizciliğinin uluslararası rekabet gücü kazandığını söyledi.

Aynı dönemde oluşturulan Gemi İnşa, Gemi Satın Alma, Tersane Kurma ve Geliştirme Fonu’nun (GİSAD) sektörün büyümesinde önemli finansman sağladığını belirten Kıran, 1989 sonrası uluslararası finans piyasalarına erişimin kolaylaşmasının da Türk armatörlerinin filo yatırımlarını hızlandırdığını ifade etti.

Tuzla ve Altınova dünya ölçeğinde üretim merkezine dönüştü

Haliç tersanelerinin kapasite yetersizliği nedeniyle sektörün Tuzla’ya taşındığını hatırlatan Kıran, bugün Tuzla’nın Türkiye’nin en büyük gemi inşa kümelenmesi haline geldiğini söyledi.

2000’li yıllarda ise Yalova Altınova’nın ikinci büyük tersane bölgesi olarak geliştiğini belirten Kıran, Türkiye’nin bugün römorkörden mega yata, feribottan açık deniz destek gemilerine kadar çok geniş bir ürün yelpazesinde uluslararası rekabet gücüne ulaştığını ifade etti.

Türk Uluslararası Gemi Sicili rekabet gücünü artırdı

Kıran, 1999 yılında yürürlüğe giren Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu’nun da Türk bayrağının uluslararası rekabet gücünü artıran en önemli adımlardan biri olduğunu belirtti.

2004 yılında yürürlüğe giren ÖTV’siz yakıt teşvikiyle birlikte işletme maliyetlerinin düştüğünü ve deniz taşımacılığının daha rekabetçi hale geldiğini kaydeden Kıran, tüm bu reformların sektörün büyümesine önemli katkılar sunduğunu söyledi.

“En büyük sermayemiz yetişmiş insan kaynağı”

Konuşmasının önemli bölümünü denizcilik eğitimine ayıran Kıran, güçlü bir denizcilik sektörünün ancak nitelikli insan kaynağıyla mümkün olacağını vurguladı.

Bugün Türkiye’de 15 denizcilik fakültesi, 15 meslek yüksekokulu ve 51 denizcilik meslek lisesinde yaklaşık 18 bin 500 öğrencinin eğitim gördüğünü belirten Kıran, her yıl ortalama 1.800 gencin sektöre kazandırıldığını söyledi.

Türk zabitleri ve mühendislerinin bugün dünyanın dört bir yanında uluslararası filolarda görev yaptığını belirten Kıran, Türk denizcilik eğitiminin uluslararası saygınlığa ulaştığını ifade etti.

Türk denizciliği bugün dünyanın önde gelen ülkeleri arasında

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yalnızca 88 gemi ve yaklaşık 35 bin grostonluk bir filonun bulunduğunu hatırlatan Kıran, bugün Türk sahipli ticaret filosunun yaklaşık 51 milyon DWT büyüklüğe ulaştığını ve dünya sıralamasında 11’inci sırada yer aldığını söyledi.

Türkiye’nin bugün 85 tersanesiyle yalnızca kendi filosuna değil, dünyanın birçok ülkesine gemi inşa eden güçlü bir üretim altyapısına sahip olduğunu belirten Kıran, bakım-onarım alanında da Avrupa’nın en önemli merkezlerinden biri haline gelindiğini ifade etti.

Savunma sanayisinde MİLGEM projesiyle başlayan sürecin korvetlerden fırkateynlere, amfibi platformlardan insansız deniz araçlarına kadar uzandığını belirten Kıran, yat inşa sanayisinin de dünya çapında önemli bir başarı hikâyesi yazdığını söyledi.

“Yeni yüzyılın gündemi yeşil dönüşüm ve dijitalleşme”

Konuşmasının sonunda geleceğin denizciliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kıran, yeşil dönüşüm, dijitalleşme, alternatif yakıtlar, yapay zekâ, otonom gemiler ve karbonsuz taşımacılığın yeni dönemin temel rekabet başlıkları olacağını söyledi.

Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) bu süreçte üstlendiği liderlik rolünü önemsediklerini belirten Kıran, Türk denizcilik sektörünün bundan sonra da denizde emniyet, çevrenin korunması, sürdürülebilir taşımacılık ve adil rekabet konularında IMO çatısı altında aktif katkı sunmayı sürdüreceğini ifade etti.

Konuşmasını, “Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hedefimiz yalnızca daha büyük bir filoya sahip olmak değil; daha rekabetçi, daha yenilikçi, daha çevreci, daha dijital, daha güvenli ve küresel ölçekte söz sahibi bir Türk denizciliği oluşturmaktır.” sözleriyle tamamlayan Kıran, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılını kutlayarak Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Türk denizciliğine emek veren herkese teşekkür etti.

“Denizlere hâkim olma stratejileri dünya siyasetinde belirleyici rol oynuyor”

Zirvenin bir diğer önemli konuğu olan Prof. Dr. Hüseyin Bağcı da “Kabotajın 100. Yılında Tarihsel Olarak Deniz Ticaretinde Jeopolitik ve Jeoekonomik Yaklaşımlar” başlıklı stratejik bir konuşma gerçekleştirdi.

Bağcı, konuşmasında deniz ticaretinin yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil; tarih, güvenlik, dış politika, jeopolitik ve jeoekonomi ekseninde değerlendirilmesi gereken stratejik bir alan olduğunu vurguladı.

Dünya düzeninin büyük bir değişim sürecinden geçtiğine dikkat çeken Bağcı, eski düzenin çözülmekte olduğunu, yeni düzenin ise henüz tam anlamıyla şekillenmediğini ifade etti. Bu süreçte deniz yolları, boğazlar, ticaret hatları ve enerji geçiş güzergâhlarının ülkelerin küresel güç mücadelesindeki yerini belirleyen temel unsurlar arasında bulunduğunu söyledi.

Tarihsel örnekler üzerinden imparatorlukların yükseliş ve çöküş süreçlerine değinen Bağcı, Osmanlı’dan İngiltere’ye, Rusya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar büyük güçlerin denizlere hâkim olma stratejilerinin dünya siyasetinde belirleyici rol oynadığını dile getirdi.

Bağcı, ekonomi ile güvenlik arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu belirterek, “Ekonominiz varsa güvenliğe yatırım yapabilirsiniz; güvenliğiniz varsa ekonomik olarak daha rahat hareket edebilirsiniz.” değerlendirmesinde bulundu.

Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi, Akdeniz ve tarihsel ticaret yolları üzerinden örnekler veren Bağcı, deniz ticaretinde jeopolitik konumun ülkeler için yalnızca avantaj değil, aynı zamanda ciddi bir sorumluluk olduğunu vurguladı.

Konuşmasında kapitülasyonlara da değinen Bağcı, Osmanlı döneminde ticaret kolaylığı olarak verilen ayrıcalıkların, denizlerde güç ve kontrol kaybedildiğinde zamanla ciddi sorunlara yol açtığını hatırlattı.

Bağcı, geçmişi bilmeden bugünü anlamanın ve geleceği şekillendirmenin mümkün olmadığını belirterek, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılında denizciliğin sadece taşımacılık değil, aynı zamanda egemenlik, güvenlik, ekonomi ve küresel rekabet meselesi olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.

“Gemi geri dönüşümünde dünyada ilk üç ülke arasındayız”

5. Türkiye Denizcilik Zirvesi’ndeki konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin gemi geri dönüşüm sanayisi ile tersanecilik alanındaki yetkinliğine dikkat çeken Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Türkiye’nin bu alanlarda dünya çapında önemli bir konuma ulaştığını söyledi.

Dünya deniz ticaretinde hizmet ömrünü tamamlayan gemilerin geri dönüşümünün stratejik bir sektör haline geldiğini belirten Baylan, Türkiye’nin bu alanda güçlü bir altyapıya sahip olduğunu ifade etti.

“Gemi geri dönüşümünde dünyada ilk üç ülke arasındayız.” diyen Baylan, sektörün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile ilgili kurumların koordinasyonunda başarıyla faaliyet gösterdiğini belirterek, geri dönüşüm tesislerinin hem çevresel sürdürülebilirlik hem de ekonomik değer üretimi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

Yüksek teknolojili gemiler Türk tersanelerinde inşa ediliyor

Türk tersanelerinin son yıllarda yalnızca klasik ticaret gemileri değil, dünyanın dikkatini çeken yenilikçi projelere de imza attığını ifade eden Baylan, Türkiye’de inşa edilen çevreci ve ileri teknolojiye sahip gemilere örnekler verdi.

Baylan, dünyanın ilk yelken destekli Ro-Ro araç taşıma gemilerinden birinin Türkiye’de inşa edildiğini, ikinci geminin de yine Türk tersanelerinde yapıldığını belirterek bu projelerin devam ettiğini söyledi.

Ayrıca tarihin en büyük tam elektrikli feribotlarından birinin de Türkiye’de inşa edildiğini hatırlatan Baylan, Türk tersanelerinin artık dünya denizcilik sektörünün ihtiyaç duyduğu yüksek teknolojili ve çevreci gemileri üretebilecek seviyeye ulaştığını ifade etti.

Ticaret gemilerinden savunma sanayisine uzanan başarı

Türk gemi inşa sanayisinin bugün ulaştığı seviyenin uzun yıllara dayanan birikimin sonucu olduğunu vurgulayan Baylan, ticaret gemileri üretiminde kazanılan mühendislik ve üretim kabiliyetlerinin bugün milli savunma sanayisinin en önemli projelerine de güç verdiğini söyledi.

Türk tersanelerinde edinilen bilgi birikimi sayesinde bugün dünyanın en gelişmiş savaş gemilerinin de Türkiye’de üretilebildiğini belirten Baylan, bu üretim altyapısının korunmasının ve sürekli canlı tutulmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.

Konuşmasını, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı dolayısıyla düzenlenen organizasyona katılan tüm sektör temsilcilerine teşekkür ederek tamamlayan Baylan, Türk denizciliğinin ikinci yüzyılına daha güçlü bir sektör yapısıyla girileceğine olan inancını dile getirdi.

Ufuk Teker Zirve

“Deniz sigortacılığı alanında milli bir kapasite oluşturuldu”

Türk P&I Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Teker, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılında Türk denizciliğinin geçirdiği dönüşümü değerlendirdi. Teker, Kabotaj Kanunu’nun yalnızca bir ulaştırma düzenlemesi olmadığını, Türkiye’nin denizlerdeki egemenliğini, ekonomik bağımsızlığını ve milli denizcilik kapasitesini inşa eden tarihi bir kalkınma projesi olduğunu söyledi.

Kabotaj Kanunu’nun ardından Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarının tamamlandığını vurgulayan Teker, son 100 yılda denizcilikte insan kaynağı, filo, limancılık, gemi inşa sanayi, sigortacılık ve deniz hukuku alanlarında önemli bir dönüşüm yaşandığını ifade etti.

1926 yılında yaklaşık 35-40 bin DWT seviyesinde olan Türk bayraklı ticaret filosunun bugün 52 milyon DWT’nin üzerine çıktığını belirten Teker, Türk sahipli filonun dünyanın önde gelen filoları arasında yer aldığını söyledi. Limancılıkta da büyük bir gelişim yaşandığını kaydeden Teker, Ambarlı, Mersin, Aliağa ve Yarımca gibi limanların bölgesel lojistik merkezlerine dönüştüğünü ifade etti.

Türk tersanelerinin bugün gemi tasarımı, inşası, bakım-onarımı ve ihracatında dünya çapında rekabet ettiğini dile getiren Teker, mühendislik alanında Türkiye’nin önemli bir seviyeye ulaştığını belirtti. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ise yeşil dönüşüm, dijitalleşme, otonom sistemler ve sürdürülebilir denizcilik teknolojilerinin ön plana çıkacağını söyledi.

Deniz sigortacılığı alanında da milli bir kapasite oluşturulduğunu ifade eden Teker, bugün 10 binin üzerinde deniz aracının Türk sigortacıları tarafından teminat altına alındığını ve sağlanan toplam teminatın 500 milyar doların üzerinde olduğunu kaydetti.

Konuşmasında denizcilik eğitimi ve hukuki altyapıya da değinen Teker, Türkiye’nin uluslararası denizcilik sözleşmelerinin büyük bölümüne taraf olduğunu, Türk denizcilerinin dünya filosunda önemli bir istihdam gücü haline geldiğini söyledi.

Sivil toplum kuruluşlarının gelişimine de dikkat çeken Teker, Deniz Ticaret Odası’nın Türk denizcilik sektörünün çatı kuruluşu olarak kamu ile sektör arasında önemli bir köprü görevi üstlendiğini belirtti.

Orhan Kasap: Kabotajın ikinci yüzyılını daha güçlü bir Türk denizciliğiyle inşa edeceğiz
Orhan Kasap: Kabotajın ikinci yüzyılını daha güçlü bir Türk denizciliğiyle inşa edeceğiz
İçeriği Görüntüle

Zirvede; ICS Sekreteri Thomas Kazakos ve BIMCO Genel Sekreteri & CEO'su David Loosley, EMSA Direktörü Maja Markovčić Kostelac da konuşma gerçekleştirdi.

Bakanlar Oturumu

Zirvede; Türk Loydu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Oral Erdoğan’ın moderatörlüğünde "Bakanlar Oturumu" gerçekleşti. İki ayrı oturum halinde gerçekleştirilen bu uluslararası zirvede; Türkiye, Mısır, Somali, Pakistan, Türkmenistan, Gürcistan ve İtalya'dan bakan ve bakan yardımcısı düzeyinde katılım sağlandı. Ülkeler arası denizcilik iş birlikleri, yeni rota arayışları ve deniz güvenliği konuları stratejik bir çerçevede değerlendirildi.

Zirvenin ilk günü konuşmaların ve oturumların ardından sektör paydaşlarını bir araya getiren gala yemeği ile sona erdi.

Zirve Gala Yemeği

Zirve.2

Zirve .1

Zirve 4-1

7DENİZ