Yaşadığımız şu kısa hayatın bir sayfasını daha kapatarak yeni temiz bir sayfaya geçmek üzereyiz.

Geçen sene bu zamanlar KIRILMA ZAMANI başlıklı yazımı yazarken 2023 senesinin başında Doğa Ana'nın büyüklüğünü tekrar hatırlattığı o elim, o acı ve bir daha olmamasının dilediğim kadar acı bir kırılma bekleyemezdim.

O büyük depremlerde canlarını kaybetmiş, yaralanmış, evsiz kalmış, travma yaşamış tüm halkımızın acılarını paylaşıyor tekrar unutmamak üzere saygılarım ve tüm derin üzüntülerimle anıyorum. Yaşadığımız coğrafya da deprem gerçeğinin milyonlarca yıldır nefes alışımız kadar değişmez bir gerçeği olduğunu hatırlayarak, bilimin ışığında önlemlerimizi acilen arttırmalı ve bir daha oluşabilecek yeni bir depremin daha çok mağdur yaratmaması için var gücümüz ile önlem almak üzere çalışmalıyız.Bunu tescilli başaran yegane ülkenin Japonya olduğunu biliyoruz. 20 sene sonra Japonya'ya yapmış olduğum ziyarette ise bunu birebir gözlemledim ve o kadim ülkeye tekrar hayran kaldım. Sadece depreme karşı alınan önlemler dışında insan hayatını, yaşam kalitesini ve doğaya olan saygıyı mükemmele doğru taşımaya devam ediyorlar.

Japonya ve Türkiye Cumhuriyeti arasında oluşturulabilecek üst düzey deprem hazırlıkları, önlemleri strateji paylaşımı gibi insan hayatını gözeten bir iş birliği çalışma grubu oluşturmaz mıyız?  Takdiri yüce devletimize bırakıyorum.

Hemen arkasından önemli bir seçim geçirdik, vatandaşlarımızın ülkemiz adına en doğru kararı sandıkta verdiğini düşünüyorum. Seçim sonuçlarında siyaseten herkes kendisine verilen mesajı gördü, demokrasi adına yavaş ama önemli bir ilerleyiş içerisindeyiz. 600 senelik Monarşi yönetiminin ardından Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde çok kısa zamanda devrim niteliğinde geçtiğimiz halkın kendi kendini yönetim biçimi Cumhuriyet'mizin 100. Senesini yaşıyoruz. Bu tarihi kazanımın artık hepimiz tarafından çok daha fazla özdeşleştiğini 29 Ekim 2023 Cumhuriyetimizin 100. Yıl kutlamalarında ülkemizin dört bir yanında hissetmek bana hem büyük mutluluk hem büyük gurur, hem de büyük bir umut verdi.

Unutmayalım ki toplumlarda büyük devrimlerin sindirilmesi ve içselleşmesi uzun bir zaman alır ve artık Cumhuriyet'in bizim değişilmez ve değiştirilemez yaşam biçimimiz olduğu bu sene ile tamamen tescillenmiştir. '

'Yaşa Türkiye Cumhuriyetimiz sen çok yaşa''

Toplum siyaseti arkasından toplum refah durumuna bakarsak ise ekonomik anlamda geçmişte verilen hatalı kararların zor sonuçları ile yüzleşmeye devam ediyoruz. 30 sene sonra gelen hiper enflasyon maalesef toplumun orta ve alt kısmını hırpalamaya devam ediyor. Orta direk diye tabir ettiğimiz toplumumuzun büyük bir kısmını oluşturan toplumumuzun bel kemiği kesimimizin ekonomik anlamda hızlı alım gücü düşüşüne şahit oluyoruz. Geçim sıkıntısı toplumun büyük bir kısmında en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik büyümenin sadece nicelik / çoğulcu üretim ile olamayacağını içselleştiriyoruz. Nitelikli, çevre dostu ve katma değeri yüksek üretim modeline geçmek zorundayız. Sanayi toplumlarının robot, yazılım, çevreye duyarlı teknoloji toplumlarına geçiş yaptığı "zorunda olduğu", organik tarımı tekrar hatırladığı ve nano teknolojiye kadar indirgediği bir süreçte bizim halen eski düzen devam edemeyeceğimizi gerekli zorluklara sabırla, yapısal reformlarla destekleyerek hızlandırmamız zaruri olduğunu kabul etmeliyiz. 

Bunu da Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal'in fikirleri ışığında bir eğitim modeli ile başarabiliriz. Eğitim sadece daha fazla üniversite mezunu sağlamak ile olmadığını/ olamadığını ise her sene Dünya Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği örgütü (OECD) tarafından dünya çapında uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı ( PISA ) sonuçlarında görüyoruz. Maalesef; fen, matematik ve okuma da dünya ortalamasının altındayız ve her sene sonuçların daha da olumsuz gelmesi sistemin acilen bir yapısal reforma ihtiyaç duyduğunun göstergesi niteliğinde.

Ayrıca bunun yanında herkes üniversite mezunu olmak zorunda mıdır tabi ki hayır. Ülke sanayisinde, tarım ve hayvancılığında ara eleman açığı gün ve gün büyümeye devam etmektedir.

Kendi Denizcilik sektörümüzden bir örnek verelim; Tuzla tersanelerinde deneyimli sertifikalı kaynakçı, elektrik formeni, mekanik ustası, motor ve şaft ustası, üniversite mezunu genç mühendislerin 4-5 katı maaş almaktadırlar. Arz/talep dengesi maalesef gözetilmeden alınmış uzun vadeli eğitim kararların sonuçlarında her sektörde iş bulamayan veya çok cüzi maaşlar ile çalışmak zorunda kalan üniversite mezunu veya eğitim aldığı bölümün işini sürdüremeyen ve belki de mutsuz çalışan yüzbinlerce insan yaratmıştır. Bu ülkemizin ekonomik geleceği adına sürdürülebilir değildir.

Sektörümüzde eğer ticari olarak sürdürülebilir iyi bir gelecek istiyorsak, Bakanlığımızın, Deniz Ticaret Odamızın, Denizcilik Fakültelerimizin, Denizci Sivil Toplum Kuruluşlarımızda oluşacak kurulların öncü olacağı sektörümüzün geleceğini ileriye götürecek çağdaş ve gerekecek iş gücüne göre istihdam sağlayabilecek eğitim modelleri / kurumları oluşturacak bir yeni hikayeye ihtiyacımız var.

Aksi halde sektörümüzün en büyük pozitif avantajı olan global durumu sektöre yeni katılan üniversite mezunlarını da yurtdışına kaptırma riskimiz her geçen gün artmaktadır.

Dünya ticaretine baktığımızda ise Taht Kavgaları (Game of Thrones) toplumların refahını arttırmayı başaramadan arzu edilen küreselleşmenin kalıcı olamayacağı, adaletli bir gelir dağılımı yaratılamadan dünya ticaretinin bazen 2 ileri 1 geri, bazen 1 ileri 2 geri şeklinde zikzakların, patinajların artmaya devam ettiği, 7-10 ülkenin toplum refahlarının korunduğu ama geri kalan dünya nüfusunun umutsuzluğa doğru sürüklendiği sistemin yanlışlarının üstüne örtme çabası devam ediyor.

Hatta bu patinaj son yıllarda tekerleri o kadar ısındırdı ki 2 teker patladı bile.

İşte o Taht kavgalarının büyümesi ile tetiklenen hemen yakınımızdaki savaşlar yine sadece masumların canlarını almaya devam ediyor.  

Tarihin ispatladığı gerçeği tekrar hatırlayalım; " Savaşlar sadece ekonomik nedenler ile çıkar!"

Dünya siyaseti ve refahı demişken geleceğimizin en büyük en önemli tehdidi olan küresel iklim değişikliğini sona bıraktım.

Doğal afetler artmaya devam ediyor, iklim değişikliği kendini her alanda farklı şekilde daha güçlü hissettirmeye devam ediyor.

Ya kendini kuraklık olarak gösteriyor, ya sel ya yangın ya hortum ya da daha büyük fırtınalar, siklonlar...

Hepsinin ortak özelliği her sene daha çok, daha güçlü ve daha yıkıcı olmaları!

Sadece bu sene Dünya da milyonlarca insan doğal afetlerden hayatını kaybetti. Akdeniz de Medicane (Akdeniz Kasırgası) şans eseri ülkemize gelmeden sona erdi, komşu Yunanistan da yüzlerce insan, Libya on binlerce insanın canına ve yüzbinlerce insanın malına mal oldu.

2024 senesi ülkemizi vurmayacağını kimse garanti edemez. Bir an önce Denizcilik Sektörümüz içerisinde ülkemizde yeni kurulan İklim Değişikliği Başkanlığı ile koordineli çalışacak birim, birimler oluşturmalıyız.

Yeni yıl öngörülerim ve dileklerim hep birbirine bağlı...

PARA İSTİYORSAK BARIŞ

BARIŞ İSTİYORSAK ADALET,

ADALET İSTİYORSAK REFAH,

REFAH İSTİYORSAK BİLİM,

BİLİM İSTİYORSAK FİKİR,

FİKİR İSTİYORSAK ATAMIZIN ASIRLARA SIĞMAYAN MİRAS BIRAKTIĞI FİKİRLERİ

IŞIĞIMIZ OLSUN…

Sağlıklı, mutlu ve sevgi dolu yeni bir yıl dilerim.

Kapt. Ali Burçin Eke