2025’te Türkiye’de Denizcilik ve Limancılık Sektörlerinde İşgücü ve 2026’ya Eleştirel Bakış

Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili, tarih boyunca ticaretin, göçün ve kültürel etkileşimin ana arterlerinden biri olmuş bir ülke olduğunu her fırsatta...

Abone Ol

Denizlerde İnsan Gücü Ne Durumda?

Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili, tarih boyunca ticaretin, göçün ve kültürel etkileşimin ana arterlerinden biri olmuş bir ülke olduğunu her fırsatta vurguluyoruz. Peki, 2025 yılı itibarıyla bu denizlerin üzerinde ve kıyılarında çalışan insan gücümüz ne durumda? Gemi adamı bulmakta zorlanan armatörler, otomasyonun gölgesinde mesleğinin geleceğini sorgulayan liman işçileri, dijitalleşmenin getirdiği yeni beceri gereksinimleriyle baş etmeye çalışan yöneticiler ve denizi bırakıp karaya geçen kalifiye denizciler…

Hal böyleyken: “Denizcilik ve limancılıkta insan gücünün geleceği nereye gidiyor?” Hem denizcilik hem de limancılık sektörlerinde işgücü görünümünü, 2026’ya dair beklentileri ve insan odaklı dönüşümün sancılı ve çok insan odaklı olmayacağını düşünenlerdenim.

Denizcilik Sektöründe İşgücü: Arz-Talep, Eğitim ve Gençlik Açmazı

2025 yılına gelindiğinde Türkiye’de denizcilik sektörünün işgücü görünümü, hem küresel hem de yerel dinamiklerin etkisiyle karmaşık bir halde olduğunu düşünüyorum. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın son verilerine göre, Türkiye’de kayıtlı gemi insanı sayısı 187 binin üzerine çıkmış durumda. Ancak bu rakamın büyük bir kısmı “amatör” denizci belgeli kişilerden oluşuyor; uluslararası ticaret filosunda aktif çalışan nitelikli zabit ve tayfa sayısını göstermiyor.

Dünya genelinde denizcilik işgücü arzında son yıllarda ciddi bir daralma yaşanıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı, pandemi sonrası psikolojik ve lojistik etkiler, Batı’nın Rus ve Ukraynalı zabitlere uyguladığı kısıtlamalar, küresel zabitan açığını yukarılara çekiyor. Drewry’nin 2023 raporuna göre, dünya genelinde zabit açığı %9’a ulaşmış durumda ve bu açığın 2028’e kadar kapanması beklenmiyor. Türkiye de bu dalgadan nasibini alacak gibi gidişat içerisinde: Tecrübeli ve yabancı dil bilen Türk zabitler, yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları için yabancı filolara yöneliyor. Sonuç? Yerli filoda nitelikli personel bulmak giderek zorlaşıyor. Hoş, personel seçen kişiler de bu durumu etkilemektedir.

Gemi Adamları: Rakamlar ve Gerçekler

Türkiye’de 2024 başı itibarıyla toplam 187.091 gemi insanı bulunuyor. Bunların yaklaşık 30.412’si zabitan (subay), 104.297’si ise tayfa sınıfında. Ancak aktif olarak yeterliklerini yenileyen ve uluslararası ticaret filosunda çalışanların sayısı 141 bin civarında. Her yıl denizcilik eğitim kurumlarından yaklaşık 2.400 yeni zabit ve 3.300 yeni tayfa mezun oluyor.

Ancak bu sayıların ardında ciddi bir nitelik sorunu yatıyor. Zira mezun olanların önemli bir kısmı ya denizde uzun süreli çalışmayı tercih etmiyor ya da kısa sürede karaya geçiyor. Özellikle genç zabitlerin, denizde geçirilen uzun süre, aile özlemi, psikolojik yıpranma ve finansal birikim sağlama arzusu nedeniyle karadaki işlere yöneldiği görülüyor. Ayrıca, sektördeki maaş artışları ve savaş tazminatları, kısa vadede cazibe yaratsa da, uzun vadede nitelikli insan kaynağı açığını kapatmaya yetmiyor.

Türkiye’de denizcilik eğitimi veren 11 fakülte ve 11 yüksekokul bulunuyor. Her yıl yaklaşık 750 öğrenci Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği (DUİM), 372 öğrenci ise Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği (GMİM) bölümlerine kabul ediliyor. Ancak mezunların sektöre entegrasyonu ve denizde kalma süreleri istenen düzeyde değil. Eğitimdeki en büyük sorunlardan biri, müfredatın sektör ihtiyaçlarına yeterince hızlı adapte olamaması ve yabancı dil eğitiminde yaşanan eksiklikler olarak öne çıkıyor.

Denizcilik eğitimi alan gençlerin önemli bir kısmı, staj ve ilk iş deneyimlerinde karşılaştıkları zorluklar nedeniyle sektörden uzaklaşıyor. Ayrıca, denizcilik meslek liseleri, yüksekokullar ve fakülteler arasında yeterli entegrasyonun sağlanamaması, mezunların kariyer yollarında belirsizlik yaratıyor. Sonuç olarak, sektörde “nitelikli ve denizde kalıcı” personel bulmak giderek zorlaşıyor.

2025 yılında denizcilik sektöründe maaşlar, özellikle zabitan sınıfında ciddi artışlar gösterdi. Büyük firmalar, tecrübeli ve yetkin personeli çekmek için yüksek maaşlar ve savaş tazminatları sunarken, küçük ve orta ölçekli firmalar maliyet baskısı nedeniyle vasıfsız veya düşük nitelikli personel istihdamına yöneliyor.

2025’te Limancılık İşgücü: Hacim, Nitelik ve Bölgesel Dağılım

Türkiye limancılık sektörü, 2025 yılında hem yük hem de yolcu trafiğinde büyümeye devam ediyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre, 2025’in ilk 9 ayında limanlarda elleçlenen toplam yük hacmi %3 artışla 410 milyon tona, konteyner hacmi ise %3,5 artışla 10,5 milyon TEU’ya ulaştı. Yıl sonunda toplam yük hacminin 540 milyon ton, konteyner hacminin ise 14 milyon TEU’yu aşması bekleniyor.

Bölgesel olarak Marmara Bölgesi limanları, toplam yükün %40’ını elleçlerken, Akdeniz ve Ege limanları da önemli bir paya sahip. Kocaeli, Aliağa, Ambarlı ve İskenderun limanları, hem Türk hem de yabancı bayraklı gemiler için en yoğun uğrak noktaları olarak öne çıkıyor.

Geleneksel mavi yakalı roller ise teknik-dijital becerilerle hibritleşecek; örneğin vinç operatörleri, artık kontrol odalarından birden fazla ekipmanı uzaktan yönetecek, liman işçileri veri doğrulama uzmanına dönüşecek. Bu durumda beyaz yaka personellerin durumları daha da kritik hale geliyor…

Liman Modernizasyon Projeleri ve Çalışanlar: Fırsat mı, Tehdit mi?

Türkiye’de liman modernizasyon projeleri hız kesmeden devam ediyor. Demiryolu bağlantılarının güçlendirilmesi, yeşil liman sertifikasyonları, enerji verimliliği yatırımları ve akıllı terminal uygulamaları, sektörün rekabet gücünü artırıyor. Ancak bu projeler, işgücü açısından hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor.

Bir yandan yeni teknolojiler, daha güvenli, verimli ve sürdürülebilir operasyonlar sağlarken; diğer yandan otomasyonun hızlanması, bazı geleneksel işlerin ortadan kalkmasına veya dönüşmesine yol açıyor. Dünya Ekonomik Forumu ve ILO raporları, otomasyonun net iş kaybına yol açmayacağını, ancak “adil geçiş” stratejileriyle desteklenmediği takdirde sosyal eşitsizlik ve işsizlik riskini artırabileceğini vurguluyor.

Sendikal Haklar, İş Güvenliği ve Çalışma Koşulları:

2025 yılında limanlarda iş güvenliği, sendikal haklar ve çalışma koşulları, dijitalleşme ve otomasyonun gölgesinde yeniden şekilleniyor. Türkiye’de liman çalışanları, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendiriliyor; ancak yeni hibrit rollerin yasal tanımı ve sosyal hakları henüz netleşmiş değil.

İş güvenliği açısından ise, alternatif yakıtlar (LNG, hidrojen, metanol) ve yeni teknolojilerin getirdiği risklere karşı iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin güncellenmesi şart. Ayrıca, kadınların ve gençlerin liman işgücüne katılımı için özel teşvikler ve eğitim programları geliştirilmesi öneriliyor.

Gelecek Senaryosu: 2026 İçin İşgücü Beklentileri ve Riskler

2026’ya girerken, denizcilik sektöründe nitelikli zabitan ve tayfa açığının devam etmesi bekleniyor. Uluslararası raporlar, küresel ölçekte zabitan açığının 2028’e kadar süreceğini, Türkiye’nin ise hem yerli filoda hem de yabancı filolarda çalışacak nitelikli personel bulmakta zorlanacağını öngörüyor.

Dijitalleşme ve otomasyon, sektörde yeni beceri gereksinimleri yaratacak. Veri okuryazarlığı, siber güvenlik, uzaktan operasyon yönetimi gibi alanlarda eğitim almayan personelin iş bulma şansı azalacak. Eğitim kurumlarının müfredatlarını hızla güncellemesi, sektörün dijitalleşme hızına ayak uydurması gerekecek.

Gençlerin sektöre ilgisi ise, finansal bağımsızlık, sosyal izolasyon ve kariyer belirsizliği gibi nedenlerle düşük kalmaya devam edecek. Sektörün cazibesini artırmak için, daha esnek çalışma modelleri, kariyer gelişim fırsatları ve uluslararası deneyim olanakları sunulması şart.

Limancılıkta 2026 Eleştirel Sorgulama: “Denizcilikte ve Limancılıkta İnsan Unsuru Nerede?”

Bunca veri, rapor ve strateji arasında asıl soruyu sormadan geçmek olmaz: “Denizcilik ve limancılıkta insan unsuru nereye gidiyor?” Otomasyon ve dijitalleşme, gerçekten insanı gereksiz mi kılacak? Yoksa yeni becerilerle donanmış, daha esnek ve yaratıcı bir işgücü mü ortaya çıkacak?

Bir yandan, sektör temsilcileri otomasyonun net iş kaybına yol açmayacağını, aksine çalışanları yeni rollere hazırlayacağını savunuyor. Ancak, yeniden eğitim ve sosyal diyalog mekanizmaları yeterince güçlü değilse, bu dönüşümün kazananı kim olacak? Gençler, denizcilik ve limancılığı bir kariyer fırsatı olarak görmeye devam edecek mi, yoksa “dijital göçmen” olarak başka sektörlere mi yönelecek?

Sendikalar, dijitalleşme ve uzaktan çalışma modellerinin getirdiği yeni sorunlara çözüm bulabilecek mi? Toplu sözleşmelerde “yeniden eğitim” ve “iş güvencesi” gibi güvenceler yer alacak mı? Kadınların ve gençlerin sektöre katılımı için yeterli teşvikler sağlanacak mı?

Ve en önemlisi: Türkiye, denizcilik ve limancılıkta insan kaynağını sadece sayılarla mı, yoksa nitelik, motivasyon ve sürdürülebilirlik ekseninde mi değerlendirecek? Bu soruların yanıtı, sektörün geleceğini belirleyecek.

Sonuç ve Öneriler: “Denizlerde İnsan Gücünün Rotası”

2025 yılı itibarıyla Türkiye’de denizcilik ve limancılık sektörlerinde işgücü, hem küresel hem de yerel dinamiklerin etkisiyle köklü bir dönüşüm yaşıyor. Nitelikli personel açığı, dijitalleşme ve otomasyonun getirdiği yeni beceri gereksinimleri, gençlerin sektöre ilgisizliği ve sosyal uyum sorunları, sektörün önündeki başlıca zorluklar.

Unutmayalım: Denizcilik ve limancılık, sadece teknoloji ve altyapıdan ibaret değil; asıl değer, denizlerde ve limanlarda çalışan insanlarda. Bu insan kaynağını nitelikli, motive ve sürdürülebilir kılmak, Türkiye’nin denizlerdeki geleceğini belirleyecektir diye düşünüyorum.

Saygılarımla..