izmir escort izmir escort bursa escort izmir escort bayanlar antalya escort izmir escort

izmir escort bursa escort kızlar bursa escort bayan istanbul escort istanbul escort bayan

Advert
Advert

porno porno porno

Alp Kırıkkanat yazdı: Küresel donanma ağı

ABD’nin 2015 yılında yayınladığı ‘‘21.Yüzyılın Deniz Gücü için Bir İş Birliği Stratejisi’’ (A Cooperative Strategy for 21st Century Seapower) isimli ya da bir diğer adlandırmayla ‘‘21.Yüzyıl Deniz Gücü Stratejisi’’ dokümanı, dünyadaki jeopolitik değişikliklere bağlı olarak Amerikan donanmasının nasıl geliştirileceği, konuşlandırılacağı ve kritik deniz sahalarının, geçitlerin ve limanların nasıl kontrol altında tutulması gerektiği sorularına cevap arayan mahiyette yazılmıştır.

Alp Kırıkkanat yazdı: Küresel donanma ağı
Alp Kırıkkanat yazdı: Küresel donanma ağı Editör
Advert

ABD’nin 2015 yılında yayınladığı ‘‘21.Yüzyılın Deniz Gücü için Bir İş Birliği Stratejisi’’         (A Cooperative Strategy for 21st Century Seapower) isimli ya da bir diğer adlandırmayla ‘‘21.Yüzyıl Deniz Gücü Stratejisi’’ dokümanı, dünyadaki jeopolitik değişikliklere bağlı olarak Amerikan donanmasının nasıl geliştirileceği, konuşlandırılacağı ve kritik deniz sahalarının, geçitlerin ve limanların nasıl kontrol altında tutulması gerektiği sorularına cevap arayan mahiyette yazılmıştır. Dokümanın ‘‘Kuvvet Tasarımı; Geleceğin Gücünün İnşası’’ başlıklı 4. bölümünde yer alan alt kısımlarda tasarlanan deniz kuvveti; “esnek, çevik ve hazır güç”, “personel”, “konseptler” ve “yetenekler” başlıkları altında incelenmiştir. Bu kısımlar içerisinde, konseptler alt başlığı altında toplam 7 ayrı konsepte yer verilmiştir. Bunların arasında en dikkat çekenlerden birisi “küresel donanma ağı” konulu konsept olup, diğerlerine nazaran niyet ve maksadı itibarıyla daha öne çıktığı görülmektedir. Söz konusu konseptte, müttefikler ve iş birliği yapılabilen ülkelerle güvenlik iş birliğinin derinleştirilmesi vasıtasıyla küresel donanma ağları kavramlarının geliştirilmesinden bahsedilmektedir. Dokümanda dile getirilen “küresel donanma ağı” ile;

- Müttefik ve ortak güçlerin, uçak gemisi ya da amfibi görev gruplarının eğitimlerine, hazırlık tatbikatlarına ve konuşlanmalarına entegre edilerek müşterek konuşlanma yapılarının genişletilmesi,

- Müttefikler ve ortaklar arasındaki muharebe etkinliğinin artırılması, özellikle Avrupa, Hint-Asya-Pasifik bölgelerinde icra edilmesi düşünülen amfibi türü harekatta müşterek çalışmayı geliştirici mahiyette; karmaşık ve kapsamlı tatbikatların icra edilmesi ve personel değişimi, istihbarat paylaşımı ile gizli olan ve olmayan ağlar üzerinden genel taktik resmin ortaya çıkarılması faaliyetlerinin genişletilmesi,

- Egemenliği, ekonomiyi, güvenliği, savunmayı ve hukuki yaptırım konularını ilgilendiren ve birleşik harekat, bilgi değişimi, kaçakçılıkla mücadele, deniz güvenliği, ani müdahale ve balıkçılığın korunmasında çok uluslu iş birliğini teşvik edeceği düşünülen bölgesel ve uluslararası toplantıların izlenmesi hedef alınmıştır.

Dikkat edildiği takdirde; bir kısım ülkelerin donanmalarıyla birlikte icra etmeyi düşündüğü faaliyetlerde, amfibi harekat etkeni öne çıkmaktadır. Uçak gemisi görev gruplarını her deniz alanında kullanılamayacağı dikkate alındığında, amfibi ağırlıklı görev gruplarının; iç, kenar ve açık deniz alanları da dahil olmak üzere farklı deniz harekat sahalarında esnek bir planlanma ve kullanım avantajı vereceği aşikardır.  ABD’nin bu anlamda birçok yerde, değişik harekat desteği verebilen büyük tonajlı ve uçar unsurları da bünyesinde bulunduran çok maksatlı amfibi hücum gemileri, benzerleri ve bileşen unsurlarıyla çok uluslu birleşik görev grupları oluşturulmasını gündemine almaya çalıştığı görülmektedir. Her ne kadar kendisi küresel boyutta güç intikal yeteneğine sahip olsa da; konseptte yer alan personel değişimi, istihbarat paylaşımı ve genel taktik resmin ortaya çıkarılması gibi hususlardan anlaşılacağı üzere, ortaklık yapacağı bir çok ülkenin donanmasının imkan ve kabiliyetlerinden de değişik maksatlarla faydalanmayı düşündüğünü söyleyebiliriz. Özellikle Hint-Asya-Pasifik bölgesindeki jeopolitik değişimlere bağlı olarak, bir kısım bölge ülkelerinin katkılarıyla, deniz sahalarının, deniz yetki alanlarının ve kritik geçitler ile limanların gözetim altına alınması ve gereğinde müdahale edilmesi yeteneğine ulaşmak istediği anlaşılmaktadır.

NATO üyesi ülkelerin yanı sıra, konseptte belirtilen ortak ülkelerin; öncelikle Hint-Asya-Pasifik bölgesinde bulunan ve kendisine müzahir saydığı ülkeler olduğu anlaşılmaktadır. ABD’nin uzun zamandır konsantrasyonun bu bölge üzerinde olduğu bilinmektedir. Ortak saydığı ülke/ülkelerin bir kısım donanma unsurlarını önce kendi deniz görev grupları içerisinde bir intibak eğitimine tabi tutup, tatbikatlarla çok uluslu bir görev grubu şeklinde hazırlayarak bir sonuca gitmeyi amaçlamaktadır. Bu sadece denizde olacak bir faaliyet de değildir. Bunun sahildeki kalıcı ve/veya geçici deniz üsleriyle de desteklenmesi gerekecektir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölgede güçlenmesi ile Kuzey Kore’nin askeri faaliyetleri, ABD’nin bölgedeki ortak saydığı ve kendine taraf olabilecek ülkelerle hareket etme ihtiyacını daha da artırmaktadır. Japonya, Güney Kore, Filipinler, Tayvan ve Avustralya ile Pasifik Okyanusunda değişik maksatlarla yapmış olduğu ikili deniz tatbikatlarını da bu kapsamda değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Özellikle başkan Obama döneminde bu konu, bir kısım kaynaklarda;

‘‘…müttefikleri ve ortaklarıyla gerçekleştirdiği gerçek görevlere yönelik eğitim ve uygulamalar, onların da kapasitelerini geliştirmelerini sağlamaktadır. Bu türden bir angajman aynı zamanda, hukukun üstün olduğu, anlaşmazlıkların güç kullanmadan çözülebildiği ve ticaretin engelsiz aktığı bir dünya vizyonunun paylaşımını da desteklemektedir…’’

şeklinde izah edilmeye çalışılmıştır.

Bölgemizde ise buna benzer faaliyetler, ABD tarafından Rusya Federasyonuna karşı, Karadeniz’de yürütülmeye çalışılmaktadır. 1990’ların sonlarından itibaren, NATO şemsiyesi altında başlayan ‘Barış İçin Ortaklık’ projesi, her ne kadar günümüzde farklı isimlerle devam etse de, son zamanlarda ABD, ittifak dışı hareket ederek kendi konsepti kapsamında Karadeniz’de bir kısım sahildar ülkelerle temaslarını yoğunlaştırarak inisiyatif almaya çalışmaktadır. Diğer yandan Türkiye, Karadeniz’de barış ve istikrarın idamesi maksadıyla, bölgesel iş birliği faaliyetlerinin artırılması ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi çerçevesinde sahildar ülkelerin katılımı ile çok uluslu bir deniz kuvvetinin oluşturulmasında inisiyatif alarak, Karadeniz Donanma İş Birliği Görev Grubunun (BLACKSEAFOR- Black Sea Naval Co-operation Task Group) kurulmasına ön ayak olmuştur.

Ancak, Montreux Boğazlar Sözleşmesini zorlayıcı mahiyette, Karadeniz’de harp gemisi faaliyetlerini sıklaştıran ABD’nin, bu bölgedeki planlı NATO manevralarının dışında, sözleşme gereği 21 günlük kalış süresini uzatabilmek için farklı gemilerle değişik zamanlarda konuşlanarak, adeta rotasyonel bir faaliyet ile varlığını sürdürmeye çalıştığı görülmektedir. Örneğin en son 18 Mart 2018 tarihinde, ABD Deniz Kuvvetleri 6. Filo Komutanlığı bağlısı olduğu bildirilen USS Oak Hill (LSD-51)’in, Gürcistan'ın Batum limanına geldiği bilgisi açık kaynaklarda yer almıştır. Bu kaynaklarda geminin geliş sebebi tatbikat olarak gösterilse de, daha çok bir liman ziyareti mahiyetinde olduğu anlaşılmaktadır. USS Oak Hill (LSD-51), havuzlu çıkarma  sınıfı (Landing Dock Ship-LSD) bir gemi olup bununla birlikte, Gürcistan’ın kıyı emniyetine yönelik küçük tonajlı avcı botları dışında bir deniz kuvveti olmadığı da dikkate alındığında; ABD’nin küresel donanma ağı konseptinin safhaları kapsamında, bu ikili ortaklığın henüz eğitim ağırlıklı olduğu söylenebilir. 6.Fionun resmi internet sitesinde, bahse konu geminin Karadeniz’deki harekatının amacı; hem deniz güvenliğini ve kararlılığı güçlendirmek hem de müttefikler ve ortaklar arasındaki donanma imkan ve kabiliyetlerini birleştirmek olarak belirtilmiştir. Bu ifadeler ABD’nin ‘‘21.Yüzyıl Deniz Gücü Stratejisi’’ dokümanında açıkladığı küresel donanma ağı konseptinin maksatlarıyla örtüşmektedir. Ancak aynı internet sayfasında, Amerikan donanmasının Karadeniz’deki rutin faaliyetlerinin Montreux Boğazlar Sözleşmesi ve uluslararası hukuka uygun olarak icra edildiği de ifade edilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında; ABD’nin Batum limanına 16.700 tonluk amfibi gemiyi göndermesi, ortağının öncelikle eğitim alt yapısını destekleyerek, müteakip dönemlerde malum konseptin diğer safhalarına temel teşkil edecek malzeme ve personel desteğini sağlamaya çalıştığı ihtimalini ortaya koymaktadır. Nitekim, böyle bir liman ziyareti farklı sınıfta bir gemiyle de yapılabilirdi. İki gün sürdüğü bildirilen söz konusu liman ziyareti esnasında, Gürcistan'ın Acara Özerk Cumhuriyeti Hükümeti Başkanı Zurab Pataradze basına verdiği demeçte, geminin ABD ile Gürcistan arasında güvenlik alanındaki iş birliği kapsamında Batum limanına geldiğini söyleyerek,

‘‘Avrupa-Atlantik entegrasyonu yolunda bulunan Gürcistan ve genel olarak Karadeniz bölgesinde güvenliğin sürdürülmesi için benzer liman ziyaretleri çok önemli’’

ifadesini kullanmıştır. ABD’nin küresel donanma konsepti ile bu bölgede varmak istediği siyasi hedef, Pataradze’nin söylediği gibi, bölgedeki bir kısım ülkelerin Avrupa-Atlantik entegrasyonunu sağlamak olabilir mi ?  Pataradze’nin cümlesi başlı başına ayrı bir inceleme konusu olmakla birlikte; netice itibarıyla, ABD’nin küresel donanma konsepti inisiyatifinin önümüzdeki dönemlerde, Karadeniz’de Montrö Boğazlar Sözleşmesini daha da zorlayabilecek olası faaliyetlerinin habercisi niteliğindedir.

Diğer yandan; 18 Şubat 2018 tarihinde NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2 unsurlarının İstanbul ziyareti sırasında, HMS Duncan (D37)’da bir basın toplantısı düzenlenmiştir. Bir gazetecinin;

‘‘USS Ross ve USS Carney, boğazlardan geçerek Karadeniz'e çıkmıştır. Neden daha önce ABD gemileri, sizin kuvvetinize Karadeniz'de katılmamıştır?’

sorusu üzerine, görev grubu komutanı;

‘‘ABD Deniz Kuvvetleri'nin gemi hareketleri konusunda bir yorum yapmam mümkün değil, ABD'nin milli politikası’

yanıtını vermiştir. Diğer bir soru ve komutanın verdiği cevap ise daha da dikkat çekicidir. 

‘‘Neden Amerika siz burada NATO olarak bulunurken, orada milli olarak bulunmayı tercih ediyor ?’’ sorusuna karşılık, görev grubu komutanı,

‘‘NATO'nun Karadeniz'deki görevine ilişkin olarak da NATO Genel Sekreteri'nin ifade ettiği gibi Karadeniz'de seyir emniyeti, seyir güvenliği ve bağımsız seyir yapma özgürlüğünü sağlamak. NATO da Karadeniz'de, açık denizde, seyir özgürlüğünün sağlanması için senede birkaç kez karakol yapmaktadır’

şeklinde cevap vermiştir. Bu soru ve cevapların yorumu için elbette daha çok bilgiye ihtiyaç olduğunu değerlendiriyorum. Sadece açık kaynak bilgilerinden bu karşılıklı soru cevapları değerlendirmek, bizi yanlış sonuçlara götürebilir. Ancak şunu da söylemeliyim ki, görev grubu komutanının ifadesiyle;

‘‘…seyir emniyeti, seyir güvenliği ve bağımsız seyir yapma özgürlüğünü…’

Karadeniz’de kısıtlayan unsurların ne olduğu konusu, bahse konu basın toplantısında maalesef sorulmamıştır.

Genellikle Hint-Asya-Pasifik bölgesinde görülen seyir emniyetini tehlikeye düşüren  deniz haydutluğu faaliyetlerinin Karadeniz’de yaşanmadığını ve Rusya Federasyonun kıyıdaş olan/olmayan ülke gemilerine görünür herhangi bir engellemesinin de bulunmadığı dikkate alındığında; o halde, Görev Birlik komutanı ne demek istemiştir ? ABD’nin küresel donanma konsepti anlayışının bir kısım müttefikleri tarafından da destekleniyor olabileceği ihtimali tabi ki vardır. Özellikle İngiltere ile birçok stratejik konuda ortak hareket ettikleri bilinmektedir. Halihazırda Rusya’ya rağmen zor gözükse de, Montreux Boğazlar Sözleşmesinin özellikle Karadeniz’de kalış süresinin uzatılmasına yönelik olarak; ilk bulacakları uygun fırsatta olası bir uluslararası girişimin başlatılma ihtimalini göz ardı etmemek gerekir. Basın toplantısında görev grubu komutanının yukarıdaki sorulara verdiği cevaplardaki ip uçları, bu anlamda dikkate alınmak zorundadır.

Anılan konseptin uygulama şekline uygun diğer bir örnek; Doğu Akdeniz’de 08 Mart 2018 tarihinde açık kaynaklara yansıyan ABD ile İsrail arasında yapılan Juniper Cobra 2018 isimli bir eğitim tatbikatıdır. Bu tatbikat öncesinde Pentagon’dan yapılan açıklamada;

‘‘Iwo Jima Amfibi Hazırlık Grubu ve 26’ncı Deniz Sefer Birliği 6’ncı Filo görev bölgesine düzenli bir program görevi üzerine gönderilmiştir. Wasp sınıfı Ambifibi USS Iwo Jima ve Deniz Sefer Birliği dahil beraberindeki Amfibi Filosu 6 Mart’ta Juniper Cobra 2018 tatbikatına katılmak üzere İsrail’e vardı’’

denilmiştir.

İsrail Silahlı Kuvvetlerinin alt yapısı ve tecrübeleri dikkate alındığında; bu tarz amfibi ağırlıklı bir deniz tatbikatının malum konseptteki anlamını, iki ortağın askeri ilişkilerini tekamül ettirmesi şeklinde açıklayabiliriz. 6.Fionun resmi internet sitesinde 06-13 Mart 2018 tarihlerinde icra edilen Juniper Cobra 2018 (JC18) tatbikatında tarafların karşılıklı olarak, günümüz modern muharebe sahalarıyla ilişkili harp taktiklerini istişare ettikleri ifade edilmiştir. Diğer yandan, tatbikat senaryosu kapsamında USS Iwo Jima (LHD-7)’dan Palmachim isimli sahile takribi 500 deniz piyade askeri ve 610 ton malzemenin intikali gerçekleştirilmiştir.

Aynı internet sitesinde; İsrail’de bulunan Iwo Jima Amfibi Hazırlık Grubunun, USS Iwo Jima (LHD-7), USS New York (LPD-21) ve USS Oak Hill (LSD-51) gemilerinden müteşekkil olduğu görülmektedir. 18 Mart 2018 tarihinde Gürcistan’ın Batum limanını ziyaret eden gemi de yine bu görev grubuna bağlı USS Oak Hill (LSD-51)’dir ve ayrıntıları yukarıdaki paragraflarda açıklanmıştır.

Ancak bunun ötesinde, bir kısım Rus donanma unsurlarının Tartus limanı ve çevresinde bulunması, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları üzerinde çok uluslu bir anlaşmazlığın çatışmaya dönme riski ve Türkiye’nin Afrin harekatı sonrasındaki olası gelişmeler, ABD’nin bir kısım deniz unsurlarıyla bölgede bulunmasını teşvik etmiştir. Doğu Akdeniz, ABD’nin malum konsepte en ihtiyaç duyduğu alanlardan birisidir.

Peki, bahse konu konseptin günümüzde her deniz alanı için işlerliği sağlanabilir mi ?

Karadeniz örneğinde, ABD’nin sadece kendi kararlarıyla yakın dönemde bu konsepte işlerlik sağlaması zor gözükse de, Iwo Jima Amfibi Hazırlık Grubu ve olası benzerleri ile Karadeniz’deki faaliyetlerini düzenli bir program kapsamında devam ettirmektedir. Rutin bir görev haline geldiği görülen bu görev gruplarının, taraf ve müttefik görülen bir kısım sahildar ülke/ülkelere, kalıcı savunma alt yapılarını sağlamaya yönelik eğitim, personel ve malzeme transferlerini sürdürecekleri düşünülebilir. Montreux Boğazlar Sözleşmesi gereği Karadeniz’deki 21 günlük kalış süresi, şimdilik ABD’nin faaliyetlerine bir engel teşkil etmemekle birlikte, bu sınırlandırmanın önümüzdeki dönemde esnetilmesi yönünde bir kısım girişimlerde bulunabileceği göz ardı edilmemelidir. Karadeniz’de bulunma maksatları için değişik yer ve zamanlarda yapılan ‘‘…deniz güvenliğini ve kararlılığı güçlendirmek…’’ ya da ‘‘…seyir emniyeti, seyir güvenliği ve bağımsız seyir yapma özgürlüğünü sağlamak…’’ gibi ifadeler zorlama ifadeler olup gerçeği yansıtmamaktadır. Şimdiden, akla hayale gelmeyen sebeplerin icat edilebileceği bir durum senaryosuna karşı hazırlıklı olmanın faydalı olacağı görülmektedir.

Hint-Asya-Pasifik bölgesi örneğinde ise, deniz alanlarının büyüklüğü itibarıyla daha çok hedef karanın ya da kritik geçitlerin yaklaşma sularında kıyıya yakın harekat yeteneklerini bölgedeki ortaklarıyla birlikte artıracak şekilde görev gruplarını ya da birliklerini ortaklarıyla işler hale getirmeye çalıştığı ortadadır. Bu bölgede küresel donanma ağını nispeten kurmuştur diyebiliriz. Ancak buna rağmen, son bir yıl içinde 7.Filo bağlısı gemilerin başına gelen kazaların ve komutanların görevden alınması gibi olayların sonrasında, ABD’nin kendi içinde yeni bir eğitim planlamasına gideceği duyurulmuştur. Ortaklarından biri olarak gördüğü Japonya ile Kasım 2017’de ikili bir tatbikat sırasında da, Amerikan ve Japon harp gemileri çarpışmıştır. İlk bakışta bu kazalar denizde her zaman olabilir denilse de, yarattığı sonuç dikkate alınmalıdır. Arka arkaya olan bu olaylar, eğitim ve organizasyon eksikliğini ve prestij kaybını gündeme getirmektedir. Kağıt üzerinde her ne kadar büyük hedefler olsa da, icrası o kadar kolay olmamaktadır.

Diğer yandan Doğu Akdeniz örneğinde; ABD’nin İsrail ile küresel donanma ağı projesi hedefleri kapsamında ileri boyutta bütünleşmiş olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Geçmişten gelen sıkı ilişkiler, küresel donanma ağı çerçevesinde diğer bölgelerde karşılaştığı bir kısım sıkıntıları burada yaşamamasına neden olmaktadır. İsrail ile birlikte konsepte uygun amfibi ağırlıklı ikili deniz tatbikatları yapması, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları sorunları ile Orta Doğu’da devam eden başta Suriye iç savaşı gibi sorunlar karşısında muhataplarına siyasi mesajlar verdiğini göstermektedir. Ancak gerek Karadeniz’de, gerekse Doğu Akdeniz’de, müttefiki olan Türkiye’nin deniz alaka ve menfaatlerinin bir kısım konularda kendisiyle çelişiyor olması, kuzey Suriye’de yürütülen Afrin harekatı ve sonrası ile Pasifikteki yoğun konsantrasyonu, ABD’yi sıkıştırmaktadır.

2015 yılında yayınlanan ‘‘21.Yüzyıl Amerikan Deniz Gücü Strateji Belgesi’’nde imzası bulunan Amerikan eski Donanma Bakanı Ray Mabus’ın yazdığı ön sözün daha ilk paragrafında;

‘‘…Denizden gelerek, daha kısa sürede ulaşırız, daha uzun süre kalırız, gereken her şeyi yanımızda getiririz ve kimsenin iznini almak zorunda değiliz…’’

şeklinde bir ifade kullanmış olması dikkate alındığında, dokümanda açıklanan küresel donanma ağıyla ne yapılmaya çalışıldığı daha bir önem kazanmaktadır. Bu belgedeki ruh, ABD’nin 2017 yılında yayınladığı ‘‘Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’’ dokümanında da devam eder mahiyettedir. Küresel donanma ağının, ‘‘…kimsenin iznini almak zorunda olmadıkları…’’ yerlerin dışında uygulanmaya çalışılması kendileri açısından daha tutarlı gözükmektedir. İzin gereken yerlerde ise, izni gerektiren kısıtlamalar için diplomatik çaba ya da maksada ilişkin olası sebepler yaratılması metotları uygulanmaktadır.

ABD’nin dünyanın bütün denizlerinde, sadece kritik yerler için bile olsa, istediği kaplama alanını oluşturması zordur ve bir maliyeti de olacaktır. Bu maliyet, şimdilerde ABD kamuoyunda yeni silah sistemleri ve yeni gemiler üzerinden hesap edilmeye çalışılmaktadır. Kısa dönemde bu hedeflere şimdilik ulaşması zor gözükmektedir.

Konsept uygulaması kapsamında; ABD açısından bir problem daha vardır. O da; bir kısım ülkelerin 15-20 yıl öncesindeki gibi savunma alanında ABD ve benzeri güçlere, kendilerini bağımlı hissetmemeleridir. Artık, bazı ülkeler için ihtiyaç duyulan silah, cihaz, sistem ve materyalin dizaynı ve üretiminin yerli orantısal büyüklükleri her geçen gün artmaktadır. Ancak bu da; onunla her alanda başa çıkılacağı anlamını taşımamaktadır. Bir kısım ülkelerin askeri güç ve/veya diğer milli güç unsurlarıyla, ABD’nin küresel donanma konseptinde dikte edilen deniz görev gruplarına ortak olarak dahil olmaları, sonsuza kadar bu desteği sürdürecekleri anlamını da taşımamaktadır. Bu ihtimal, Karadeniz’deki sahildar ülkelerin bir kısmı için geçerli olmamakla birlikte, Hint-Asya-Pasifik bölgesinde daha beklenen bir olasılıktır.

Diğer yandan; şimdiki ABD üst yönetiminin zaman zaman çelişkili ve bazen tutarsız açıklama ve kararları müttefikleri açısından kaygı yaratmaktadır. ABD başkanı Trump’ın açıklamaları ile devletin resmi yetkililerinin ifadeleri çoğu zaman birbirini tutmamaktadır. Bununla birlikte, Başkan Trump,  24 Mayıs 2017 tarihinde Brüksel’de yaptığı konuşmada, 28 NATO üyesinin 23'ünün hala savunma alanında yapması gereken katkıyı gerçekleştirmediğini, müttefiklerin kendi paylarına düşen katkıyı sağlamamalarının, vergi ödeyen Amerikan halkına büyük bir haksızlık olduğunu ifade etmiştir. Trump ayrıca, son sekiz yıl içinde ABD'nin savunma alanında yaptığı harcamaların tüm NATO müttefiklerinin toplam harcamasından daha fazla olduğunu da savunmuştur.

Sonuç olarak; müttefikler için hal bu yönde iken, ikili askeri iş birliğinde bulunduğu ortaklar açısından da durumun muhtemelen farklı olmayacağı ihtimali yüksektir. 69 yıllık bir geçmişe sahip NATO içinde bile tartışma yaratan Trump’ın konuşması, ABD başkanının meselelere öncelikle maddi açıdan baktığını ortaya koymaktadır. Netice itibarıyla; NATO görev grubu komutanının İstanbul’da Karadeniz’le ilgili tartışma yaratacak sözlerini değerlendirirken, NATO’nun Trump’ın sözleri kapsamında neleri tartıştığını da dikkate almamız gerekir. ABD’nin her zaman ve her yerde müttefikleriyle anlaşma zemini bulamayacak olması ihtimali, küresel donanma ağı konseptinin gelecekteki işlerliğini ve diğer ortakları nazarında da güvenirliğini tartışmalı hale getirebileceği kuvvetli bir olasılık olarak ayrıca değerlendirilmelidir. Diğer yandan, bahse konu konseptin Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki işlerliğini sağlamaya yardımcı olmak amacıyla, özellikle bir amfibi görev grubunun bir plan dahilinde faaliyetlerini sürdürdüğünü de göz ardı etmememiz gerekmektedir. 

 

Kaynaklar:

http://www.navy.mil/local/maritime/150227-CS21R-Final.pdf

http://www.gif.org.tr/dusundurenler/obama%E2%80%99nin-yeni-kuresel-durusu-abd%E2%80%99nin-yurtdisinda-konuslanmis-birliklerinin-mantigi-michele-flournoy-ve-janine-davidson

http://www.7deniz.net/haber/48750/abd-savas-gemisi-ortak-deniz-tatbikati-icin-gurcistanda.html

http://www.c6f.navy.mil/news/iwo-jima-26th-meu-conducts-port-visit-haifa

http://www.c6f.navy.mil/news/uss-oak-hill-26th-meu-depart-black-sea

https://www.dvidshub.net/news/268555/joint-us-israel-exercise-juniper-cobra-2018-officially-underway

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abd-savas-gemisi-gurcistanda-40775912

http://www.dw.com/tr/trump-br%C3%BCkselde-natoyu-ele%C5%9Ftirdi/a-38986528

 

Alp Kırıkkanat / Paragon Teknoloji A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı

alp.kirikkanat@paragonteknoloji.com

 

7DENİZ

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
atasehir escort
istanbul trabzon evden eve nakliyat